enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

UZUNGÖL ve AYDER YAYLASI SENİN İÇİN AĞLIYORUM…!

nuran_yuksel_karadeniz_bodrum_gundem (1)

Nuran Yüksel Geçmiş Dönem CHP Bodrum Belediye Meclis Üyesi ve Yöneticisi

Nuran Yüksel/Bodrum

Yıllardır hayalini kurduğumuz bir düşümüzü gerçekleştirme fırsatını bularak cennetimizden ayrılıp bir başka cenneti görebilmek için bir haftalık KARADENİZ seyehatine ailecek çıktık.sezon nedeniyle ayrılmamızın mümkün olmadığı bir süreçte KARADENİZ e daha geç kalmamak için yarattığımız süre içinde yaşadıklarımı ,gördüklerimi ,duygularımı kaleme almam ve paylaşmam gerektiğini düşünerek başarabildiğim ölçüde okuyanlarıda seyehatimize dahil etmek istedim.

Cumartesi günü İzmir den akşam saat 20 de hareket ederek Afyon,Ankara yolunu izliyerek gerekli molaların ardından leblebisiyle ünlü kentimiz Çorum ulaştık.yeşilırmağın iki yanına kurulmuş milli mücadele yıllarında önemli olaylara sahne olmuş Çorum da MİNYATÜR MÜZESİ-TIP MÜZESİ-ALÇAK KÖPRÜ-HELKIS KÖPRÜSÜ –KRAL MEZARLARI-YALIBOYU EVLERİ-ŞEHZADELER MÜZESİNİ gezdikten sonra AMASYA DAN ayrılarak,SAMSUN a doğru hareket ettik..dönüşte tekrar Samsun a geleceğimiz için ünlü ATATÜRK HEYKELİ-ESKİ TÜTÜN İSKELESİ –İLK ADIM ANITINI KISA BİR GÖRÜŞTEN SONRA Ordu ya hareket ettik.artık yavaş yavaş Karadeniz de olduğumuzu coğrafyanın değişiminden görmeye başlamıştık.GİRESUN DAN geçerken Karadeniz in aydınlık yüzlü insanlarıyla tanışma fırsatını bulduk.yardımsever ve çok hareketliydiler.rutubetli ,basık bir havada Giresun sokaklarını dolaşırken geçtiğimiz 2. Caddenin tamamen öğrencilere açılmış olduğunu ,öğrencilere tüm olanakların sağlandığını gördük. Karadeniz de sadece iki yerde belediye başkanlığını kazanabilen CHP için dolayısıyla bizim içinde bunları duymak ve görmek büyük bir mutluluk oldu.ayrıca karşıdaki küçük adaya günlük turların tamamen kaldırıldığını duyunca sebebini merak etmiştik. Adanın martıların yumurta bıraktıkları tek canlı ada olduğunu ve bu önlemin sadece martılar için alındığını duymak da çok güzeldi.Orduya geldiğimizde şehir sis altındaydı. Otelimiz de Karadenizin azgın dalgalarının sesini duyabilmek için pencerelerimizi açık bırakmış, Ninni gibi duymak istediğim dalgaların sesleriyle uyumuştuk.

3. gün

Karadeniz sahil yolunu takip ederek ilerlerken kıyılarda ne kadar çok dalgakıran olduğunu gördük.Giresun Yağlıdere köyünün insanları mendirek inşaatlarının bittiğinde nüfusunun 2/3 ü Amerika ya göç etmiş. Gezimizin en özel ve büyüleyici yapılarından biri olan SÜMELE MANASTIRI na ulaştığımızda hiç konuşmadan halk arasında MERYEM ANA MANASTIRI plarak bilinen bu yapının içinde bulunduğu ALTINDERE MİLLİ PARKININ muhteşem havası ve görüntüsü karşısında adeta küçücük kaldığımı hissettim.1150 metre yükseklikten vadiyi seyretmek anlatılamaz duygular yaşatıyordu insanlara.

Pidesinin meşhur olduğu kadar kemençenin de başkenti sayılan GÖREDE ,ekmeğin merkezi olan aynı zamanda balıkçı barınaklarının çok olduğu bir liman kenti VAKFI KEBİR İ geçerken barınakların önüne serilen yeni toplanan fındıklarla hamsiler sanki koyun koyuna ydılar.trabzon un en yoğun nüfuslu ilçesi olan AKÇAABAT en eski zenginlerin yerleştiği bir ilçe.HIDIR NEBİ,AKÇA YAYLALARI içinde barındıran bu güzel ilçe horonu ,köftesi ile çok meşhur.meşhur Adil usta nın Akçaabat Köftecisine geldiğimizde önceden siparişleri verilen köfte ve laz böreği muhteşemdi. Hele köftecide arı gibi çalışan Karadeniz in güler yüzlü ,ceylan bakışlı kızları muhteşemdi.Karadeniz artık iyice coşuyordu.yoğun bir yeşillik içindeydik.yeşilin her tonunu görüyorduk.zirvelerdeki sislerin içinde tek tük yayla evleri görülüyordu.

Yolculuğumuz devam ederken otobüs de İsmail Türüt den ilk kez duyduğum’’ OF luyla Şeytan ın diyoloğu ‘’şarkısını dinledim.şeytan ‘’Allah ım madem Of luyu yaratacaktın,neden beni yarattın ‘’derken Karadeniz in dalgaları gibi bizde kahkahalarımızla coşuyorduk.

Maçka ya geldiğimizde içimi bir hüzün kapladı.aklıma sevgisini hala içimde taşıdığım Karadeniz in ,memleketinin,yaylaların sevdalısı arkadaşım düşmüştü.artık görüşmüyorduk.ama ikimizin de çok sevdiği ortak canlarımız vardı.aslında eminim onun da sevgisi hala sıcaktı. ama görüşmüyorduk. Çünkü o öyle istemişti.Sevval Şam ın duygulu Karadeniz şarkılarını dinlerken yaylalara bakıp ona yürekden ‘’mutlu ol ‘’diyor dum.ve onu hala sevdiğimi ve özlediğimi düşünüyor,yine her zamanki gibi gözlerim doluyordu.

Hava iyice kararmaya başlamıştı.Zigana ya gitmeden önce Torul a gidip damlataşı,şekilleri,dikit sarkıtları ile görülmeye değer dünyaca ünlü KARACA MAĞARASINA gidecektik. Fakat havanın kararması nedeniyle Zigana ya önce gitmeye karar verdik. Zigana dağını tırmanırken artık tepeleri göremiyorduk. Tesise geldiğimizde valizlerimizi hemen bırakarak yürüyüşe çıktık.sis dağılmadan,yaylaya karanlık basmadan Zigana yaylasın da yürüyüş yapmanın keyfini çıkarmak istiyorduk.daracık eğimli dağ yolunda yürümek kolay olmuyordu. Görüş alanımız içindeki yolun kenarlarında bizim dağlarımızdaki gelin çiçeklerine benziyen beyaz,mor çiçekler vardı. Kurutmak için bir demet topladım.Zigana yaylasından Bodrum a götürmek için dağ çiçeklerini toplarken avazım çıktığı kadar bağırdım.

Heyyyy……selam Zigana …..selam Karadeniz……çokkk mutluyummm…….

Ciğerlerimiz oksijenle dolmuştu.içmeden yayla havasıyla sarhoş olmuştuk.artık ne gam,ne keder.zaman durmuştu adeta.sonsuzluk da yalnız ben vardım.

4. GÜN

Karadeniz in henüz ellenmemiş en bakir doğasına sahip Zigana yaylasından Rize ye doğru yola çıktığımız da içimi heyecanlı bir bekleyiş sarmıştı.UZUNGÖL e doğru yol alırken sanki karşıdan Uzun göl ün ağlayışını hissediyordum.doğaseverlerin UZUNGÖL VE FIRTINA VADİSİ ile ilgili mücadelesini yakından takip eden ve uzaktan da olsa yapılan her türlü eylemle destek olmaya çalışan biri olarak göreceklerimden dolayı heyecanlıydım.

Trabzon hava limanı ,Karadeniz ünüversitesini,Avrasya ve İlahiyat fakültesini barındıran,Trabzon un en zengin ilçesi YOMRA dan geçerken kentin gelişimini çok net olarak görüyorduk.ilk durağımız çay fabrikası oldu.her gün içtiğimiz çayın nasıl yetiştirildiğini,işlendiğini görmek ,işlenmemiş çay yaprağına dokunup kokusunu duymak benim için önemli duygulardı.makinanın çarkları arasından parçalanarak akan ıslak çay bitkisini avuçlarıma aldığımda adeta ısınmıştım.fabrikanın müdüründen çayın öyküsünü dinlerken adeta donmuştum. Fabrikanın genç yaşta müdürü olan zıraat mühendisi genç konuşmasıyla umutlarımı çoğaltmıştı. Müdür konuşmasında ‘’ilk görevimde,ilk oyumu verdiğim BÜLENT ECEVİT e anlattığım çayın öyküsünü anlatacağım’’diye başladı sözlerine .O na çok cesur olduğunu ,şimdi oyunu nasıl kullandığını sorduğum da ‘’artık cesur olma zamanının geldiğini,yoksa çayı da dışarıdan ithal edeceğimizi ,oyunu CHP ye kullandığını ama mutlu olmadığını ,mutlaka değişimin halk dan yana değişimin gerçekleştirilmesi gerektiğini ,herkesin bu gerçeklerle artık susmaması gerektiğini anlattı bana.İSMET İNÖNÜ nün sözlerini anımsadım.’’namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça kurtuluş yok’’.evet gerçekten gün cesur olma günü.

MUTLANMIŞ,TEKRAR UMUTLANMIŞTIM.BU DÜZEN MUTLAKA DEĞİŞECEKTİ.BEN GÖREMİYECEKTİM AMA MUTLAKA DEĞİŞECEKTİ .HEP DEDİĞİM GİBİ TEK UMUDUM YALNIZ GENÇLERİMİZDEYDİ .

Çaylarımızı alarak yolumuza devam ettik.yoğun yeşilliğin içindeki OF u çevreleyen SOLAKLI ırmağının üzerindeki asma köprüler,yerel insanın hala kullandığı vargelleri ,Karadeniz in tek kiremitli köprüsünü ,çift taraflı yamaçlardan zirveye kadar çay hasadını yapan Karadenizli kadınları görüyorduk.

Yeşil bir halının üzerindeki rengarenk toplar gibiydi KADINLAR.aralarında hiç erkek yoktu.KADINIM ,DÜNYANIN HERYERİNDE ADI OLMAYAN KADINIM.ELLERİ HÜNERLİ KADINIM.Kadının Karadeniz deki sosyal ve ekonomik durumunu düşünürken Uzun göl e gelmiştik.Uzun göl ün özellikle son iki yıldır hikayesini basından takip ediyordum.düşüncelerimde yanıldığımı görmek istiyordum. Ama nafile ,inanamıyordum.göl ün yarısı doldurularak yürüme yolları ve yüzlerce ahşap evler yapılmış.balkonlarında çamaşırın her çeşidini iplere asılmış olarak görmeniz mümkün.yüzlerce hediyelik eşya satan barakalar.her yer de Araplar.mülk sahibi ve müşteri olarak. İşyerlerinin hepsinde Arapça tanıtımlar.kadınların hepsi kara peçeli.küçücük kız çocukları bile. Şaşkındık.sanki Arabistan da bir yere gelmiştik.iyice küçülen ve suyu yok denecek kadar azalan gölün içi çamur ve pislik doluydu.uzun göl ün meşhur İSPİR fasülyesini yemek için yer bulamıyorduk. Esnaf bol paralı Arapları tercih ediyor,yüzümüze bile bakmıyordu. her yer adeta Araplar tarafından işgal edilmiş gibiydi.

Ülkemizin,kültür miraslarının,doğanın acımasızca nasıl harcandığını görüyordum.ama bu kadarı da fazlaydı.topraklarımızın acımasızca üç kuruşluk rant için tecavüz edildiğini ve bütün bunlara turizm adına seyirci kalındığını görmek beni derinden etkilemişti.

ağlıyordum ..uzun göl için ağlıyordum..gezim adeta zehir olmuştu.dönüş yolunda son kez dönüp baktığımda çok değil (5 yıl sürmez) kısa bir süre sonra uzun göl diye bir cennetin olmayacağını görebildiğim için ağlıyordum.

Ülkesinin değerlerini korumasını bilemeyen,rant için çocuklarının geleceğini çalanlara lanet ediyorum.bu anlayışları bile bile ,göre göre iktidar olamayan sözde çevreci anlayışlara ,özellikle siyasetçilere ve kendime çok kızıyorum.

Hoşça kal UZUN GÖL diyerek Rize üzerinden artık iyice kabaran Karadeniz in azgın sularına dalarak Batum a doğru yola devam ediyoruz.Batum a girişte adeta bir cehennem azabı yaşadık.Türk ve Gürci kapılarındaki rezillik anlatılamaz.artık iyice yorulmuştuk.gece Gürci bir restoranda gürci müzük ve danslarıyla keyfimiz yerine gelmişti.Batum a sadece yemek yemeye gelmemiş olmak için bir taksiyle anlaşarak bizi gezdirmesini istedik.eski BATUM VE YENİ BATUM madolyonun iki farklı yüzü gibiydiler.asiller ve köylüler gibi .sokaklardaki temizlik işçileri,tuvalet bekçileri,zengin restoran ve kafeler de mendil satanlar hepsi en az 60-70 yaşında yaşlı kadınlardı.doğalgaz boru hattının yarattığı yeni zenginler ve doğu Rus bloklarında yaşayan halk.Sarp sınır kapısında ki rezilliğe son veremiyen TURSAP,TURİZM BAKANLIĞI yetkilileri.çözümlenemediği takdirde turlardan Batum un çıkarılması en doğru bir yaklaşım olacaktır diyorum.

5. GÜN

Tekrar Hopa dan çıktığımızda Ardeşen den geçerek Çamlı Hemşin ,Fırtına vadisini ,Ayder yaylasını görerek Kayabaşı yaylasında geceleyecektik.uzun göl de yaşadığımız üzüntüyü Fırtına Vadisinde de görecekmiydik acaba ? Vadide yapılan HES çalışmaları ve yöre halkının direnci geçen yılın unutulmayacak direnişleri arasındadır.Fırtına Vadisine giderken sağlı sollu çay tarlaları ve kivi bahçeleri arasından geçiyorduk.adeta yeni bir cennetin içine daha düşmüştük.Taşkıran deresinin gürül gürül akan suları içimizi coşturuyordu. Kivi,elma ve çam ağaçları o kadar çok iç içe girmişti ki onlara baktıkça sanki benim nefesim daralıyordu.ama neredeysede fazla oksijenden çarpılmış durumdaydık.vadinin dar yollarında otobüs ilerliyemiyeceği için yolumuza minübüslerle devam ettik.

Fırtına vadisinde adı Karadeniz lilerin buluşu olan ‘’ZİP –LİNE’’ile karşılaştık.ZİP-LİNE ile Taşkıran Vadisinin üzerinde kuş gibi uçarken azgın coşkulu suların üzerinde dimdik vadinin ararsında yaşadığım coşkulu heyecan unutulmazdı. Yukarda uçarken aşağıda coşkulu sularla boğuşan RAFLİNG yapanların keyfine diyecek yoktu. Muhteşem bir uçuş deneyiminin ardından yöresel tereyağ da alabalık,kuymak,ve laz böreğinin tadı hala damaklarımda.

Kaçkar dağının zirvesine doğru yol alırken Taşköprü üzerinde müthiş bir kalabalık olduğunu gördük.bizde durduk. Meğer insanlar bu sezon T V de oynayan ‘’SEVDALIK ‘’dizisinin çekildiği yerleri görmek için durmuşlar..ERDAL ÖZYAĞCILAR ın yazdığı ve yönettiği diziyi hiç izlememiştim.ancak HES leri ,fırnına vadisini ,ve yöre insanının direncini konu etmeye başladıktan dan sonra halkı uyandırıyor düşüncesiyle hemen kaldırılmış.dizideki ‘’EDELET in yeri,ÇİNÇİVA KAHVESİN de bol bol fotoğraf çekiliyordu. Eskiden Ermenilerin yoğun yaşadığı yerde bulunan ve adı ÇİNÇİVA olan köprü yine sonradan Müslüman olan Ermeniler tarafından ŞENYUVA adını almış.bizde münübüs şöförümüzün dizide oynayan ve tığ işi örerek satış yaptığı çadırda 85 yaşındaki ninesiyle hoş sohbet edip resimler çektirdik.

Bir minübüsün ancak geçebildiği dar patika yoldan KAÇKAR dağına tırmanırken aşağıya bakamıyorduk.yeşilin her tonuna boyanmış uçurumun dibi yoktu.birdenbire münübüsün içinde n yükselen MEHTER MARŞIY la irkildik. Kaçkar dağları MİLLİ PARKININ içinde olan ‘’ZİL KALE Yİ fetetmeye gidiyorduk adeta.FIRTINA DERESİN den 100 metre ,denizden 750 metre yükseklikte konumlanmış kalenin İPEK YOLU üzerinde bulunduğu bilinmekle beraber tarihi hakkında da pek fazla bilgi bulunmamaktaymış.

Kaleye mehter marşıyla ulaşıp indikten sonra son ses Kaçkar dağı 10.yıl marşıyla inlemeye başladı.buda yeni turizme açılan yörede YERLİ TURİZM cilerin gelen guruplara seremonisiymiş.

Kaçkarın tepelerinde mehter marşıyla beraber 10. Yıl marşını söylemek ,ardından yöre insanlarıyla horon çekmek,ilk kez tulum üflemenin ne kadar zor olduğunu görmek ve üflemek ,haşlanmış yayla mısırının ve közlenmiş patatesin tadını unutmak herhalde çok zor olacak.

Zil KALE den inişe geçtiğimizde doğanın mucizelerini görmeye devam ediyorduk.avlusunda aile mezarlarının olduğu ,artık örneği çok az olan SELENDER EVLERİNİ de görüp fotoğrafladıktan sonra yaklaşık 1350 metre yükseklikte bulunan AYDER YAYLASINA ,HALA DERESİNİ takip ederek çıkmaya başladık.yine yağmur başlamıştı.AYDERE ye geldiğimizde maalesef yine çarpılarak korkunç bir hayal kırıklığıyla karşılaştık.aynı UZUN GÖL gibi orası da perişan durumdaydı.adeta AYDER de arap istilasına uğramış gibiydi.rehberimiz üzüntü içinde son bir yıl içinde Araplar tarafından toprakların alınıp kiralandığını ,yüzlerce tesisin yapıldığını turizm adına ise hiçbir denetimin söz konusu olmadığını anlattı.yüzlerce peçeli kadın ortalıktaydı. Kara kara oğlan çocukları,peçeli küçük kız çocuklarıyla bisiklete binip top oynuyarlardı.tuvaletler berbat,ortalık pislik içindeydi.Trabzon a bağlı belde belediyeler kapatılmış büyük şehre bağlanmıştı.adeta sahipsiz kalan topraklarımız ve doğal güzelliklerimiz işgal edilmiş üstelik sürekli herkesin gözü önünde tecavüz ediliyordu.

İçimizi tekrar kapsayan derin hüzünle KAYABAŞI YAYLA sına ilerlerken her taraf sis içindeydi. Karanlık ve gece sanki tüm çirkinlikleri örtmek ister gibi çökmüştü doğanın üzerine .

6. gün

İl özel idaresi tarafından 15 yıllığına kiraya verilen tesis ve alanı devredilen kişilerce   proje delinerek ilave alanlarla büyütülmüş yüzlerce fazla yatak kapasitesi yaratılmıştı. Gelen tur otobüslerini n sayısı çok fazlaydı .ayrıca altlarında son model kiraladıkları arabalarla gelen Araplar.ülkemizin bacasız sanayisi ve gelir kaynağı olan turizmin bu kadar denetimsiz bir şekilde yapılması anlaşılır gibi değil.

Kayabaşı nda yöre insanıyla bol bol sohbet etme şansını yakaladım.uzun göl ve ayder e olanların asla fırtına vadisine yapılamayacağını izin vermeyeceklerini,kararlı olduklarını anlatıyorlardı.onlar ı dinlerken derin derin nefes alıyor ‘’umarım…umarım..’’diyordum.onlara ‘’peki neden o zaman sizin mahsulünüze ,topraklarınıza değer vermeyen iktidarı Karadeniz in dalgaları gibi coşarak destekliyorsunuz ‘’dediğimde aldığım cevap çok acıydı.’’izmir de %24 oyu nasıl verdiniz .izmir linin her şeyi tam.esas İZMİR Lİ daha doğrusu İzmir de siyaset yapanlar utansın ‘’dediler.

Yorum yok ……cevap yok…..çünkü bizim çok önemli işlerimiz vardır. Nafile kurultayda bakalım bu sefer kimleri bir yerlere taşıyacağız.

Bir haftalık Karadeniz gezimizde Trabzon dan ordu ya tüm yerleşim yerlerinde CB forsuyla RTE teşekkür afişleri CB forsu ve AKP logaları ile AKP li belediye başkanlarının resimleriyle donatılmış CB seçimlerinde kıyı şeridinde Samsun dahil bölgede oy oranı %62 civarında hemen hemen geçtiğimiz her ilçede CHP si örgütlerini ziyaret ettim.boş binalar,kapalı kapılar ,ve ya olanlarda cahil gördükleri halkı suçluyorlar.yerel yönetimi aldığımız SİNOP da halk yönetimden mutsuz ve umutsuz. Hepsi 2015 de kimi milletvekili yapacaklarının derdine düşmüşler.hep şikayet,hep eleştiri.

Karadeniz e en çok zarar veren RTE ve iktidarına halk her şeye rağmen oy veriyorsa bunun konuşulduğu kongrelerin,kurultayların önce yapılması gerekiyor.AKP ile ilgili Karadeniz de öyle çok yatırımın yapıldığı algısı öylesine yaratılmış ki HALK adeta uyutulmuş .Karadeniz ve diğer bölgelerde halkın tercihinin soldan sağa dönüşmesinde tüm suçlu sol adına yönetimlerde bulunan örgütlerde. Halka dokunmayan,halkın acısını ,sevincini paylaşmayan ,projeleri olmayan sadece küçücük çıkarlar için yerel yönetimlere eş,dost ları seçen yaptıkları siyaset küçük kasaba politikalarından öteye geçmeyen yönetim anlayışlarını değiştirmeden yol yürümeye çalışan örgütlerle halkın güvenini kazanabilmemiz mümkün değil.Bodrum da solcu olmak,siyaset yapmak her şeye rağmen çok kolay.Karadeniz de solcu veya sosyal demokrat olmanın ne kadar zor olduğunu bilsem de bir kez daha yakından tanık olmanın üzüntüsüyle sarsıldım. İnsanlar sokak da yalnızlar .arkalarında partileri yok.paraları yok.güvendikleri örgütleri yok.yerel seçimlerde kimse halka bir şey sormuyor.ne yapsın bu halk .daha ne kadar SADECE ATATÜRK ün partisine nasıl ,neyle sahip çıksın.

HALKINA GÜVENMEYEN,YANINDA İÇİNDE OLMAYAN HİÇBİR ÖRGÜTÜN VEYA SİYASETİN GELECEĞİ OLAMAZ.

CHP ve siyaset le ilgili söylenecek çok söz var .ancak beğenilir,beğenilmez onca deneyimleri,fikirleri yok sayan anlayışlar devam ettiği sürece yerelde ve genelde başarılı olma şansımızın hiç olmadığını görmek gerçekten içimi fazlasıyla acıttı.

7. gün

Deliksiz uyuyarak geçen gecenin ardından Karadeniz in en gelişmiş ili olan SAMSUN a geliyoruz.ATATÜRK ün kenti Samsun da kurtuluş ve kuruluşu anlatan her yerde buram buram MUSTAFA KEMAL i hissettiğimiz şehirde ,Atatürk köşkü ,Bandırma vapuru,ilk adım heykellerinin olduğu parkları ziyaret ederek DOYAMADIĞIMIZ İÇİN bir kez daha Samsun a gelme sözü vererek Batı Karadeniz in diğer cennet lerini görmek için yola koyuluyoruz.

İlk adım,19 mayıs ilçelerini geçerek ülkemizde yok edilen tarım ürünlerimizden tütünün yetiştirildiği BAFRA ya ,oradan da Türkiye nin tek doğal limanı ve en yüksek yeri olan SİNOP a geliyoruz.burada Türkiyenin en kuzey noktasındaki İNCE BURUN FİYORDUNU gördük. ülkemizin tek ve en uzun Norveç fiyorlarına benzeyen bu doğa harikasını görmek için yüzlerce yerli yabancı akın akın gelmekteydi.. Ancak tuvalet ihtiyaçlarını doğal alanda karşılamak zorunda kaldıkları için muhteşem güzellikler içindeki dayanılmaz kokular .turizme açılan her yeni alanda girişte ücretler alınıyor. Ancak karşılığında hiçbir şey yok.malesef bizim güzel ülkemizde ‘’turizme açtık demek ‘’YETİYOR.

SİNOP şehir merkezinde bizi elinde feneri,önünde köpeğiyle ünlü DİYAJEN HEYKELİ karşıladı.Diyojen e sormuşlar.’’neden fenerle sokaklarda dolaşıyorsun diye ‘’O da ‘’insan arıyorum ‘’demiş.herhalde Diyojen in ruhu hala insan aramaya devam ediyordur.

Rehberimiz ,dizi filimlerin çekildiği Sinop cezaevine gidiyoruz dediğinde herkes de bir hareket başladı.’’Tatar ramazan,Parmaklıkların ardında dizilerinin çekim setlerini merak ediyorlardı.benim içime yine bir hüzün çökmüştü.kendi kendime ‘’aldırma gönül aldırma’’şarkısını mırıldanırken SEBAHATTİN ALİ yi,düşünce suçlarından dolayı o soğuk duvarların arkasında yatanları düşünüyordum.bugün de dün olduğu gibi yıllardır SİLİVRİ de ve daha birçok cezaevlerinde özgürlüklerinden edilenleri,eriyen çürüyen duyguları,bedenleri düşünüyordum.yüreğim daralmıştı.SEBAHATTİN ALİ nin denizi hiç görmeden sadece Karadeniz in azgın dalgalarının sesini dinleyerek yazdığı ‘’aldırma gönül aldırma’’şiirininin bestesini mırıldanarak Sinop sokaklarında dolaşırken yine insanlarla konuşuyor ‘’ne olacak memleketin hali ‘’diye sorduğumuzda hemen belediyeden ,yakındıklarını duyuyorduk.CHP Sinop il Başkanlığına gittiğimizde kısa sürede olsa görüştüğümüzde onlarda halk dan kendilerini halkın anlamadığından şikayet ediyorlardı.

Seyehatteydim ,hiçbirşey düşünmek istemiyordum.ancak olmuyordu.kayıtsız kalamıyordu insan.ülkemizin CHP sine ihtiyacı vardı.kurultayın sadece genel başkan ve parti meclisi üyelerini seçmek için değil,başarı ve başarısızlığın nedenlerinin masaya yatırılması ve değerlendirilmesi olmalıydı.eğer bu yapılmazsa hepimiz kaçınılmaz sonda kaybolacaktık.

Sinop un meşhur Sinop mantısını ve fındık ezmesini de yedikten sonra UNESCO DÜNYA MİRASI listesindeki MÜZE KENT SAFRANBOLU ya doğru yola çıkdığımız da önce etli ekmeği,çekme helvası,sarımsağı ve ünlü TAŞ KÖPRÜ süyle meşhur KASTAMONU ya geldik.böylesine ,planlı,temiz bir şehirle ilk kez karşılaşıyorduk.peysaj düzenlemesi muhteşemdi.şehrin içinden geçen dere adeta şehri ikiye bölmüştü.açık dere ıslah çalışması muhteşemdi.yazın derenin suları çekildiğinde derenin içindeki peysaj düzenlemesi bile düşünülmüştü.elbette böylesine hizmet alan bir halk partisine bakmadan belediye başkanını destekliyecektir.yerel yönetimin yaptığı hizmetler bir siyasi partinin büyüyüp gelişmesi için çok önemli olduğunu örnekleriyle birçok il ve ilçelerde görmekteyiz.bu nedenle yerel seçilmişler önce halka inecek ,dokunacak ve hizmet götüreceklerdir.ait oldukları siyasi partinin ilkeleri doğrultusunda hareket etmekle yükümlüdürler.siyasette kazanmak yoktur.alınan ve kazanılan tek şey halkın takdiri ve sevgisidir.buda ancak yapılan hizmetlerle belirlenir.

SAFRONBOLU kent ölçeğinde korumanın nadir başarılabildiği şehirlerimizden biridir.1994 yılında DÜNYA KÜLTÜR MİRASI listesine dahil edilmiş ve dünya kenti haline gelmiştir.dünyada en iyi korunan 20 şehirden birisi seçilmiştir.ancak yine de daracık sokaklarında yüzlerce hediyelik eşya satan dükkanların içindeki çin mallarını hiç yakıştıramamıştım bu güzel kente.ağırlıklı olarak burada yetişen safran bitkisinin verdiği değişik tatlar ,lokumlar muhteşemdi.tamamen tarihi konaklara uygun olarak yapılmış son derece temiz bir otelde ahşapın sıcaklığını içimizde hissederek geçirdiğimiz geceden sonra artık gezimizin son gününe gelmiştik.Türkler in Safronbolu ya geldiklerinde konuşlandığı yer olan HIDIRLIK TEPESİ sinden son kez Safranbolu yu tamamen içine alan muhteşem görüntüyle veda ederek AMASRA ya doğru yola çıktık.

8. gün

BAKACAK TEPESİ ni dönünce Fatih in ‘’dünyanın gözleri’’dediği Amasra nın muhteşem manzarasıyla karşılaştık.5-6 bin nüfuslu bu güzel kasabada maalesef ranta teslim olmuş görünüyordu.kasabanın içine kadar inen yeşil örtü çok katlı inşaatlarla sarmalanıyordu.küçük balıkçı barınağından çıktığımız tekneyle TAVŞAN ADASI na doğru giderken denizdeki binlerce deniz anasıda sanki sahili işgal etmek ister gibi yüzüyorlardı.deniz analarının olduğu yerde pislik vardır.Amasra kalesininin sur duvarlarına yapıştırılmış çok katlı apartmanlar ve güya turistlik tesisler Amasra nın geleceği için içimi acıtmıştı.yinede küçük limanda tarihi Roma Köprüsünü,Çekiciler çarşısını (ahşap el oyma ürünlerinin olduğu çarşı)gezerek Amasra dan ayrılıyor,ve son durak olarak İzmir edoğru yola çıkıyoruz.

Herkes gibi bende çok yorulmuştum.belki gezimizin son günü olması nedeniyle artık evime ,yatağıma bir an önce kavuşmak istiyordum.gözlerimi kapadığımda BODRUM daydım.Karadeniz in içimi kabartan dalgalarının ardından egenin,sevdalısı olduğum Bodrum un dingin masmavi suları içinde yüzüyordum. Yurdum un cennet köşelerinden bir bölümünü görmenin mutluluğu içinde gözyaşlarım denizin tuzlu sularıyla karışıyordu.

Mutluydum,ama turizm yapıyoruz…..turizm için yatırımcıları çağırıyoruz derken rant uğruna geleceklerini çaldığımız Bodrum lu Karadeniz li çocuklarımız için ağlıyordum.

Uzun göl için ağlıyordum.

Ayder yaylası için ağlıyordum.

Fırtına vadisinde HES lerle mücadelede ‘’ölürüz de vazgeçmeyiz ‘’ diyen, sıkı sıkı çocuklarına sarılarak ‘’burası onların,buraları tüm dünya çocuklarının’’ diyenlere ,Bodrum dan ,ülkemim her bir tarafından tanrı nın yarattığı güzellikleri gelecek nesillere bırakabilme mücedelesini verenlere ,direnenlere selam olsun diyorum.

Daha geç olmadan KAREDENİZ i mutlaka ama mutlaka herkes görmeli ve tüm değerlerimiz için devreye girmeli , sahip çıkmalı diyorum.

Özellikle siyaset kurumlarının ve tüm politikacıların asli görevlerinin doğal ve kültürel zenginliklerimize sahip çıkarak çocuklarımıza hak ettikleri yaşam alanlarını korumak ve emanetlerine sahip çıkmak olduğunu unutmamalarını diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Perihan Dönmez dedi ki:

    Emeğinize,yüreğinize,kaleminize sağlık Nuran hanım.Gidemesemde…Göremesemde gam yemem.Bir gezi notu bukadar güzel anlatılır.sağolun.

  2. Hakkı Zırh dedi ki:

    Yazdıklarınızı okudum .Tekrar memleketime gitmiş gibi oldum. Yöremi olumlu ve olumsuzluklarıyla gezül yazdınız. Elinize sağlık

  3. Nebahat ateş dedi ki:

    Harika bir yazıydı ….tebrik ediyorum
    Duyarliliğiniz için de teşekkür ediyorum.. sevgiler