enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

STRESE BODRUM’DA YER YOK!!! /Fikret Karataş BG Dergi yazıları…

STRESE BODRUM’DA YER YOK!!! /Fikret Karataş BG Dergi yazıları…

fikret-karataş-bg-dergi-yazılarıÖteden gelen alışkımıza epeydir yer vermiyorduk. Nedenleri de önemli ölçüde geçerliydi. Alışkının yerini bulduruvereceğimiz zaman dışarılarda olma zorunluluğu yaşıyorduk da o nedenle “adet yerini bulmuyordu” Ara kere uyguladığımız bu olguyu  pazartesi günü (20 Şubat 17)  yaşamaya kesin karar verip çıktık yola….

Nereye doğru?…

Kızılağaç, Çiftlik köyü yalısı…. Dönüver geri gir Torba yoluna.  Devam et sonrasına… Öyle başladık…

Kızılağaç’a kadar yol eskiden beri iyiydi de sonrasını yadırgadık desek doğru olur.. Demek ki, epeydir gidememişiz. Yol çok güzelleşmiş, genişlemiş ve de , yakışmış kentimize, köylerimize. Yolların ekonominin ciddi ölçüde  kızağı  ve gereksinimi olduğu düşünülmüş olacak ki, Büyükşehir Belediyemizce yapılmış.  (eh hadi gari Sn Gürün !. Bodrum’da uygulayacağınız 150 milyonu aşkın ekonomik seferberliğe yol verin. Sevineceğiz.)  Biz ilk kez oralara böyle güzel bir yoldan gidip döndük.

Yalı’da lokantanın yenilendiğini herkes biliyor. Çünkü Yalı hak ettiği ilgiyi görmeyi  hak ediyor. Bu hak ediş ise Önceki Belediye başkanımız İsmail Bey’le başladı. O da herkesçe biliniyor. Yenilenen lokanta güzel ama bana sorulursa önceki taş yapının Kızılağaç ve Çiftlik   taş ustaları eliyle istenildiği ölçüde  genişletilseydi sanki daha iyi olabilirdi.  Bu savın yanıtı, “Hadi canım sende”  olabilir. Ancak Kesin olan şey Bu bölgenin taş ustalarının marifeti düşünülürse belki bu laf geri alınabilir. Lokanta güzel. Verilen hizmet niteliğine dikkat çekmek istiyorum. Genelde benimsediğimiz “hizmette gevşeme”  oraya da bulaşmış. (önceleri yoktu) Kafeteryaların diğerlerinin de seyrekte olsa görülüyor.

Torba’dan girince şaşırıyor insan buralarda 48 yılını geçirmiş biri olarak. Doğal güzelliklerin yeller esiyor yerlerinde. Esebilir. Artan nüfusa göre. Ancak plansız, projesiz, kaçak, göçek olarak esmemeliydi.

Demir’in berisindeki incirlikte 1970 yılında Marangoz Ahmet Öztosun, Foto Esmer (Abdullah Demirel)  kardeşlerimizle yaptığımız deniz kenarı piknikler geçti gözümün önünden. Onların çocukları 1-2 yaşlarında bizlerde saçlar, bıyıklar gür ve siyah. Hepimiz otuzlu yaşların başında.

Göl’e vardık ama yol kenarları o denli yapılaşmaya uğramış ki, neredeyse şaşıracağız Göltürkbükü yolunu.  Ha yol güzel, yolun sonu aykırı. Zaten 1970 yıllarında o yol yoktu. Daha açılmamıştı ki…

Her yıl kaçak göçek yapılaşma gelenek haline getirildi. Bunlar olmayacak mı?… Elbette olacağını biraz önce söyledik ama kuralına, yasasına, plan ve programına uygun olarak  olacak. Böyle de yapılsa bu günkü nüfusa yeter de artar bile.

Türkbükü’ndeki kafeteryaya  ulaştık. Bu da ötekiler gibi . Temizliği yadsınamaz . Ayıp olur, haksızlık olur. Oraya gidip dönerken bakamadık dağlara. Çünkü o lalelerin, sarı, kırmızı, mor renk cümbüşü oluşturan çiçeklerin  yeller esiyor yerinde.  Dağlara bakıp göremeyince güzelliği yüreğimiz acıyor.  Biz yürek daraltmak için değil, ferahlamak için, olası stresi  anımsamamak için turluyoruz Yarımadamızı…

Gündoğan’dan Yalıkavak’a giderken 10-15 yıl öncesine dek, yol kenarlarını, tepe eteklerini sarı çiçekleri görkemli, saplarının ucu ok gibi , yörede, “Döşek süpürgesi)  işgal ediyordu Şubat ayı ortalarında. Şimdi işgal edenler, ettirenler belli. Anımsamak da yinelemek de içimden gelmiyor doğrusu.

Yalıkavak, Yarımadanın diğer  beldeleriyle güzellik  yarışına her zaman ve koşulda katılabilecek bir beldemiz. (bütün beldeleri mahalle yapanlar utansın) Ne oldu mahalle olalı?…

Denetim zorlaştı. Yasa ve kural tanımazlığın boyutları büyüdü. Kaçak, göçek orada da hızlandı.  Deniz kıyısına koşut yol açılmasaydı Çimentepe’ye bile ulaşmak zaman alacaktı.  Yalıkavak yoları da güzel.  Ortakent ‘ten gelen yol eskilerde makadam (çakma taş)dı  O zaman da çok güzeldi Yalıkavak.  Doğal ve yalın  kavak altından önce izlenir, sonra inilirdi köye…

Gümüşlük’e yöneldik ama Koyunbaba’dan . O zaman Gerişaltından itibaren geçtiğimiz yol, izlediğimiz görüntü doğrusunu isterseniz içimizi acıttı.  Görüntü (manzara) dedik ya, o yok ki. Emekli askerlerin kurdukları kooperatiflerle başlayan yapılaşma  o güzelim fiyortların önüne duvarlar örmüş.  Gümüşlük’e dek sağıma bak yapı,soluma bak site. Kenarına yakın yerlerden gidilmesine karşın deniz görülemiyor.  Hele ki, dağ başlarındaki yapılaşma  çirkinliği Bodrum deyişiyle “Deme gari. Deme gitsin.”  Evet ancak burada da yol güzel. Gözüm şubat ayında pazara veya özele muşmula getiren Koyunbaba soy adlı kardeşimle muşmulasını aradı ama düşe yer vermedim.

Gümüşlük  ıslah edilip doğallığına büyük oranda döndürülen halini yitireli , doğa bilinçli şekilde iğfal edileli çok olmadı ki.  Hayret bir şey…. Yedi yılda tükettiler. Ama Gümüşlük buna karşın yine güzel… Burada da yol güzel. Yıllarca tepelerde oluşturulan çirkinliğe ”bakmayıverin gari” desek olur!…

Çevirdik araba yönünü Kadıkalesine doğru ve de Turgutreis’e gitmek için.  Yol güzel ama, kenarlardaki o güzel mandalina bahçeleri sahiplerine yük olmuş sanki.  Bazı güzellerini dikkatle izlerken : “Keşke benim de böyle güzel bir bahçem olsaydı” diye mırıldandım…

Turgutreis’i anlatmaya bilmem gerek var mı?… Domalan kayıp, deniz kıyısından Kadıkalesi yönüne bakış açısı saptırılmış. Kafeterya mı, İlk kurulduğundan diğerlerinden daha ferah amaaaa! Boş ver gerisini… Sorumlu söyleyip ilgilensin.

Akyarlar’a yöneldik.  Yol güzel ve genişleyince yola sarkmalar epeyce önlenmişe benziyor ama, acısı ve açlığı arkalara sarkmalarla dengelenmiş. Yani sağ cepteki sol cebe aktarılmış biraz da açlık giderici eklemeler yapılarak. Meteeroloji koyundan sonraki yolun “tek yön” hale getirilmesi daha iyi olabilir lafı ancak ironi bazında söylenir ama umarı bulunamayacak bir olgu , hatta hastalık aşamasına gelmiş….

Karaincir’i geçince tattığımız ferahlık Bala’da tükeniyor.  Orada onluk bir borudan akan suyu  ve o sudan tekneyle getirilen suların zemzem ilgisi gördüğünü net anımsıyorum….

Yol burada da güzel ama sağa sola bakmak tehlikeli. Sakın ola ki daldırmayın. Başınız döner, direksiyon egemenliği yiter ve sonunda (inşallah olmaz) ama kaza yapılabilir.

Eskisine göre Gürece’de bile yolunu şaşırmış yapılaşma.

Ortakent’teki kafeteryaya ulaşan yol da güzel ama  araba ile kafeteryaya ulaşmak olanaksız. Sanki kafeterya labirent köşesinde o yapıyı alarga görüntüsü ile bütünleştirmenin gerekli olduğunu düşündük. Beldedeki makyaj kalıntıları ve tarihi doku  tahribatına az da olsa rastlamak olanaklı. Ancak bu beldemizin irem benzerliği kapatıyor eksiklikleri.  Ortakent ve Bitez’deki mandalina bahçelerinin sahiplerinin korumacılığını eskiden beri saygı ve sevgiyle anımsar lafını da ederim…Yine öyle oldu oralardan geçip izlerken….

Gümbet felaketi sürüyor. Belediyemizin 5-6 yıl önceki ıslah girişimi yüzeysel de olsa epeyce kayda değer olmasına karşın aykırılık yeniden canlanmış. Hani Ahtapot kopan kollarını yeniler ya bu da öyle olmuş.  Gümbet “Bahçeli evler”  düzeninde avlulu yapılaşma uygulandı ama , avludaki kaçak- göçek yapılaşmalar esası epeyce geçti.

Dönüp Konacık’tan geçelim dedik. Oralarda da yollar çok güzel. Önceki Belediye Başkanımızın bilinçli uygulaması sürdürülse elbette daha da güzel olabilirdi, olabilme olanağı da yitmedi. Söylemekte sakınca yok bizce. Umarım yapmakta da olmaz.

Biz bu Yarımada turunu biraz hava almak, biraz nostalji yaşamak, belki olabilir diye stres atmak, Bildiğimiz, gördüğümüz, yaşadığımız olumlu olumsuz olgulardan ilgili, sorumlu ve görevlileri haberdar etmek bazında ve yıkılmayan mihrabını sevgi ve hayranlıkla izleyip  yaşayarak ve Bodrum’u ciddi şekilde düşünüp ona samimi yaklaşanlarla paylaşmak için yapıyoruz.  Yıllar önce alışkı haline getirdiğimiz bu olgudan da çok zevk  alıyoruz.

Denilebilir ki, “yav hep yol güzel, yol güzel deyip durdun. Başka bir güzelliğe rastlamadın mı, veya görmezlikten mi geliyorsun?..”  Kesinlikle hayır

Yıkılan camideki inatla direnen  mihrabı saptadık Umarını, onarımını düşündük, düşünüyoruz sürekli. Mihraba zarar verileceğine izin verilebileceğini hiç usumuza yaklaştırmadık, yaklaştırmayacağız. Başka güzelliklere gelince:

İklim güzel, Hava güzel. Deniz güzel, kum güzel. Güneş güzel yeşil güzel. Az da kalsa mandalina bahçeleri ve oradan yayılan kokular güzel. Endemikler desek fazla olmaz. İnsanlarının güzelliğine laf edenleri hep birlikte kınamak gerek. Çıkıverince yoluna kuşlar gibi ferahlıyoruz. Sanki ciğerlerimiz büyüyor. Yaşamın zaman, zaman kafamıza yerleştirdiği şeytan uzaklaşıyor oradan. Ozanın dediği gibi oluyoruz sanki : “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, umurunda mı dünya.” Umurumuzda olan Bodrum yeter bize. Gerisi hikaye…

Öyle işte . Stres ne ki Başka Bodrum yok. Bodrum’da yaşamak bir ayrıcalık. Bu yaşam sürecinde stres yok. Var Diyenler eksikliği kendinde arasın.  Ayıp olur sonra. Hele akşam olunca “iki kadeh çakıverelim efe” olgusu. Yapmanın ve seyretmenin zevki de başka olmuyor mu?…    Bodrum eskimez. Bodrum yıkılmaz. Bodrum bitmez. Yeter ki kurulan tuzakları bozmada birlikteliği sağlayalım!….

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.