enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

“SANATÇI KELEBEK GİBİDİR, IŞIĞIN PEŞİNDEN KOŞAR”…

22.07.2016
0
A+
A-

IMG_4598

1950 yılında Trabzon’da doğan, 42 yaşında iken Bodrum’un Peksimet Köyüne yerleşen ve  80 kuşağının en özgün sanatçıları arasında yer alan ressam Yavuz Tanyeli ile Zeynep Sanat Galerisinde açtığı son kişisel sergisi ve hayata bakışı ile ilgili kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Çiçek Bozoğlu/Bodrum Gündem

“Bu benim 50. Kişisel sergim.  Aslında, ilk sergimi 1975 yılında henüz talebeyken açmıştım, onu da sayarsak 51 diyebilirim, 41 sene oldu galiba.  Koca ömür denebilir.  Bu sürede iki binden fazla yağlı boya resim yapmışımdır.” Diyerek söze başlıyor Yavuz Tanyeli. Haklı da onun ki koca bir ömür;  boya, tuval ve ışık üçgeninde geçen.

13 adet yağlı boya çalışması mevcut şu an Zeynep Sanat Galerisinde.  Her sergisinin bir adı var, bu defakinin de “Müzisyenler”. “Bunlar en son yaptığım resimler. Değişik konularda resimler yapıyorum, bu serginin konusu müzisyenler. Gitar çalan müzisyen resimlerini tema olarak seçtim. Tabi onlar vesiledir resim için, her konuda çok güzel resimler yapılabilir. Mümkün olduğu kadar iklime uygun, yaz mevsimine uygun renkler seçmeye çalıştım. “ diyen Tanyeli, sergisinin sanatseverler tarafından 23 Temmuz’a kadar ziyaret edilebileceğini, bu tarihe kadar açık olduğunu aktarıyor bir not olarak. “Hani bayramın son günü serginin açılışını yaptık,  olur da bayram telaşından duyuramadığımız dostlarımız vardır,” diye.

Ben kısa sordum, oysa onun anlatacak ne çok şeyi vardı, ne çok doluydu dünyası ve ne yazık ki çok azını paylaşabildim sizinle…

Bodrum’a taşındıktan sonra bu durum hayata bakışınıza ve dolayısı ile çizginize nasıl yansıdı?

Ben Bodrum’a 68 de 18 yaşımda geldim, ilk gelenlerden biriyim.  91 yılında ben 42 yaşında iken buraya yerleşince arkadaşlarım “Ya insan 42 yaşında İstanbul’u bırakıp köyde yaşamaya başlar mı? “ dedi. Ama onların da sebebi şuydu; bir ressam, biliyorsunuz işte, desenler, lekeler, boyalar, malzemelerle, renklerle  çalışır. İstanbul’un iklimi, ışığı benim için o tarihlerde bitikti. Yeni bir şeyler vermek zordu. Halbuki Akdeniz ışığı hiç denemediğim bir şeydi.  Hatırlarsanız bütün büyük sanatçılar Akdeniz civarında yerleşmiştir ve de çalışmıştır. Çünkü o renk-ışık ilişkisi her nedense Akdeniz’de çok iyi oluyor.  Ben de o ışığın peşine düştüm geldim.  Dolayısı ile yaptığım resimlerdeki renkler, ışık, atmosfer Akdeniz ışığının etkisi altına girdi.  Daha canlandı, daha arındı. İstanbul’un o ağdalı, gri, böyle puslu, kapalı, depresif atmosferinden çıktı.  Sanatçı zaten ışığın peşinde kelebek gibidir. Yani ışığın peşinden koşarsın, ne yapacaksın ki? Dünya sanatında da böyledir. O kuzeyde yaşayanların psikolojileri, yaptıkları resimlerdeki armoniler. Van Gogh mesela Güney Fransa’da yaşamasaydı da Norveç’te yaşasaydı Van Gogh olabilir miydi acaba? Veya Gaugin Tahiti’ye gitmeseydi de Moskova’ya yerleşseydi aynı olur muydu hiç? Olmazdı.  Böyle bazı gerçekler var. Ben de o yüzden geldim ve amacıma da epey ulaştım sayılabilir.  Tam olarak değil. Çünkü, bir de atölye ve açık hava meselesi var.  Açık havada da resim yaptım ama yeterince yapmadım.  Açıkçası Van Gogh gibi çıkıp arazinin ortasında sehpanı kurup veya büyük tuval yapacaksan, bir ağaca yaslayıp kocaman o ışığın etkisi altında günlerce boyayacaksın. O zaman değişir mi asıl o zaman belli oluyor.  Bu tür yaptığım eserlerimden oluşan bir sergim yok henüz.

68 de Bodrum’a gelmiş ve sonrasında burayı yuva olarak seçip yerleşmiş bir sanatçı olarak Bodrum’un gidişatı ile ilgili ne söyleyeceksiniz?

Biz burada mecburen kaldık. Yoksa Bodrum böyle çok kalabalık oldu. İşte çek git o zaman diyorsun ama Türkiye çok kalabalık oldu.  Onun için Türkiye’de gidecek yer kalmadı. Yine Bodrum’da şöyle bir avantaj var;  arabana binip şöyle direksiyonu kırdığın zaman ortalama bir buçuk dakika sonra ıssız bir yere gidebilirsin. O da kurtarıyor.  Yaz mevsimi çok kalabalık oluyor tabi. Kışın çok daha seviyoruz. Biz bize kalıyoruz çünkü. Bu bayram turistlerinin bu kadar vahşi olduğunu da bilmiyordum.  Önde en son model, en pahalı cip gidiyor pencereyi açıp bir kesekağıdı portakal kabuğunu caddeye fırlatıyor.  Bu insanlarla olduğumuz sürece huzurlu olamayız. Bu insanlar nasıl huzurlu olunur bilmiyorlar bence, huzur peşinde de değiller.

  Şu dakikadan sonra hayatımın en büyük amacı, ideali şudur diyerek önünüze bir plan koydunuz mu?

Ben Nepal’e gittim geçen sene. Nepal’e hayran kaldım.  Orası Budist bir ülke. Budizm’in insanlar üzerinde pozitif etkisi olduğunu birebir yaşadım. Dünyanın en fakir ülkelerinden bir tanesi, ona rağmen herkesin yüzü gülüyor, herkes son derece kibar, para diye bir şey söz konusu değil.  Böyle düzgün toplulukların, efendi toplulukların yaşadığı bir yerlerde yaşamak isterim.  Doğada yaşamak isterim. Bu saatten sonra benim gibi bir sanatçı, topluluklar, kalabalıklar, şehirler, sanat ortamları olmasın ister. Tam tersi, ıssız olsun, kimse olmasın, insan çok az olsun, mümkünse hayvan çok olsun. Doğada yaşayıp onları boyayayım, ışığa daha iyi bakayım. Acaba renk konusunda bir hata yaptım mı, yaptıysam onu düzelteyim. Saçma sapan harici sebeplerle sinirim bozulmasın, bozulacaksa kendim yüzünden bozulsun. Normal, her sanatçının isteyebileceği şeyleri istiyorum.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.