enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

HAYDİ ABBAS!.. Fikret karataş Yazıları…

Bodrum dışındaki Muğla’yı yeniden tanıma, oluşan değişikleri gözleme, izleme istek ve nedeniyle, geçen haftanın üç günüde Ören’e ayırdık.

Ören’i, Bodrum’da tanıyıp gezen, gören epeyce vardır, ama gazeteci gözüyle değerlendirme ve kıyas yapabilme istemiyle gittik, yeniden gördük ve yazacağız.

Salt Ören değil. Marmaris, Fethiye ve Ortaca da konu öznesi olacak az da olsa.

Ören’in antik ismi Keramos. Antik çağda orayı kuranların ve yaşamı sürdürenlerin ana sanatının çömlekçilik olması nedeniyle Keramos denmiş. Bu isim bizde Seramik, Yunanlılarda Keramik olarak anılmış, anılıyor.

Ören’in nüfusu beş bin, köyleriyle 9 bin olarak söyleniyor. Milas’a bağlı bir belde. Ama esas hareket köyden yalıya inmiş ve turizm yaşamını ana odağı da Yalı Mahallesi olmuş. Güzelleşme salt orada değil, özelliğinin merkez olması.

Bilindiği gibi plaj olma özelliği en uzun olan yerlerden birisi de Ören.  Orada görev yapan, yapmayı da zorunlu olarak (AKP marifetinden dolayı) devreden saygıdeğer önceki Başkan 4 bin 500 metrelik deniz kenarı, yol ve kaldırımlarını büyük kısmını başarı ile gerçekleştirmiş. Her 15 metrede 2 fanuslu lamba taşıyan şık elektrik direkleri ve 6-7 metre aralıklarla yetiştirilmiş canlı palmiyeler, bu yolun süsü olduğu kadar da can vereni, cankurtaranı. Her on beş metredeki direklerde 300 kadar ve buna takılı 600 lamba. Bir belde için olağanüstü görüntüler, yaşama ve hizmete sunumlar olarak değerlendirilebilir.

Marinası bir harika. Gezmeye gittik, araba izni vermediler, ama umarı kendileri çok kibarca yarattılar. Eşimin yürüme zorluğunu gördüklerinde golf arabası benzeri bir araçla bizi gezdirdiler. Bu, olağan bir durum değilmiş, ama bize sunuldu. Ayrılırken teşekkürümüzün karşılığında çok candan: “Yine bekleriz görüşelim, tanıştığımıza sevindik” lafını duyup mutlu olduk. Davranış kibarcaydı zaten.

Tarım dışlanmadığı gibi turistik yapıların, binaların ardını mısır, susam (küncü) tarlaları süslüyor.

Bir zamanların Bodrum’u gibi. Turgutreis, Kadıkalesi turfanda sebze, Dereköy ve diğer bazı köyler hayvancılık, balık ve süngercilik  ve de narenciye. Bu uğraşların desteğiyle turizm yaşamına geçilip bu aşamada orada karar kılınmadı mı?…

4,5 km,’lik tamamında denize girilebiliyor. Hem de nerede can çekerse ve istek belirirse orada. Özel olarak plaj çevirme saldırganlık ve şımarıklığı asla görülmüyor. Bu uzun yolda motorlu araçlara yer yok. Ulaşım elektrikli bisiklet ve normal bisikletlerle yapılıyor. Denize ulaşan kılçık yollarda en ufak bir işgal yok. Yani, gelecekte gelişecek beldenin birbirlerini kesen ve birbirlerine koşut yolları hazır. Hiç kimseye ayrıcalık tanınmamış.

Ören böyle, ya Marmaris: Sorunlarını bitirmiş tüm dikkat ve ağırlığıyla turizmi yaşayıp reel girdi sağlama uğraşı veriyor.  Turist geldiği sürece sorun yok. Gelmediğinde de olgu doğal karşılanıyor. Çünkü, hizmet sunanlar yani, yerel yönetim dikkat ve özenle görevlerini yerine getiriyorlar.

Fethiye’nin bunlardan aşağı mı kalır? 14 yıl önce o zaman bir sitedeki köşemde “Fethiye’den mektup var”  başlığıyla yayımlanan yazı nedeniyle salt yerel yönetimden eleştiri, okurlarımızdan destek almıştım. Oradaki Başkan (bu gün de aynısı) ne dediyse yaptı, biz de ne söylemişsek doğru çıktı.  Elbette mutlu olduk.

Ortaca ise bir başka güzelliklere imza attı. Deniz kenarlarının işgal ve peşkeş çekilmesi konusunda verdiği uğraşlar adeta destanlaştı.

Gelelim bize:

Bodrum’un bu günkü halini kimse tam olarak değerlendiremiyor. Yazan çizen pek yok. Kimileri ticari veya sosyal yaşamlarının zarar göreceği endişesiyle laf edemiyor. Siyasal partiler de esnaftan, tüccardan farksız. Çekingenlik onlar da diz boyu. Yerelde iktidar olan partidekiler denge uğraşından üçüncü dünya harbinden çıkmışa benziyor.

Yerel yönetimden telefonlara yağan SMS’lere göre durum harika. Her aktivite Belediyemiz kontrol veya desteğinde, her konunun içinde Belediyemizin eli var. Yetkilendirilenler basın toplantısında mangalda kül bırakmıyor, esip savuruyorlar. Ama verilen bilgilerin değerlendirilmesinden çıkan sonuç : “Elde hamur, karın aç!”

İnşaat, iş yeri, konut ruhsatlarından söz ediliyor, ama bunların kaçının gerçek hak sahibi halka,  kaçının vergi hesapları dışarıda olanlara ait olduğu söylenmiyor.

Kaçaktan söz ediliyor, sayı 9. Kaç adet yeni kaçak yapıldı, kaçı yıkılabildi, kaçının Bodrum için felaket habercisi olduğundan laf yok.

Adrese özel hizmetler nedeniyle oluşan yararın niteliği ve potansiyeli neden saklanıyor. Zarar hanesinin çok kabarması mı nedeni?

Plaj işgallerinden, plajların özele eklenmesinden söz edene rastlanmıyor.

Süregelen çarpık yapılaşmanın hangi ölçü ve azgınlıkta, daha ne kadar süreceği belirsizliğini artırarak koruyor.

Bütün bu ve benzeri soruların yanıtsız kalması, görev suçunun ötesinde suçlamalara neden olabilir, olma olasılığı da gündemden düşmeyecek gibi.

Bunca Ticaret odası kayıtlısının ne katkısı var. Bunlar için verilen hizmet hangi düzeyde.

Bir gün gelir bunlar sorulur. İmarda yapılan hata alalaması sabır sınırlarını zorlama aşamasında görülüyor.

Yurttaş bir gün dikiliverir sorumluların masaları önlerine ve her zamanki gür sesiyle seslendirir Cahit Sıtkı Tarancı’nın n ünlü şiirinin ilk dizesiyle kararını:

“HAYDİ ABBAS VAKİT TAMAM!…”

Ne vakti mi?

İstifa, Azil!

Sonunda alaşağı!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.