enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

ELLEME! Serdar Anlağan BG yazıları

bodrum kalesi panel manşet“…Bir müzenin, çevresine rûhi etkisi ve dinamizmi, daima onun müdürüne bağlıdır.”

“…Bir müzenin başarı yahut başarısızlığının bütün etkenleri arasında, ilk olarak müdürün kişiliğinin geldiği kolayca anlaşılır. İyi bir müdür tarafından yönetilen bir müze, kusurları ne olursa olsun, kötü olamaz; fakat müdür kötü ise, bütün iyi tarafları o müzeyi gerçekten iyi bir müze kılmayacaktır…(Sir Henry Miers)”

Yukarıdaki satırlar, V.K.V. Sadberk Hanım Müzesi‘nin kalbi Rahmetli Sevgi Gönül Hanımefendi‘den yadigâr, UNESCO‘ya bağlı ICOM TÜRKİYE MİLLİ KOMİTESİ YAYINLARI, SAYI : 2, MÜZELER VE ANITLAR – IX serisiyle, TÜRK TARİH KURUMU BASIMEVİ tarafından basılarak ANKARA‘da 1963‘te yayımlanan “MÜZELERİN TEŞKİLÂTLANMASI – pratik öğütler”adlı kitaptan alınmıştır. Fransızca aslı 1959’da Birleşmiş Milletler Eğitim, İlim ve Kültür teşkilâtı tarafından yayımlanmıştır.

Buraya döneceğiz…

Bodrum Arkeoloji Müzesi Projesi büyük bir tartışma-çatışma’nın odak noktası haline geldi. Proje müellifleri, bu projeyi yüklenirken böylesine sorunlu bir süreçle ve konunun politize edilerek, hedefe konulacakları ve eleştiri sınırlarını, meslek etiğini aşan tavır ve söylemle karşılaşacaklarını öngörmüşler miydi?

Yerel basında ve sosyal medyada, proje hakkında hiç bir bilgisi olmayan ve-veya çarpıtılmış, dezenforme-misenforme edilmiş propaganda ile kafası karışmış, meslek-dışı bireylerin “Bodrum Kalesi Yıkılıyor!” sloganıyla yayın yapmaları anlaşılabilirdi. Asıl sorun Muğla ve Bodrum Mimarlar Odası‘nın tavrıydı. Mimarlar Odası‘ndaki bazı meslektaşların, proje müellifinden izinli olup olmadığı belirsiz biçimde, proje üzerinde işlem yaparak ürettikleri görsel malzemeyi taraflı yerel basına servis etmeleri, projenin önce “Kale’nin siluetini bozacak yüksek yapılar” propagandasıyla, cephe fotoğrafları üzerine oynanarak, “Kırmızıyla belirlenmiş kütleler” olarak yayınlanması, “Asansör yapacaklar!” çığlıkları, meslek etiğine aykırı değil miydi?

Projede yer alan yarı-transparan mekânlara karşı çıkanlar arasında yer alan ve Bodrum’da Mausolos‘un piramidini cam ve çelikten bir-bölü-bir inşa edip, aydınlatarak, üstelik bunu da “Dünya çapında dahiyâne bir proje” olarak satmaya çalışan bazı AKADEMİA VAKFI mensuplarının tavrında  bir ikiyüzlülük yok muydu?

Hakikaten yeni teşhir mekânları Kale’nin siluetini bozacak mıydı?

Bodrum’a gelenler bu tasarımı izlediklerinde “Dünyaya rezil” mi olacaktık?

Projede “ICOM Standartları”na göre bazı eserlerin kesinlikle gün ışığı almaması, devamlı nem kontrolünün sağlanması, depreme karşı önlem alınması vs. gerekiyordu ve tüm bunlar yarı-transparan teşhir mekânlarında nasıl çözülecekti? (…pardon bu soruyu kimse sormadı!)

BODTÜM (Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği) izlediğim kadarıyla bugüne kadar mesleki konularda Kutup Yıldızı gibi, rasyonalite ve etikte sağlam durmuştu. BODTÜM adına konuşan Murat Artu da çok saygın  bir meslektaşımızdı. Murat Bey proje müelliflerini “Kaleyi paspartu olarak kullanmak”la eleştirdi ve dava açacaklarını belirtti. Projede “ICOM Standartları”na aykırı bir nokta mı vardı? Kalenin “paspartu” olarak kullanılması ne demekti?

Âdeta Kale’nin içindeki floranın târumar edileceği, Kale’nin bir “Cam-çelik ve beton yığınına” dönüştürüleceği propagandası yapılıyordu. Kale’nin içindeki ağaçlar sökülecek miydi?

Cumhuriyet, bu ülkede ağalık, beylik, paşalığı kaldırmıştı ve özgür-eşit yurttaşlığı getirmişti. Ne Bodrum Kalesi ne de Bodrum’un kendisi kimsenin babasının malı değildi. Yerel halktan bazı kendini bilmezlerin ve bazı acar taşralı yöneticilerin hukuk ve modern devlet anlayışının gereği olan temel insan hak ve hürriyetlerinin muhafaza edilmesi üzerine bilgisizlikleri anlaşılabilirdi. Emekli müzecilerin ilerleyen yaşlarının getirdiği duygusallıkla tepki göstermeleri de kabul edilebilirdi. Ancak projeye karşı tamamen politik amaçla, önyargılı bir infaz kampanyası yürütülmesi haktan, adaletten, eşitlikten ve ilericilikten yana her zihinde soru işareti yaratıyordu. Bodrum’da bir araya gelmesi neredeyse olanaksız birey ve kurumlar projeye karşı birleşti. Bir tarafta “Ne Mutlu Türküm Diyene” terennümünü şiar edinmiş olanlar, bir tarafta “Camiye hayır kiliseye evet…turiste mum satarız!” diyenler, bir tarafta rüzgar enerjisine karşı çıkan “Solcular”, bir tarafta CHP’liler ve hatta ODTÜ mezunları…

Konunun “Bodrum Kalesi’ndeki camiyi ibadete açmak”a indirgenmesini ilinek sofizmi olarak görüyorum. O caminin ibadete açılıp açılmaması beni ilgilendirmiyor. Biz burada Bodrum Arkeoloji Müzesi Projesi’nin mimarlık mesleğinin ve restorasyonun ilkelerine ve uluslararası müze tasarımı standartlarına uygun olup olmadığını, bilimsel bir yaklaşımla anlamaya çalışıyoruz.

Proje müelliflerinin sözcüsü Herodot Kültür Merkezi‘ndeki sunumunda, Bodrum Kalesi’nin mevcut durumunu anlattı. Mimarın mesleki tespitleri yerel basında neden bilerek yayınlanmadı veya neden eksik yayınlandı?

Şimdi başa dönelim…

Bildiğim kadarıyla müze tasarımı çok zorlu bir süreçtir ve uzmanlık gerektirir. Müzeler yaşayan mekânlardır ve kalıcıdırlar. Müze tasarımında mimarın rolü kısıtlıdır. Müzenin en önemli ögesi yöneticisi ve uzman kadrosudur. Biz buna kısaca “Müdür” deriz. Bir müze tasarlanmadan önce “Müdür” bulunur ve başarılı bir müze tasarımı için mimar, o “Müdür” ile çalışır. Bu projede mimari grubun çalıştığı bir “Müdür” (vekil değil!) olmadığını biliyorum ve bu elbette tasarım ekibini çok zorlamıştır. Mimardan, bir müzeci gibi hem tasarımı hem de arkeolojik ve etnografik eserlerin teşhir ve tanzim işini beklemek görülmemiş bir şey.

BODTÜM adına eleştiri getiren Murat Artu mimari gruptan bunun ikisinin birden hesabını mı soruyor?

Yanıt evet.

Ve yine BODTÜM Kutup Yıldızı gibi doğru yönü gösteriyor.

Belki ifade değiştirilebilir: “Eskiden yapılan yanlış tekrarlanıyor” yerine “Eskiden yapılan yanlış, tersinden tekrarlanıyor” denilebilir. Ama fark etmez, ikisi de yanlıştır.

Bu proje “Müdürsüz” çizilmiş.

“Müzecilik” üniversite diploması ya da akademik ünvanla edinilmez, bunlar yeterli değildir.

Müzeci kolay yetişmez. Kuşaklardan kuşağa, uygulamayla, usta-çırak metoduyla aktarılan bir meslektir, “Eser tutmasını” bilmeyen profesöre, kitabî bilgi ile ahkâm kesene itibâr edilmez.

Bodrum Arkeoloji Müzesi’nin sorunlarını ve çözüm önerilerini tartışmak, Bodrum Arkeoloji Müzesi’ni gelecek kuşaklar için daha yükseğe, evrensel bir kültür merkezi olarak taşıyacak bir proje üzerine yoğunlaşmak kolay iş değildir.

Sen Jan Şovalyeleri’nin Kalesi, Aziz Petrus’un mekânı, Halikarnassos’un yüreği, en az Meryem Ana Kilisesi kadar önemli bir evrensel değerdir.

Belki mimarlar yetkinliklerini aşan, çok ağır bir yükü sırtlandılar, hatâ ettiler. Belki asıl hatâ müzeye yetkin bir müdür atamadan proje çizdirenlerde…

Mimarlar kendi yüklerini kendileri indirirler.

Modern hukukta “Masumiyet Karînesi” asal bir ilkedir. T.C. Devleti’nin Kültür Bakanlığı tarafından görevlendirilen mimarların, bu ilke doğrultusunda, ellerinden gelen en iyi projeyi üretmek amacıyla çalıştıkları düşüncesi “alfa”mızdır. Meslektaşlarımı art niyetli, meslek-dışı saldırılardan sakınırım.

Ama “Omega”mız sonuçtur…

“Maksat neyse hüküm odur” olsa da, “Bir eylemin erdemini belirleyen sonuçlarıdır.”

Sonuç: Mevcut müzenin korunmasının önerilen projeye göre müzecilik ve mimarlık mesleklerinin ilkelerine daha uygun olduğudur.

Müzecilerin yer almadığı, “Müdürsüz” bir mimari proje ancak ve ancak geçici, sıkıcı ve ölü-doğan bir fuar standı olabilir.

Bu ülkede müzeciliğin kurucusu Osman Hamdi Bey‘in “Kaplumbağa Terbiyecisi”nin sanat tarihinde ayrı bir yeri vardır. Bunca yıl, yüz yıl sonra halâ umutsuzca kaplumbağaları terbiye etmeye çalışıyoruz.

Ama olmuyor, çünkü kaplumbağalar terbiye olmaz!

Elleme!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.