enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

ZEYBEKLER / Serdar Anlağan yazıları…

ruhi suRuhi Su anlatıyor:

“Zeybek sözcüğü ve zeybeklik hakkında gerçeğe yakın ne biliyorsak hepsi şu 150-200 yıllık yakın tarihimizdeki görgülerimize dayanıyor. Bunun dışında ne sözlüklerde bir açıklık var, ne de kaynaklarda. Gerilere doğru daha da bulanıyor. Ahi’lerden Dionisos ayinlerine, Bakkhalar’a ve dağlardaki av törenlerine kadar hep yakıştırmalardan ve benzetmelerden oluşan bir söylenceler karanlığına gömülüyoruz.

Yakın tarihimizden ve tanıyabildiğimiz ünlü efelerden öğrendiklerimize gelince, ayrıntılara girmeden şöyle sıralayabiliriz: Zeybeklik, kendine özgü töreleri, giysileri, rütbeleri ve oyunlarıyla adeta dinsel bir niteliği de bulunan, yasa dışı silahlı örgütsel bir kurum. Başlangıçta belki bir meslek örgütü, belki Akşehir’in sıra yarenlerinde olduğu gibi bir dostluk, yiğitlik kuruluşu, belki de yerel bir güvenlik gücü idi. Sonra yavaş yavaş yozlaştı, bildiğimiz yasa dışı bir sürece girdi. Bu süreç içinde bir kısmı bireysel eşkıyalığa düşecek kadar çaresiz kaldı. Bir kısmı da Yürük Ali Efe’de olduğu gibi örgütleriyle birlikte Kurtuluş Savaşı’na katılarak yüze çıktı ve yasal olan yaşama döndü. Böylece de bugün kala kala folklorumuzda güzel zeybek oyunlarıyla türküler kaldı sadece.

Zeybek olgusunu her ne kadar bazıları Ege’ye özgüymüş gibi gösterirse de, Eskişehir’in Konya’nın Kaşıklı Zeybeği ve Ankara Zeybeği, Zeybekliğin daha yaygın olduğunu gösterir.

Kimileri Zeybekler için: “Eski bir halkın kalıntısıdır” dedi.

Kimileri “Selçukluların kurduğu bir örgüttü” dedi.

Kimileri “Osmanlı’ydı” dedi, kendileri de “Korsandı” dedi.

Kendilerine sorarsan:

– Bu dağların sahibi kim?

– Emmi

– Yiğit kime derler?                                                                  

– Sözünde durana

– İnsan bu dünyaya niçin gelir?

– Ölmek için

– Şeytana inanır mısın?

– Yardımcımızdır

derler törelerinde.”

Dikkat!

“Yiğit kime derler?…Sözünde durana…”

Diyalektiğin ilkelerinden birisi karşıtlıktır. Her şey karşıtını içerir.

Futurizm bir taraftan faşizmin bir taraftan komünizmin üslûbunu belirledi. Karşıtı muhafazâkarlıktı.

Futurizm, modernizmin baroğuydu. Komik, saçma bir çizgi-romandı. Temeli akıl ve bilim olan, modernizm, futurizmi ve sonunda kendi kitsch’ini, yozluğunu yani post-modernizmi yarattı.

Haksızlık vardı…

Haksızlık sömürüydü…

Haksızlık sömürücülerin halkın çocuklarının zekâlarını iğdiş etmesiydi…

Büyük haksızlıklara uğrayan, istismar edilen çocuklar birden büyür…

Burjuva devrimcilerini bir kenara koyuyoruz, konumuz onlar değil…

Ezenler ve ezilenler arasındaki mücadele patrisyan-plebyan çatışmasından beri süregelir. Her iki taraf da diğerine sızar.

Bazen plebyanmış gibi görünen bir patrisyan plebyanların arasına, bazen de “deklâse” edildiği için öfkelenmiş ve bu yüzden taraf değiştirmiş bir patrisyan, plebyanlar için çalışmak için patrisyanların arasına sızar. Bir plebyanın patrisyanların arasına sızdığını görmek herhalde ihmâl edilecek kadar zor bir olasılıktır.

Kendini kozmolojistlerin kongresinde bulan Amazon yerlisi ya da tersi, tersi çok, düzü azdır.

Burjuvazinin uşağı, ikiyüzlü ajan-provokatörler kolaylıkla proleter devrimcilerin arasına sızarlar. Tersi de mümkündür ancak çok zordur. Bununla beraber doğa proleteryadan yanadır. Erdem, yetenek ve zeka proleter ustaların gereçleridir. Diğer taraf yalnızca kopyalar, taklit eder, yozlaştırır, sömürür.

Ruhi Su“Yiğit kime derler?…Sözünde durana…” diye “Zeybek Yemini” ile başlayan meşhur “Zeybekler” albümünde, diyalektiğin bütünsellik ilkesi ile düşündüğümüzde, ne demek istiyor?

Yani, Ruhi Su için bildiğimiz, düşündüğümüz herşeyi, albümü baştan sona dinledikten sonra tekrar analiz edip, birleştirdiğimizde nasıl bir bütüne ulaşıyoruz?

Örneğin Marx ve Engels“…İktidara geldiği her yerde burjuvazi, tüm feodal, ataerkil, kırsal ilişkileri darmadağın etmiştir. İnsanları doğal efendilerine düğümleyen cicili bicili feodal kordonları acımasızca koparıp atmış ve insan ile insan arasında kupkuru çıkar dışında, duygusuz “nakit ödeme” dışında, hiçbir bağ bırakmamıştır. Dindar esrikliğin kutsal ürpertilerini de, şövalyece yüksek heyecanları da, dar kafalı burjuva duygusallığını da bencil hesapçılığın buz gibi suyunda boğmuştur.”  diyor.

Zeybeklik, Ruhi Su‘nun da belirttiği gibi yozlaşmış, eşkîyalaşmış, tersine dönmüştür. Anadolu’da yalancı, hain, kalleş, arkadan vuran, “kolpa pehlivan” sahte kabadayılar, böyle davrananlar için “Zeybeklik yapıyor” denir. Anadolu halkı zeybeklerden nefret eder.

Şimdi burada, Ruhi Su, ezilenlerden yana duruşunu yaşamıyla kanıtlamış bu büyük sanatçı, Marx‘ı, Engels‘i, Lenin‘i bilmez mi?

Şimdi burada, güya “solcuymuş” gibi görünen ve güya özgürlükten yanaymış gibi duruş sergileyen, gönüllü bir kültür ajan-provokatörü kalksa “…Ruhi Su, Zeybekler’de feodal kalıntıların propagandasını yapıyor, ataerkil sömürünün savunucusu, maço, kadın düşmanı, aslında ırkçı-faşist biri!” dese, ki demişlerdir şüphen olmasın, buna kim inanır?

Aristoteles mantığıyla düşünenler inanır.

Formel mantığın ilkeleri nedir? En sade anlamıyla

  1. Özdeşlik ilkesi
  2. Çelişmezlik ilkesi
  3. Üçüncü halin olanaksızlığı ilkesidir.

Peki diyalektik mantığın ilkeleri nelerdir? Hegel’in “Mantık Bilimi” adlı eserin okumasını yaparak diyalektik konusunda çıkarımlar yapan Friedrich Engels “Doğanın Diyalektiği” adlı kitabında diyalektiğin üç yasasının şu olduğunu söyler:

  1. Zıtların birliği
  2. Nicel birikimin nitel değişime sebebiyet vermesi
  3. Yadsıyanın yadsınması.

Formel mantığın özdeşlik ilkesine göre, en basit anlamıyla bir şey A ise o şey bizzat kendisidir yani A dır. Özdeşlik ilkesi A=A’dır. Çelişmezlik ilkesi ise A=/=-A’dır yani A, A olmayan değildir. Üçüncü halin olanaksızlığı ise bir şey hem A hemde -A olamaz demektir. Ama diyalektik mantığın ilk ilkesi olan zıtların birliği ilkesi bunun tam tersini iddia eder ve A’nın aynı zamanda -A olduğunu iddia eder yani bir şey hem kendisidir, hem de kendisi olmayandır, zıttını içinde barındırır der, formel mantığa reddiye getirir.

Ruhi Su “Zeybekler”de yozlaşan zeybekliği, devrimci bir dille aslına dönüştürmektedir. Buradaki döngüsellik kendi lineerliğini de içerir. Höst-modernciler bilerek döngüselliği iki boyutlu bir fasit daire gibi satarlar, oysa materyalizmdeki döngüsellik helixtir.

Ve tabi sömürünün uşaklarının çocukları okudukları o güzel okullarda, o seçkin üniversitelerde diyalektiği gayet iyi öğrenirler ve kullanırlar, ama halkın çocuklarının yararına değil, onları sömürmeye devam etmek için.

Bu ülkede sömürü çocuklara diyalektiğin öğretilmemesi ile sürdürülmüştür. Bunu da “dil” ile yani dili bozarak, anlaşılmaz kılarak, çevirileri ve bilginin paylaşımını engelleyerek gerçekleştirdiler.

94 Yıllık cumhuriyette devlet yetkin bir etimolojik sözlük basmadı.

Marksist metinler, diyalektik materyalizm içeren çalışmalar ancak 27 Mayıs Devrimi’nden sonra  Türkçe’ye çevrildi ve yayımlandı. Sonra Mahir’ler, Deniz’ler, Sinan’lar, İbo’lar geldi.

Oysa Robert Kolej’de yüz yıldır öğrenciler bu metinleri istedikleri gibi okuyabiliyorlardı.

Zeybek andındaki “…- Şeytana inanır mısın?…Yardımcımızdır!..” ifadesi ise başka bir yazının konusu…

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.