GÜNLERİMİZ

Evin kapısını açtım. Bütün gün yağmur altında kalmış patates çuvalı gibiydi bütün vücudum. Elimdekileri sehpaya bıraktım. Cd çaları açıp kanepeye uzandım. Zülfü Livaneli Günlerimizi söylüyordu.

Bodrum Gündem
Bodrum Gündem
  • 10.02.2011
  • 611 kez okundu

 


Her satırı bütün bir günün özetiydi sanki. 


Çözülen bir yün yumağı, akıp giden günlerimiz.


Mezar taşlarından suskun; sessiz, sitemsiz.


Savrulan yapraklar gibi, akıp giden günlerimiz. Retin-A no prescription
Cenaze törenlerinde; sessiz, sitemsiz.
Seyit amcayı hatırladım birden. İzmir’de sahafları dolaşırken Islak dar bir sokağın köşesinde sırtından yük indiriyordu. İki sokak ötedeki çorbacıya geldi sonra. Yanıma oturdu. Yıpranmış sarı balıkçı yağmurluğunu çıkardı. Belli ki ıslak kazağı üşütüyordu onu. Tanıştık. “Çorba içimi ısıtır şimdi” dedi. Van’dan gelmişler ailece. “Hala yoksuluz hala cahiliz evlat dedi” kalkarken. “Ülkenin yarısı fakir. Bunu yıllarca öğrettiler bize, bu bizim kaderimiz…” Fakirlik cahilliği, cahillik kaderciliği körüklüyor, ileriye bir adım atamıyoruz diye düşünürken az ilerde lüks evler, araçlar restoranların gördüm. İçim acıdı…


Sanırım Tevfik Fikret’i biliyordu seyit amca! Fakirliği, halkın susturulmasını, örgütlenmesine izin verilmeyişini anlatmış. İttihat ve Terakki Partisi’ni ve dönemin yiyicilerini eleştirmişti yüz yıl önce.


 


Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,


Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!


Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,


Varlığını, hayatını, umudunu hayalini,


Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak;


Buy cheap Accutane Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

How to treat erectile dysfunctiГ®n

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,


Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!


 


O yıllarda Trablusgarp, Balkan Savaşları sonucunda topraklar elden çıkmıştı. Halk yokluk, kıtlık, hastalıklarla uğraşırken yönetimdekiler hak, hukuk, kanun, vicdan, hürriyet gibi söylemlerle yönetimi ele alıyordu. Halk yiyeceğini, malını, hayalini, hayatını çekinmeden veriyordu yine. Zaman geçti. Haktan, hukuktan, kanundan bahseden yöneticiler, yüksek makam ve mevkileri ele geçirdi. Kendilerini biraz eleştireni, hak, hukuk, kanun diyenleri hemen susturdular. Özgürlük, hürriyet gibi kavramlar baskı rejimiyle askıya alınmıştı 


70’li 80’li yıllar seyit amcanın yılları. Dünya gitgide karışıyordu. Ambargo vardı. Karneyleydi ekmek. Boğaz köprüsünün iki yakası birleşmiş, halkın iki yakası ayrıydı. Yokluk kuyrukları her taraftaydı. Karartmaydı geceler, gaz lambası ışığında ders çalışılırdı. Sıkı yönetim vardı,  Gencecik bedenler can verirdi. Mücahit, Savaş, Barış, Hüseyin, Yusuf, Deniz yeni doğan çocukların isimleriydi artık. Her mahalleden zenginler, yöneticiler çıktı. Tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar halkın fakirliğini sömürdüler.


2000’li yıllar uzay çağıydı, sınırsız İnternet vardı. Asgari ücretin 4 katına TV’ler, cep telefonları satıldı köşe başlarında. Tüketim toplumu oluştu. Buğday başağı bizim değildi artık, Sarıkız da. Ülkenin telefonları, madenleri, fabrikaları, limanları, bankaları satıldı. İşsizlerimiz, okuma yazma bilmeyen 4 milyon kadınımız, hapislerde gazetecilerimiz, rektörlerimiz, biber gazı soluyan işçilerimiz var. Asıl beyinler fakirleşti. Tepkisiz olduk. Politikacılar fakirlikten beslendi, toplumu kemirenler politikadan. Cahillik, fakirlikten; kadercilik her ikisinden. İnanç,…


“Günlerimiz”i bir daha dinledim. Yüz yıllık tarihimizi, beni, İzmir’in ortasındaki Seyit amcayı, işsiz iki oğlunu, okuyamayan gelinini, perişan eşini de anlatıyordu…


Bir suçluyu aklar gibi, akıp giden günlerimiz.
Sanki bir sır saklar gibi, sessiz, sitemsiz.
Doğmayan şafaklar gibi, akıp giden günlerimiz.
Haksız ittifaklar gibi, sessiz, sitemsiz.
Bir kitaba başlar gibi, koşarken yavaşlar gibi,
Ölen arkadaşlar gibi, sessiz, sitemsiz.



 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ