enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

MEŞRUİYET, HUKUK VE ULUSLARARASI ANTLAŞMALAR

04.07.2013
0
A+
A-

Tüm hukuk kurallarının bir meşuiyet tabanına oturması gerekir. Din kitaplarında yazan kuralların meşruiyeti vahye dayanır. Yüce bir varlık neler yapılması gerektiğini dünya üzerindeki elçisi vasıtası ile dikte ettirmiştir. Bazı krallar güneşin oğludur, bazıları tanrının yeryüzündeki nefesi. Koydukları kuralların meşruiyeti bu özelliklerine dayanır.

Günümüzde anladığımız ?modern hukuk? kuralları ise meşruiyetini bizatihi halkın kendisine dayandırır. Meclislerce oluşturulan kanunların meşruiyeti, yöntemince seçilmiş ve halkı temsil eden vekiller tarafından yapılmasına dayanır. Halk, seçtiği vekiller aracılığı ile isteklerini, ihtiyaçlarını, rahatsızlıklarını tartışır ve bu tartışmalar sonucunda bir konsensusa varılır. Bu konsensustan bazı hukuk kuralları çıkar ve toplumun her kesiminden bu kurallara uyması beklenir. Uyulmadığı takdirde ne gibi cezalarla karşılaşılacağı da ayrıca halkın vekilleri tarafından kararlaştırılır ve bu cezaların da meşruiyet zemini halk iradesine dayanmasıdır.

Dünya üzerinde milyarlarca insan yaşamaktadır. Coğrafi ve tarihsel sebeplerden ötürü bu insanlar farklı ülkeler içinde yaşamaktadırlar. Halklar içinde yaşadıkları ülkenin meclisinde temsil edilirler ve dolayısı ile temsilci gönderdikleri meclisin kurallarına uymak ve uymadıkları takdirde cezalarını çekmekle yükümlüdürler. Kimseden farklı bir ülkenin kanunlarına uyması beklenemeyeceği gibi, kendi ülkesinin dışında bir ülkenin kanunlarına göre cezalandırılması da beklenemez. (Elbette ki farklı bir ülke topraklarında işlenen suçlardan kimse muaf tutulamaz. Onun da uluslararası hukukta bir karşılığı vardır.)

Ülkeler ise dünyamızda tek başlarına yaşamamaktadırlar. Dolayısı ile gerek ülkeler arası gerekse ülkelerin vatandaşları arası bir takım ilişkiler tesis edilmiştir. Bu ilişkiler sonucunda doğal olarak bazı anlaşmazlıklar ortaya çıkmış ve bu anlaşmazlıklar bazen karşılıklı anlaşma ile bazense savaşlarla çözülmeye çalışılmıştır.

Avusturya Şansölyesi Klemens Wenzel von Metternich, biraz da artan milliyetçilik akımlarına karşı halihazırda varolan monarşik sistemi koruma içgüdüsüyle de olsa, 1815?te toplanan Viyana Kongresi?nde uluslararası geçerliliği olan bir sistem önermiştir. Fransız ihtilâli ve Napoşyon savaşları ile bozulan Avrupa siyasi haritası ve güçler dengesi, tüm Avrupa devletlerinin katılımları ile tekrar yapılandırılmış ve ülkelerin aralarındaki ilişkilere düzenlemeler getirilmiştir. Çeşitli ittifaklar kurulmuş ve savaşlara karşı bir birliktelik ruhu yakalanmaya çalışılmıştır.

Metternich?in bu girişiminden sonra da savaşlar yaşanmış, ancak bir ?uluslararası sistem? fikri her daim canlı tutulmuştur. 1.Dünya savaşı sonrası kurulan Milletler Cemiyeti 2. Dünya savaşını önleyemese de, ülkeleri ortak karar alma mekanizması fikrine iyiden alıştırmış, 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler ise, genel kabul görmüş bir kurum olarak ayakta durmakta ve bazı önemli işbirliklerine önayak olmaktadır.

Bununla birlikte, bölgesel bazı işbirlikleri de ortaya çıkmıştır. NAFTA (Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), NATO (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) ve benzeri işbirlikleri ile ülkeler kendi aralarındaki ilişkileri düzenleme yoluna gitmişlerdir.

Ülkeler, kendi aralarında geliştirdikleri kurallar bütününe uymaya söz vermişlerdir ve kendilerinden verdikleri bu söze uymaları istenmektedir. Bir ülkenin itibarı ve güvenilirliği, altına imza attığı anlaşmalara uyması ile doğru orantılıdır.

Ülkeler, uluslararası anlaşmalara büyükelçileri, müsteşarları, bakanları, başbakanları, cumhurbaşkanları veya hükûmetlerince yetkilendirilmiş özel görevlileri vasıtası ile imza atarlar. İmza atılan anlaşmanın o ülke için bağlayıcı olabilmesi için, ülkenin yasama organları tarafından onaylanması gerekemektedir. Meclisi olan ülkelerde anlaşmanın meclisçe onaylanması gerekir. Zira, bir ülkenin taraf olduğu uluslar arası anlaşmalar kanun hükmündedir ve o ülkenin anayasası, anlaşma ile tezat teşkil edemez. Bir başka deyişle, eğer bir ülkenin anayasası veya iç hukuk kuralları, o ülkenin taraf olduğu bir anlaşma ile çelişiyor ise, ülkenin taraf olduğu uluslararası kurallar geçerlidir. Örneğin, siz hem idam cezasının kınandığı ve olmaması gerektiği bir antlaşmaya imza atıp hem de iç hukukunuzda var diye bunu uygulayamazsınız. Zira taraf olduğunuz antlaşma anayasanızdan üstündür.

Bu konuya devam edeceğiz.

Başar C.MÜNİR Sildenafil citrate cheap Cialis Professional

buy brand Kamagra 03.07.2013

ETİKETLER: ,
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.