enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

“ETHEM TOPANOĞLU” Çiçek Bozoğlu “BG DERGİ” söyleşileri…

“ETHEM TOPANOĞLU” Çiçek Bozoğlu “BG DERGİ” söyleşileri…

ethem topanoğlu 1

Günümüzün özlü sözü oldu “Bodrum’dan hep bir şeyler almaya geliyorlar, kimsenin Bodrum’a bir şey kattığı yok” diye. Öyle ya toplasan kaç kişidir Bodrum’a hak ettiği değeri vererek katkı sağlayan? Güneşinin, denizinin, kumsalının, havasını n ve dahi rantının peşinde herkes.   Ne varsa geçmişte yapılanlar var demeden edemiyor insan.   Tıpkı Karaova’lı Topanoğlu ailesinin Bodrum’a ve Bodrumlulara verdiği katkı gibi…

Çiçek Bozoğlu

Biz bu sayımızda Bodrum’da ilklerin öncüsü olan Ethem Topanoğlu ile sohbet ettik. 1950’lerden itibaren Bodrum’da ilk ne yapılmışsa altında Topanoğlu imzasını görüyoruz.  Derme çatma küçük bir dükkanda başlayan züccaciye işini şirketler gurubu haline getirmeyi (iki dükkan bir fırından ibaret olan o zamanın Bodrum’unda ) başarmak da her yiğidin harcı olmasa gerek.

Karaova’nın zenginlerinden Molla Osman’ın dört çocuğunda biri olarak 1929 dünyaya gelir Ethem Topanoğlu. 1943 senesine kadar varlıklı bir ailenin çocuğu iken dönemin Varlık Vergisi yüzünden ailece zor günler yaşamaya başlıyorlar. Bu durumdan en olumsuz etkilenen de ne yazık ki Ethem Topanoğlu oluyor.

ethem topanoğlu 3 (3)Dört kardeştik biz.  Kız kardeşim Hatice, abim Hüseyin, bir de çok genç yaşta ölen Halil abim. Babamın Karaova’da 5-6 yüz dönüm arazisi vardı, köydeki işimiz tütündü. Hüseyin abim burada ben Milas’ta okudum.  Yalnız kız kardeşimle ölen abimi okutamadı babam. 1943 senesine kadar durumumuz çok iyiydi.  Daha sonra Varlık Vergisi gelince her şeyimizi aldı götürdü.  Buranın en zenginleri bile iki bin lira vergi verirlerken babam yanlış hatırlamıyorsam 3-4 bin lira vergi verdi. Köylü bir adam 3-4 bin lira nasıl vergi verir?  Babam elde avuçta ne varsa sattı, altınlarımız vardı bozdu Varlık Vergisini ödedi.  Çünkü parayı vermeyenleri Çanakkale’ye sürüyorlardı.  Ondan kurtulduk ama hiçbir şeyimiz kalmadı. Beni yine de Milas’a ortaokula gönderdiler. Alman harbi zamanları abimle beraber köydeki herkes askerdeydi. Bir ağabeyim Çanakkale’de, bir ağabeyim İzmir’de askerdi. Karaova’da kimse yoktu,  yaşlılar çift sürüyordu. Ortaokula başlayınca babam bana bir elbise aldı ve üç yıl boyunca ben onu giydim.  1946 Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünü ve İstanbul İktisat Fakültesini parasız olarak kazandınız diye bir yazı geldi. Sevinçle döndük tabii İstanbul’a gideceğiz diye ama köye döndükten sonra ben sağlık problemleri yaşamaya başladım. Gündem 7-8 defa burnum kanıyordu. Bodrum’da doktora getirdiler ama çare bulunmadı. İzmir’e de paramız olmadığı için gidemedik. O kadar zayıfladım ki yürüyemez hale geldim. Bu arada kazandığım bursun kayıt süresi bitti. Zaten gitseydim de olmazdı, ayağımda ayakkabım bile yoktu. 1947 senesine kadar köyde babama yardım ettim. Rahmetli babam memurluğu sevmeyen birisiydi. Kendisi padişah döneminde imtihana giriyor ve imtihanı birincilikle kazandığı için eline bir tane vesika veriyorlar kadı olsun diye. Fakat başkasının hakkını yiyebilirim düşüncesi ile bunu kabul etmiyor.  Okuyamadığım için teselli olsun diye beni Bodrum’a abimin yanına gönderdi. İki üç sene geçtikten sonra babam beni köye çağırıp okula gitmem için bir demet para uzattı ama hemen geriye çekti.  Bir an vermeyeceğini düşündüm ama sonra elimi tutup “Bak bu paranın içinde bilerek bir kuruş haram para yoktur.  Sen de karıştırma” dedi bana.  Ben ağlayarak “Bu paranın içine bir kuruş haram para karıştırmayacağım, buraya da çift sürmeye gelmeyeceğim” dedikten sonra elini öperek Bodrum’a geri döndüm, sene 1951. Ondan sonra da hep Bodrum’da kaldık.

ethem topanoğlu 3 (2)Anlattıklarınıza bakılırsa siz ticaret yapmayı değil de ticaret sizi seçmiş gibi görünüyor.

Bodrum’da ilk olarak derme çatma dükkanımızda önce Allah’ım sonra ağabeyim dediğim her şeyim olan Hüseyin Topanoğlu ile manifaturacılık yaptık. 250-300 ton incirin iki yüz tonunu biz işliyorduk imalathanede. Harnup toplayıp satıyorduk.   Ama müşteri gelirse her aradığını orada bulmalıydı. Ayakkabıdan, zücaciyeye kadar her şeyi koymuştuk o küçücük yere. Ürünler bittikçe İzmir’den gidip alıyorduk.  1962 yılına geldiğimiz zaman Bodrum’da inşaat işleri başladı. O dönemlerde Türkiye değişiyordu, Adalet Partisi başa geçmişti. Türkiye’de Marshal Planına göre Adnan Menderes başbakanlığında iş bilen kimselere farklı fabrikalar kursunlar destek verilmişti.  Her hafta İzmir’e gidiyoruz işimizin gereği. 1962 yılında Bodrum’da buzdolabı satışını ilk biz gerçekleştirdik. Daha sonra tribün imalatı yapan arkadaşım beni bir mağazaya götürdü. O tribün imal ediyordu onun tribünlerini de ben satıyordum.   “Bak bunda hayat var, bunu Bodrum’a götür” dedi. O zaman meşhur Milangaz, likit gaz Türkiye’de ilk İzmir’e gelmişti;  “Bak bu benim evladım. İstediği her şeyi verin, aksayan bir şey olursa da gelin parasını benden alın” dedi.   Milangaz bayiliğini aldığımız zaman sadece İzmir’de birkaç yerde bunun satışı yapılıyordu, Türkiye’nin başka yerinde yoktu. 1966 yılında Coca Cola fabrikasına gittim, onun da bayiliğini istedim. “Biz İzmir’e yetiştiremiyoruz. Bodrum çok çok daha sonra olur” dediler.  Ama dedim Bodrum’un her tarafında Coca Cola satılıyor. Nasıl olur diye şaşırdılar. Ben İzmir piyasasında toplayıp Bodrum’da  sizin İzmir’de sattığınız fiyata satıyorum dedim. Çünkü farklı bir fiyata satılamayacağını biliyordum. 1969 senesinde Efes Pilsen bira fabrikasını kurdu, ben yine piyasadakileri sırtımla topladım ve getirip Bodrum’un her tarafında satmaya başladım. Bayiliğini istediğimde “Bize ancak yetiyor, bayiliğini veremeyiz” dediler.  Araya tanıdıkları koyduk ve onun da bayiliğini aldık.

Türkiye’de ilk ne çıkmışsa siz zaman geçirmeden Bodrum’a getirmişsiniz.

Bodrum’da bizden daha hareketli kimse yoktu bu konularda. Talepleri doğru takip ediyorduk. Ürünlerimize yeni çeşitler eklememiz gerekiyordu. İzmir’e gittiğimiz zaman hastalık tabi bu yeni ne var Bodrum’da satılacak diye araştırıyordum. Doymayan bir hırstı her halde. Yeni lastik mi, mobilet mi  dikiş makinası mı çıkmış araştırıyordum.  Ben bunların doğrudan bayiliğini istiyordum. İzmir’de de Topanoğlu ismi kadar Bodrumlu güvenilir firma yok denecek kadar azdı.

Bodrum o zaman oldukça küçük ve nüfusu da bu denli yoğun değil. Bayiliğini aldığınız ürünleri pazarlamada sıkıntı çekiyor muydunuz? Sonuçta bilinmeyen ürünleri getirip satmaya çalışmışsınız.

Pazarlama işini de biz yapıyorduk. Yeni ürünleri tanıtmak için ben götürürdüm ki itimat etsinler. Gazlı ocaklar ilk piyasaya çıktığında çarşıda Pazar olduğu günlerde ocağı dışarı çıkarıp herkesin göreceği şekilde patates, biber kızarttım. İnsanlar ocağın nasıl rahat ve kullanışlı olduğunu uygulamalı olarak gördü.   Biz genç olduğumuzdan çok hareketliydik herhalde. Singer dikiş makinelerinin bayiliğini aldığımızda bir pikabımız vardı. Makineyi o pikaba koyardık, ben gece yarısına kadar köy köy, kahve kahve dolaşır makineyi yerinde çalıştırırdım.  Kimin kızı var, kimin ihtiyacı var, kim paramı verecek ben bilirdim.  O zaman herkes borcunu bilirdi. Biz yazsak da yazmasak da kişi kendi borcunu bildiğinden gelip öderdi.

1960 yılında ilk evliliğini yapar Ethem Topanoğlu.  İki oğlu olur bu evlilikten Osman ve Mehmet. Fakat ne yazık ki ilk eşi kanser olmuştur ve 1976 senesinde oğulları İzmir Türk Kolejinde okurken vefat eder.  O yıllarda da Bodrum’da bir turizm hareketi başlar, Ethem amcanın deyimiyle Bodrum’a akın olur.

ethem topanoğlu 3 (1)Cevat Şakir’le başladı buralarda turizm. Bir akın oldu Bodrum’a.  Buralarda otel yok, konaklama yapacak yerler yok. Bodrum iki dükkan, bir fırın.  Bodrum halkı çok ama çok misafirperverdir. Gelenleri alıp evlerinde misafir ettiler, yedirip içirdiler. Kaç para istersin diye sorduklarında bir rakam söylemezlerdi. Böyle olunca da gelen turist ödenecek miktarı kendisi takdir edip parayı yastığının altına koyarak ayrılıyordu Bodrum’dan. Ne zaman ihtilal oldu ve Özal geldi, Türkiye ile birlikte Bodrum’un çehresi de çok kısa bir zamanda değişti.  Her yerde mantar gibi oteller yapılmaya başlandı. Paranın rengi de değişti, Dolar’la ticaret yapılmaya başlandı.  1990’ların başında bazılarımız Bodrum’da her yer inşaat oldu, yer kalmadı dediğimizde onlar bize “Hayır turizm daha yeni başlıyor, inşaat alanı bundan sonra daha da büyüyecek” dediler.  Hakikaten de her şey ondan sonra başladı.

Dünyanın pek çok yerini ve Anadolu’nun da her yerini gezmiş biri olarak şunu söyleyebilirim; Bodrum halkı kadar temiz kimseyi görmedim.  Bodrum halkına bir verirseniz beş alırsınız. Azığında bir dilim ekmeği varsa mutlak çıkarır ve sana verir. Garaja geldiğinizde birisi gelip de size “Efendim,  bir yer mi arıyorsunuz, bavulunuzu ben götürebilir miyim? Yardım edebilir miyim? “ diye sorarsa bilin ki o Bodrumludur. Yok,  “Bilmiyorum” diyorsa o da yabancıdır. Eğer dışarıdan gelenler Bodrum ahlakına, adetlerine uymuş olsa idi dünyanın cenneti Bodrumdur derdim.  Ama dışarıdan gelenler hep para hırsı ile o Bodrum’u bitirdiler. Rant yüzünden Türkiye’nin neresinde üç kağıtçı varsa hep Bodrum’a akın etti, yağma etti. Bu yüzden de Bodrum’da hiçbir şey kalmadı. Bodrum’un yapısını da, insanlarını da, ahlakını da bozdular.

Babanız Molla Osman Atatürk’ün kurduğu Halk Fırkasının yılmaz savunucularından biriymiş. Peki  siz  siyasete girmeyi düşünmediniz mi?

ethem topanoğlu 2Vaktim de yoktu, siyasete uygun bir karakterimde olmadı. Yıl 1957-58, Milas tarafında bir işim var ama araç sıkıntısı çekiyoruz o dönemlerde. Demokrat Partililerle beraber mecburen bir cipe bindik. Salı günü Milas’ın da pazarı var. Son mitingi yapacaklar ve sonrasında da seçim var. Ben de onlardan ayrılmak istemiyorum, çünkü başka araç yok Bodrum’a gidecek.  Şadan Gökovalı genç bir gazeteci o zaman.  Mitingde de beraberiz, dedi ki “Arkadaşlar, önümüzdeki Pazar günü yapılacak seçimde partimizin alacağı reyleri sayıyorum. Muğla 100 bin, Yatağan 70 bin, Milas 90 bin”. Kalabalıktan birisi de “fazla at, fazla” dedi.  Bunun üzerine Şadan Gökovalı “Demokrat Parti’nin Bodrum’da alacağı oy 200 bin. “ deyince alkış kıyamet koptu. Bodrum’da üç bin kadar insan var. Bunun yarısı rey atmayacak. Adam 200 bin diyor, meydandaki halk da bunu alkışlıyor. Bir kendi kendime düşündüm,  politika buysa ben politika yapmayacağım. Hiçbir partiye hala da kayıtlı değilim. Ama partiye gelince; Halk Fırkasını kuruyor Atatürk ve partiyi Bodrum’da anlatması için evrakları ve bayrakları babama gönderiyorlar. Babam da köy köy dolaşıp Halk Fırkasını anlatıyor. O günden beri de pek haksızlığı, yalanı dolanı sevmeyiz.  Siyasete girseydik halka hizmet edemezdik. Benim yapamadıklarımı kızım ve oğullarım yapıyor.

ethem topanoğlu 3 (1)Şirketlerinizde görev yapanların pek çoğu yıllardır sizinle birlikte çalışıyor. Bunu nasıl başardınız?

Vehbi Koç eşi ile Bodrum’a geldiğinde bana şöyle bir nasihatte bulundu; duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür dedi. Ben çok sabırlı biriyim. Ayrıca hakkımın fazla yenileceğine de inanmam.  Yanımda çalışanlarıma hep şunu söylemişimdir “Evde bir sıkıntın olursa, çoluğun çocuğun karın duymayacak. İlk önce ben duyacağım.  Ben halledemezsem ondan sonra gidip onunla konuşacaksın. “ Çalışanlarımın ekseriyeti sıkıntılarını ilk bana ondan sonra ailesine söylemişlerdir. Hiç kimse iş görüşmesinde kaç lira vereceksin diye sormamıştır bana. Zaten birisi gelip de aylık ne kadar vereceksin diye sorarsa ben onu işe almam. Çünkü ondan hayır görmem. Yanımda yüzlerce işçi çalıştırdım ama hiç kimsenin “hakkım kaldı” dediğini duymadım.  Ama yüzde yüzünü memnun etmek de mümkün değildir. Bazıları var 41 sene yanımda çalışmış, iki defa emekli etmişim bir de oğlu yanımda çalışıyor. Veli nimetimiz tütün olduğu halde sigara içenlerden hoşlanmam. Hatta işe alırken kişiye muhakkak sigara içer misiniz diye sorarım. Sigara içeni de işe almak istemem.

ethem topanoğlu 3 (4)Ethem Topanoğlu, ilk eşinin ölümünden yıllar sonra Zeynep hanımla 1980 yılında ikinci evliliğini yapar ve bu evlilikten hayatımın aşkı dediği, gözünden sakındığı kızı Pelin dünyaya gelir. Bugün oğulları, gelinleri, damadı, kızı ve torunlarından oluşan 13 kişilik çekirdek ailesi ile 88 yılı geride bırakan Ethem Topanoğlu, şu cümleleri söyleyerek söyleşimizi noktaladı “88 yılın bu kadar kısa olduğunu bilseydim çalışır ve daha fazla çalışırdım. Hayatımda kimseye aşık olmadım, bir tek kızım Pelin’e aşığım. Ölürken neye üzülürsün diye sorsalar; kızım arkada kalır diye üzülürüm derim”.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.