İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Van…

Bodrum Gündem
Bodrum Gündem
  • 08.02.2012
  • 2.470 kez okundu

Ayhan KARAHAN-BODRUM

levonorgestrel price

Son yılların en soğuk kışı yaşanıyor. Bilim adamlarının bir bölümüne göre ?Küresel soğuma? alametleri boy veriyor. Küresel olarak ya yanıyoruz ya da donuyoruz. Geçtiğimiz hafta yüzlerce insan dünyanın farklı bölgelerinde donarak hayatını yitirdi. Ülkemiz de bu ölümlerden ciddi oranda payını aldı. Zaten ne zaman uluslararası boyutlarda felaket yaşandıysa, Anadolu grafiğin hep üst çizgilerinde dolaşmıştır. Soğuğu iliklerinde en çok Van hissetmektedir. Üstelik her boyutta? Devlet soğuk elini dahi esirgerken, bürokrasi soğuk yüzüyle baktı Vanlılara. Gazeteler ?Van?da bir çocuk daha soğuktan öldü? gibi başlıklarla kuru, duru, sıradan haberler geçmekte?

Mevsimlerin oluşumu mitolojideki bir inanışa göre şöyle gerçekleşmiş: Tanrıların tanrısı Zeus ile buğday tanrıçası Demeter?in, Kora adlı bir kızları vardır. Yeraltı tanrısı Hades, Kora?yı yerin yedi kat altına kaçırır. Demeter her yerde arar kızını bulamaz. Hades?in kaçırdığını öğrenince Zeus?tan yardım ister. Zeus araya girer Hades ile konuşur. Şöyle bir uzlaşı üretilir. Kora yılın dörtte birini Hades ile dörtte üçünü annesiyle geçirecektir. Kızına kavuştuğu zamanın dörtte birine denk düşen ilk dilimde Demeter?in yüreği cıvıl cıvıldır, tüm bereketini sunar doğaya. İlkbahar olmuş kuşların, çiçeklerin, kelebeklerin de sevince ortak olduğu dönemin adı. Zaman ilerlemeye devam edince Demeter?i, kızından ayrılacağı fikri sarmalamaya başlamış. İçi yanmış, bereket sunduğu topraklar çatlamış. Yaz denmiş ikinci zamanın adına. Son döneme girildiğinde yani ayrılığın arifesinde Demeter, sararıp solmaya başlamış. Hüzün hakim olmuş yüreğine. Yaprak dökümü mevsimin adı Sonbahar olmuş. Kora?nın, Hades?e uğurlandığı mevsimde buz tutmuş Demeter?in ruhu. Yeryüzünden her bir güzelliğini esirgemiş. Kış denmiş bu uğursuz mevsimin adına.

Demeter?in, Van?da 6.5 yaşındaki Öznur?unu kaybeden anne Pakize Örgün?den daha şanslı olduğu kesin. ?Depremden kurtulduk, ama soğuktan öleceğiz? diyordu Pakize ana. Nitekim naylon çadırda süren hayattan bir can eksildi. Öznur kızının ölümü tabip raporlarına ?Soğuktan, zatürreden? diflucan online , medya haberlerine ?Bir çocuk daha soğuktan?? diye işlenmişti. Pakize ana şimdi 1 yaşındaki ikiz kızlarını hayatta tutma mücadelesi veriyor karlar altında ve üstünde. Çünkü ikiz bebeler de rahatsızlanmış, hastaneye kaldırılmış. Van?da çocuk ölümü sadece donarak gerçekleşmiyordu. 12 yaşındaki Mikail, 11 yaşındaki Bahar ve 6 yaşındaki İsmail kardeşler çadırlarının sobadan tutuşması sonucu yanarak ömür sonlandırdılar. Yanarak ya da donarak ölüm? Üç evladının acısını içinde kor gibi taşıyan Behice Tolukan ana da, Demeter?den şanssız. Bir daha kavuşmamacasına toprağın altına uğurladı üç canını Behice ana. Van?da soğuktan ölümün perdesi 7 yaşındaki Deniz Olgun ile aralanmıştı. Aile kendi üretimi olan naylon çadırda kalıyordu. Naylon çadırda soba dahi yokmuş. Ama kudretli devlet, şefkatli kollarıyla sarmış Deniz?in ölümü sonrasında Olgun ailesini. Normal çadır verip aileyi naylon çadırdan kurtarmış. Üstelik bir de katalitik soba vermiş. ?Allah bu devlete zeval vermesin.? Deniz ölümüyle ailesini çadır ve soba sahibi yaptı. Bedelini yaşamıyla ödeyerek belki de ailesini yaşattı. Van?da bedeni kömürleşen 3 aylık Mehmet ve 3 yaşındaki Mustafa bebe sonrası, devlet ve medya is kokulu çocuk mezarlarına çetele tutmaya devam ediyor. 11 çocuk yanarak ölmüş. Belki de bu çocuklar büyüyebilseydiler, yaşayabilseydiler polise-askere taş atacaklardı. Onların ne ip atlayacak, ne kalem tutacak ne de taş kavrayacak elleri yok artık. Soba olan çadırlarda ölüm, sadece alevle tutuşturarak gelmiyor? Aynı zamanda gaz ile zehirleyerek de uğruyor çadırlara. 13 yaşındaki Derya ve 14 yaşındaki Umut Vural kardeşler de sağlıksız sobadan çıkan karbon monoksit gazından zehirlenerek yaşamla vedalaşmışlardı. Ölüm en merhametsiz yüzüyle karlar üzerinde, çocukların bedeninde kol geziyor Van?da?

Başbakan depremin vurduğu mazlumlara ?Ağustosu bekleyin? demişti ya. Ne yapsın idi donarak, yanarak, zehirlenerek ana kucağından toprağa düşen çocuklar? Oysa ölüm ağustosu beklemiyordu. Deprem vergilerini duble yollara harcadınız demek!!! Yanarak, donarak, zehirlenerek ölen çocukların, minik bedenleri sizin asfaltlarınızın altında yatıyor şu anda. Abdullah Gül ise Van?da bunlar olurken, bir tavuk çiftliğini detaylı bir şekilde inceliyormuş. Sanırım o da ?Tavuk mu ileri demokrasiden çıkar, ileri demokrasi mi tavuktan?? derin çalışması içerisindeydi. Devlet işleri mühimdir, bekletmeye gelmez. Van?da kınalı kekliğini yitirmiş bir annenin çığlığının gökyüzünün ıssızlığında yankılandığı saatlerde; Abdullah Gül yüzüne en güleç ifadesini kondurmuştu. Köşk bahçesinde kartopu oynarken, medyaya görüntü veriyordu. ?Van?da önümüzdeki 3-5 yıla değin yetecek gıda, erzak mevcut? diyen bakana da sormak gerekir mi acep? Durum öyle idiyse; bostana danalar girdi de, Van?da çocuklar onun için mi açlıktan ölüyor? Bu ülkenin Hadesler?inin, mitolojik Hades?e göre vicdanları daha bir nasırlı, yürekleri daha bir kör.

Peki, fena halde hür teşebbüsün aymazlığına ne demeli? Turkcell medyaya gönderdiği bilgi mailinde Türkiye Kumbarası oluşturuşundan, Van?ı eğitime bağlayışından, nakdi yardımlarından v.s. söz etmiş. Turkcell öyle bir kent yaratmış ki; insanın Van?da ömür tüketesi geliyor. Yakında yurdun dört bir yanından Van?a göç başlarsa kimse şaşırmasın. Ama yakın mesafeden göründüğü kadarı ile Turkcell?in cansiperane, göz yaşartan, yürek kabartan çabalarına karşın insanlar hayatın kapsama alanı içersinde kalamamış. Bebekler ise, ?Turkcell ile hayata bağlanamamış?.

Van?a kar yağıyor; benimse Bodrum?un mavi karanlığında yüreğim titriyor, ruhum üşüyor. Ve bir fotoğraf, baktığım hiçbir yerden kaybolmuyor. Yanarak ölen Dolukan kardeşlerden, büyüğü bir resim çizmiş. Fay hattının yuttuğu evlerini çizmiş özenerek. Resmin üzerine de ?Van?da deprem oldu? buy cheap Lithium diye yazmış. O resmin de yarısı yanmış. Bu çocuklara, yok olan sıcak yuvalarını düşlemek dahi yasaklanmış. Belki de; başka tanrının çocukları oldukları için, hayatları ve düşleri karardı. Resmin üzerindeki yazı gerçekten doğru: ?Van?da deprem oldu.? Ve Van ölümün kol gezdiği beyaz karlar üstünde sallanmaya, enkaz altında kalmaya  devam ediyor. Beyler ise altında cesetlerin yattığı, ölüm kokulu duble yollarda seyir halindeler? Yolunuz açık olsun demeyeceğiz elbette, onlar ?Durmak yok yola devam? dese de? Unutulmasın ki; bu kanlı yolun altında yatan bebekler, bizlerden ve hayattan alacaklı gittiler.

Not: Şu an Van?da 70 bin kişi çadırlarda, 90 bin kişi konteynırlar da yaşamaya devam etme kaygısı ve telaşında. 300 bin kişi ise kenti terk etti. Kent boşalırken ?Keşke gitmeseler, bir kent yok oluyor? üzgünlüğü ve hayıflanması içerisindeydik. Şimdi ?Acaba 300 bin Van?lı kentten kaçmasaydı ne olacaktı? sorusuna yanıt dahi aranmaz.

                                                                                                              ayhankarahan@gmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Derya Oygun dedi ki:

    Az önce dört dörtlük bir yazı okudum.Van’da gün aşırı bir çocuk dopal olmayan yollardan hayatını kaybediyor.Bunu niçin kimse yazmaz derken;işte bu yazıyı okudum.Yazarlık,aydınlık budur işte.Başkalarının göremediğini görmek,başkalarının es geçtiğini farketmek yada başkalarının görüpte cesaret edemediğini dile getirmek.Birde öyle ucundan kıyısından değil,tüm ayrıntılarıyla ortaya koyabilmek.Teşekkürler sayın Karahan.Bu çocuk ölümleri karşısında teselli bulabilmek mümkün değil.Ama en azından bu yazı koca bir yangın içersinde yüreğimize bir damlada olsa su serpti.Bu damlalar çoğalırsa durumun farklı olacağına inanıyorum.Burada sadece güzel bir yazıdan söz etmiyorum.Yürekli bir çıkış var.Devamını dilerim.

  2. İskender Doğer dedi ki:

    Turkcell tarzı;show ve propağanda maksatlı yapıldığı lanse edilen yardımların yapılmadığı yada yerine ulaştırılmadığı Van’da ortaya çıkan fotoğraftan anlaşılıyor.Örneği çok olan geçmiş afetlerdeki gibi kimi tüccarların afet yardımlarını sattıklarınıda görmek mümkün.Ayhan eline sağlı güzel yazı…..

  3. Bahri Erdemir dedi ki:

    Bunların yatacak yeri yok.Şuraya bakın ya bebekler ölüyor soğuktan ve açlıktan aynı tarihte Cumhurbaşkanı köşk bahçesinde kar topu oynayarak poz veriyor basın mensuplarına.Deprem paralarını duble yolara harcadık diyorlar birde.Böyle bir şey olurmu?Uyan ey Türk,Kürt,Çerkez,Laz,Sunni,Alevi ve ne kadar yaşayan insan varsa bu topraklarda.Bunlar iş başında kaldığı sürece hiç kimse huzurlu olamayacak.Yetmediğimi hepimizin çektiği acılar.Suni gündemlerle oyalıyorlar bizi.Sanki Türkiye her sorununu çözmüş gibi birde komşu ülkelere demokrasi götürme kavasına girmişler.Sen önce cezaevindeki gazetecilerin hesabını ver.Bütün ülke cezaevi gibi oldu.Ağzını açana dünyayı dar ediyorlar.Hep beraber konuşursak bize hiç bir şey yapamazlar.Tersini yaparsak köle gibi yaşamaya mahkum olacağız.

  4. erol dogan dedi ki:

    Dünyanın azgelişmiş ülkelerinde altyapının büyük yetersizliği, bunun da ötesinde çarpıklığı, sağlık ve ilk yardım hizmetlerinin ilkelliği gibi nedenler, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan yoksul kitlelerin doğal olaylardan korunmasını “tesadüfe” bırakmıştır. Söz konusu temel gereksinimlerin toplum kesimleri ve bölgeler arasındaki adaletsiz dağılımı bu ülkelerdeki durumu daha da kötüleştirmektedir. Bütün bu olguların temelinde, sanayileşmenin gerçekleştirilememesi, emperyalizmin tarihten ve bugünden gelen ekonomik baskı ve sömürüsü yatmaktadır.

    Türkiye bu “kader”den kendisini kurtaramamıştır. Türkiye’deki, diğer azgelişmişlere görece bir ölçüde “ileri” olan sanayi hala son derece yetersizdir. Olduğu kadarıyla da çarpık, üretici güçleri israfa dayanan, kitlelere temel hizmetleri götürmeyen niteliktedir. Oysa yol, su, elektrik, sağlık hizmetleri gibi altyapı kuruluşlarının sağlıklı gelişimi, hem ileri hem de dengeli ve uyumlu bir sanayileşme gerektirmektedir. Türkiye’nin dışa bağımlı geri kapitalizminin ülkeyi böyle bir düzeye eriştirmesi mümkün değildir. İşbirlikçi, tekelci büyük sermaye ve büyük toprak sahiplerinin ekonomik egemenliğine son verilip, merkezi planlamaya dayalı uyumlu bir sanayileşme gerçekleştirilmeksizin bu düzeye çıkmak yine olanaksızdır.Fakat iktidarların, Türkiye’nin bir deprem bölgesi içinde olması gibi çok açık bir olgu karşısında yıllardan beri ve çok acı deneylerden sonra hiçbir tedbir almamış olmaları, yeterli altyapı tesislerinin kurulmamış olmasıyla açıklanamaz ve haklı gösterilemez. İktidarların bu tutumu, der deprem ertesinde yapılan vaadlerle uygulananların karşılaştırılmasıyla açıkca görülmektedir.

  5. Aydan Güleryüz dedi ki:

    İnsan olanın bu yazıda anlatılan hüzün,ihanet,dram,acı ve ölüm renkli tablodan etlilenmemesi mümkün değil.Ama ykarıdakiler halen bunun siyasi ve ekonomik rantının peşindeler.Firmalar ise depremi bile reklam amacı ile kullanıyor.Bizim geleneklerimizde yapılan yardın söylenmez.Ama firmalar ben şu kadar yardım yaptım diye insanların gözüne sokuyor bunu.İnsanların gururlarıyla ounuyorlar.Zaten depremin yaraladığı insanların gururlarıda yaralanıyor.Ölen bebekler bunların hiç umurlarında değil.Vicdanlarını kaybetmişler.

  6. El kızı dedi ki:

    Bu çocuklara yazık değilmi?Nasıl bir kalp taşıyorsunuz efendiler?Ayhan Karahan beni ağlattın ama sen ağlama.Ağlamayıp düşünmemeiz ve harekete geçmemiz gerek:Yorgunları arkamızda bırakalım.Hiç uğraşmayalım.Gün isyanı sokağa taşıma günüdür.Hadi Ayhan.

  7. Gönül Özeren dedi ki:

    Deprem acımasız geldi.Üstüne soğuk ayaz.Üstüne bu yazı da dile gelenler.Ben depremde yardım ekibi içersinde yer aldım.Orada yaşananlar kelimeler ile anlatılamaz.Kelimeler yetmez yani anlatmaya.İnanın halen kalbim Van’da kaldı.Bu çağda bu ihmalkarlık.İnsanın aklı almıyor.Çok mu lazımdı duble yollar.Üç beş yandaş müteaahhite para kazandıracağım diye nasıl kıydınız beyler bunca körpe cana?Çıldırmamak elde değil.

  8. Serdar Kılıç dedi ki:

    Bu çocukların hesabını nasıl vercek bu beyler pek de merak etmiyorum.Bunlar dünyanın ve dünya nimetlerinin kendileri için yaratıldığını düşünüyorlar.Ama şunu onlar merak etmesinler.Bu devran böyle gitmez.Uzun çöp kısa çöpten hakkını alacak elbette.O zaman o bebekler rahat uyuyacaklar mezarlarında.

  9. Cemil Sözeri dedi ki:

    iskender arkadaş çok doğru söylüyor.Türkiye’deki özel sektör afetleri,acıları dahi reklama ve ranta çeviriyor.Nerede ise felaket olsada yolumuzu bulsak modundalar.Bunlardan tabiki insanlık beklememek gerek.Çünki insanlıkları vicdanlarında değil,cüzdanlarında sıkışmış.

  10. İlayda Tire dedi ki:

    Ne denmesi gerekiyorsa söylenmiş.Bir kişi o çocukların günahını bana izah etsin lütfen.Büyüdüklerinde PKK’lı mı olacakmış o çocuklar?Olsunlar ne olur…Ben yarın ne olacağımı bilmiyorum.Bu ayıp ve utanç hepimize yeterde artar bile.Ama çocuklar göz göre göre ölüyorlar.Bunun hiç bir önemi yok.Van’a gitmeyen Ayhan karahan bu utanç sana da yeter bence.

  11. Şehrazat dedi ki:

    Bu yazının bari yorumsuz tadını çıkarayaım demiştim.Ama görülüyorki ağır tahrik var.İlayda hanım Ayhan Karahan Van’a niçin gitmek zorundaymış.Yetmiş milyonluk ülkede sadece Karahan mı kalmış Van’a gidecek.Ayrıca bilmediğiniz konularda yorum yapmayın ve yargılarınızı kendinize saklayın.Çünkü Karahan o dönemde hastahanede yaşam savaşı veriyordu.Yorumunuzu garipsedim.Bence yorumunuzdaki gereksiz suçlamaların utancıda size yeter İlayda hanım.

  12. Suna ANKA dedi ki:

    Yazıda dile getirilen gerçekler insanı derinden yaralıyor.Ve bir şey yapamamının çaresizliği kahredici bir duygu.Bir taraftan topluma kadercilik hakim kılınıyor.Ve bu doğal olmayan bebek ölümleri kanıksatılmaya çalışılıyor.Bir taraftan da deprem dolayısı ile inşa edilen TOKİ binalarından rant elde edilmeye çalışılıyor.Bunu hiç bir tanrı üvey evlatlarına dahi yapmaz.

  13. selma coşar dedi ki:

    van’da 4 kşilik bir aile kurtarabildik imkanım olsaydı bütün coçukları kurtarırdım

YORUM YAZ