ABD, 2.Dünya Savaşından itibaren, bir yandan serbest piyasa ekonomisini tüm dünyada geçerli kılmaya çalışırken, diğer yandan Marksizm?in temelini oluşturan materyalist felsefeye karşı, dini önemli bir silah olarak görmüş ve kullanmaya karar vermiştir.
1946 Truman Doktrini ile birlikte, Türkiye?de Köy Enstitülerinin şekil değiştirmeye başlaması, aynı yıl ilkokullara din dersi konulması, türbelerin ziyarete açılması, 1950?de DP?nin ilk icraatlarından biri olan ezanın Arapça okunması yasa tasarısına CHP?nin de destek vermesi gibi olayların hiçbiri ?tesadüfî? değildir.

1973 Vietnam yenilgisinden sonra ABD, bu politikası ile çok güçlü bir şekilde Asya?ya yöneldi. Endonezya-Filipinler-Malezya-Pakistan-Hindistan-Afganistan-Irak-Türkiye-Mısır-Cezayir bu politikadan doğrudan etkilendiler.
Nixon ile beraber 1970?li yılların başından itibaren yaratılan ?Siyasal İslam?,
?Yeşil Kuşak? adı verilen bu hareketle, ?Yeşil Sermaye? ve ?İslami Bankacılık? gibi yeni kavramları ortaya çıkardı. Müslüman ülkelerde İslami partiler (Necmettin Erbakan?ın Milli Nizam Partisi) hızlı bir şekilde güç kazanmışlar,
bu arada İslam Dünyası da ciddi bir değişim göstermeye başlamıştır.

1979 yılında Sovyetler Birliğinin Afganistan?ı işgali ile başlayan süreçte ise Siyasal İslam farklı bir boyut kazandı, ABD destekli mücahitler, Afganistan?da askeri bir güç oldular.
Sovyetlerin Afganistan?dan çekilmesinin ardından mücahitlerin siyasal bir güce dönüşmesi ve Afganistan?da ?TALİBAN? adıyla iktidara gelmesi ile
Siyasal İslam?ın, İslam toplumlarını getirdiği korkutucu nokta ortaya çıkmıştır.

İslam dünyası, tarihi gelişim içinde incelendiğinde, en önemli değişimi
20. Yüzyılın ilk çeyreğinde, Türk Kurtuluş Savaşından sonra yaşamıştır.
Mustafa Kemal?in önderliğinde, emperyalizme karşı verilen kurtuluş savaşı ve onu takiben kurulan ?Lâik Cumhuriyet?, Türk Ulusunun kimliğini yitirmeden batı devletleri arasında saygın bir yere sahip olması, 1920?lerden itibaren pek çok İslam ülkesine örnek olmuştu.
1950?lerde, Cezayir?den-Tunus?tan-Mısır?dan Irak?a, Pakistan?dan-Afganistan?dan Endonezya?ya, neredeyse tüm İslam ülkelerinde, Atatürk?ün yaktığı meşale parlıyor, bu ülkelerin reform çalışmalarına Türkiye örnek oluyordu. Eğitimden sosyal yaşama, her konuda Türkiye gibi olmak amaçlanıyordu.
Bu ülkeler o zamanda Müslüman?dılar, inançlarına bağlıydılar ve dinlerini kendileri için yaşıyorlar, İslamiyet?in aydınlık yüzü, bu ülkelerin manevi dünyasına huzur veriyordu.

Ortaçağ karanlığında Hıristiyan dünyası, mezhep savaşları ve engizisyon mahkemeleri ile ortalığı kana bularken, adalet ve hoşgörü merkezi olan İslam dünyası, fethettiği yerlerdeki insanlara, din ve vicdan özgürlüğü sağlıyordu.
Nixon doktrini ile atılan zehir tohumları ise İslamiyeti, ortaya çıktığı tarihten bugüne kadar yaşamadığı karanlık ve vahşete yöneltmiştir.
İslam Dininde, Hıristiyanlıkta olduğu ?Ruhban? sınıfı ?Kilise-Vatikan? gibi kurumsal bir yapı olmadığı için, kısa sürede kontrolden çıkan akımlar, türedi şeyh ve imamlar birer kara güç haline gelip Batı?yı tehdit etmeye başladılar.
Kara güç, sadece Batı için değil, kendi insanı için de büyük bir tehdittir. Cezayir?de yaşanan kafa kesme operasyonlarının, Afganistan?daki Taliban vahşetinin, Türkiye?de Hizbullah?ın mezar evlerinde bulunanların, Suriye?de öldürdüğü insanın ciğerini yiyen canavarların, din adamının kafasını canlı-canlı kesenlerin, İslamiyet?le hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar Nixon doktrininin yarattığı kara gücün eseridir.

Bu kara güç anlaşılması zor eylemlerle, her nedense Batı?nın, özellikle de ABD?nin ekmeğine yağ sürmeye başlamıştır.
11 Eylül olayları ile ABD hayal bile edemeyeceği kolaylık ve destekle Afganistan?a girmiş, Asya?nın en stratejik mevkiine konuşlanmıştır.
Afganistan?ı, düzmece kimyasal silah raporları ile Irak?ın işgali izlemiştir.
Bu süreçte ABD Büyük Ortadoğu projesi adı altında Ortadoğu?yu yeniden düzenleyeceğini bütün dünyaya açıklamıştır. ABD, 2000?li yılların başında açıkladığı bu politikayı çok daha önce üretmiş ve 1991?de Baba Bush yönetimi
Körfez Savaşı ile ilk adımı atarak, dünya enerji kaynaklarının yoğunlaştığı Ortadoğu?da Askeri hâkimiyeti sağlamak için Suudi Arabistan?a ?Kara Ordusu?
yerleştirmiştir.

ABD?nin Cebelitarık?tan başlayarak tüm Doğu Akdeniz ve Türkiye?yi de içine alarak, oradan Kafkaslara ve Orta Asya?ya yönelen ve dünyanın bilinen petrol, doğalgaz rezervlerinin %65?inin bulunduğu Büyük Ortadoğu Projesinin önemli hedeflerinden biri, ?Fransa-Almanya? ittifakı haline gelen AB?yi Akdeniz?e hapsetmek ve AB?nin enerji kaynaklarına ulaşmasını engellemektir.
ABD, 2.Dünya Savaşından sonra SSCB?ye uyguladığı çevreleme politikasını şimdi AB?ye uygulayıp, onu enerji açısından da kontrol altına almak ve böylece dünya üzerindeki tek süper güç olma iddiasını sürdürebilmek istemektedir.

2004 yılında yayınladığım ?Yeni Dünya Düzeni-Büyük Ortadoğu ve Türkiye? isimli kitabımda şöyle yazmıştım;
?BOP, 25-30 yıl sürecek bir oluşumdur. Bu oluşum gerçekleşene kadar ABD,
her ne pahasına olursa olsun süper güç konumunu korumak zorundadır.
Bu üstünlüğünü sürdürmesi ise ancak askeri güce dayalı bir politika uygulaması ile mümkün olacaktır. Başka bir deyişle ABD, halen var olan ?Amerikan Merkezli Dünya Düzenini? sürekli olarak gerginlik, kriz ve silahlı müdahaleler yaratarak korumaya çalışacaktır. Böyle bir politika izlemezse, önümüzdeki 15-20 yılda, BOP? un sonuçları daha alınmadan, AB, Rusya, Çin gibi rakipleri, ekonomik ve askeri alanlarda gelişerek, ABD?nin tek süper güç konumunu ortadan kaldırabilirler.?

Bu satırları yazdıktan 10 yıl sonra, bugün yaşananlara baktığımızda, BOP kapsamında atılan ve başarıya ulaşan en büyük adımın Türkiye?de sağlanan değişim(!) olduğu görülmektedir. (Yarın devam edeceğiz)

Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Temmuz 2013
Rifat Serdaroğlu


Bu haber "38" kere okunmuştur