EBEDÎ FAŞİZM / Serdar Anlağan yazıları…

SERDAR ANLAĞAN
SERDAR ANLAĞAN
  • 24.11.2017
  • 1.677 kez okundu

Lawrence Britt diye biri 2003 yılında “Fascism Anyone?” (Faşizm alan var mı? diye çevirilebilir) adlı bir makale yazmış ve faşizmin 14 ayrıştırıcı özelliğini şöyle sıralamış:

1.Milliyetçiliğin güçlü ve devamlı propagandası

2.İnsan haklarının öneminin küçümsenmesi

3.Birleştirici neden olarak düşmanların / günah keçilerinin tanımlanması

4.Askerliğe heveslendiren militarizmin propagandası

5.Coşmuş cinsiyet ayrımcılığı

6.Yaygın / ana akım medyanın kontrolü

7.Ulusal güvenliğe karşı takıntı

8.Dini ve yönetici seçkinlerin birlikteliği

9.Korunan şirketlerin gücünün iktidar için kullanılması

10.Emeğin gücünün bastırılması veya tümden yok edilmesi

11.Aydınların ve sanatın küçümsenmesi ve baskı yapılması

12.Suç ve cezalandırma ile takıntı

13.Yaygın kayırmacılık ve yolsuzluk

14.Hileli seçimler

Bu çalışma arak…

Asıl makale Umberto Eco‘ya ait, 1995’te yazmış…

Adı: “Ebedî Faşizm, Bir Karagömlekli’ye Bakmanın 14 Yolu” (Eternal Fascism: Fourteen Ways of Looking at a Blackshirt)

Karagömlekliler Mussolini‘nin siyah gömlek giyen katilleri. Hitler‘inkiler kahverengi giyerdi.

Britt‘in Eco‘nun makalesinden çalarak, popülerleştirip, sığlaştırdığı tarif, Aristoteles‘in formel mantığının sonucu olan “Logical Fallacy” yani “Mantık Hatası – Safsata”ya düşmekle eleştiriliyor.

umberto-ecoEco makalesinin girişindeki kısacık paragrafta okuru uyarıyor ve her dönemde farklı biçimlerde ortaya çıkan ve bazen çelişiyormuş gibi görünen fanatizm ve zorbalığı “Ebedi Faşizm” (Ur-Fascism) diye adlandırarak pıhtılaştırabilecek kısa bir tipoloji öneriyor.

  1. Ebedî Faşizm’in ilk özelliği “Gelenek Kültü”dür.

Müthiş bir berraklıkla Eco, makalenin ilk maddesinde “Gelenek Kültü”nün nasıl faşizmin birincil enstrümanı olduğunu anlatıyor. Okurken, Güneş Dil Teorisi, Sümerlerin, Etrüsklerin ve Etilerin nasıl aslında Türk olduğu, Yunus Emre palavrası, Mete Han palavrası, Türklerin nasıl onbin yıllık tarihi olduğu vs. akla geliyor.

  1. Gelenekçilik Modernizm’in reddine delâlettir.

Eco burada Nazi ve Faşistlerin teknolojiye tapmalarından başlayarak, sanayileşmekten duydukları gururla devam edip, faşistlerin aslında yalnızca ırkçılık ve topraklarını genişletmek üzerine kurulu bir “modernizm”i benimsediklerinden bahsediyor. Kapitalist yaşam biçimi de dahil, faşizmin aslında Aydınlanma ve Akıl Çağı’na karşı bir irrasyonalite olduğunu belirtiyor. Erbakan‘ın “Onbin tank onbin uçak…” ya da “Biz batının teknolojisini alacağız…” propagandası akla geliyor.

  1. İrrasyonalizm aslında eylemin faydası için bir “Eylem Kültü”dür.

Eco: Büyük Üstat, bu çok kısa metinde, futurizm-faşizmdeki “hareket-eylem” birlikteliği buzdağını o üstün dili ve örnekleriyle deşifre ediyor:

“Ne zaman birisi kültürden bahsedecek olsa tabancama davranıyorum…”

“Dejenere enteller…”

“Köhnemiş elitler…”

“Yumurta kafalılar…”

“Üniversiteler gomonist yuvası…” gibi örneklerle, faşizmin en ayırt edici özelliklerinden birinin eylemin yüceltilip, düşünmenin iğdiş edilmesi olduğunu, resmî faşist entelektüellerin esas olarak modern kültüre ve liberal entelijansiyaya “geleneksel değerlere” ihanet ettikleri gerekçesiyle saldırdıklarını yazıyor.

  1. Eleştirel bir ruh farklılık getirir ve farklılık (idrâk) modernizmin işaretidir.

Modern kültürde bilimsel topluluklar uyuşmazlık ve tartışmayı bilginin geliştirilmesi için kullanılan bir yol olarak takdir eder. Ebedî Faşizm‘de fikir ayrılığı ihanettir.

  1. Ayrıca, fikir ayrılığı bölücülüktür.

Ebedî Faşizm farklı olmaktan duyulan korkuyu vahimleştirerek sömürmenin arttırılması ve bunun kamuoyunca onaylanmasının yollarını arar. Faşist ya da ilkel-faşist bir hareketin ilk itirazı göçmenlere, sığınmacılara karşıdır. Bu yüzden Ebedî Faşizm kelimenin tam anlamıyla ırkçıdır.

  1. Ebedî Faşizm bireysel ya da toplumsal hayal kırıklıklarından türer.

Tarihsel faşizmde ekonomik krizden muzdarip veya siyasi olarak aşağılandığını hisseden ve alt sınıflardan gelen baskıdan korkuya kapılmış orta sınıfın hayal kırıklığına hitap edilmesinin tipik olması bu yüzdendir. Zamanımızda (1995’te yazıldı) eski “proleterler”in küçük burjuvalara dönüşmesi ve lumpenlerin büyük ölçüde siyasetten dışlanmasıyla yarının faşizmi, destekçisini bu yeni çoğunluğun içinde bulacaktır.

  1. Net bir toplumsal kimlikten mahrum olanlara Ebedî Faşizm’in teklifi tek ayrıcalıklarının en genel-geçer ayrıcalık olduğunu söylemektir:  Aynı ülkede doğmuş olmak!

Bu milliyetçiliğin orijinidir. Ayrıca, kimliğini millete rağmen ilan edenler, millet düşmanıdır. Bu yüzden, Ebedî Faşizm psikolojisini, kökleri bir “komplo”ya, büyük olasılıkla uluslararası bir komploya karşı saplantıya dayar. Destekçiler kendilerini kuşatılmış hissetmelidir. Bu tertibi yönetmenin en kolay yolu yabancı düşmanlığıdır. Ama komplo mutlaka içeriden de gelmelidir; Yahudiler hem içeride hem de dışarıda olduklarından genellikle en iyi hedeftir. ABD’de “Yeni Dünya Düzeni” adlı bir komplo saplantısı yayılmaktadır ama başkaları da vardır. (1995’te yazıldı)

  1. Destekçiler, düşmanların gösterişli servetleri ve güçleri tarafından aşağılandıklarını hissetmelidir.

Eco kendinden bahsediyor: Bana çocukken İngilizlerin beş kişilik yemek yediklerini düşünmem öğretildi. Fakir ama ölçülü İtalyanlara göre daha sık yerlerdi. Yahudiler zengindi ve birbirlerini kollayan gizli bir müşterek yardımlaşma ağları vardı. Bununla beraber, Ebedî Faşizmin destekçileri ayrıca bir de düşmanlarını alt edebileceklerine ikna edilmelidir. Böylece, sürekli ama değişken, tek bir noktaya odaklanmış bir retorikle tarif edilen düşman aynı anda hem çok güçlü hem de çok zayıftır. Faşist hükümetler savaşları kaybetmeye mahkûmdur çünkü düşmanın gücünü nesnel biçimde hesaplayabilecek tıynette değildirler.

  1. Ebedî Faşizm’de yaşamak için savaşılmaz, savaşmak için yaşanır.

Bu yüzden pasifizm düşmanla işbirliğidir. Kötüdür çünkü yaşam savaştır. Bu öte yandan bir “Armageddon Kompleksi” getirir. Düşmanlar yenilmiş bile olsa, hareket tüm dünyayı ele geçirmeden önce mutlaka bir “son savaş” olacaktır. Bu tür “Nihaî Çözüm”ler gelecek bir barış dönemini, bir “Altın Çağ”ı îma etse de bu “Sürekli Savaş” prensibi ile çelişmektedir. Bu çıkmazdan kurtulmayı hiç bir faşist lider başaramamıştır.

  1. Elitizm, herhangi bir gerici ideolojinin tipik bir yönüdür, temelde aristokrat olduğu ölçüde, aristokrat ve militarist seçkinlik acımasızca zayıfları aşağılamak anlamına gelir.

 

Ebedî Faşizm yalnızca popüler elitizmi savunur. Tüm yurttaşlar dünyanın en iyi halkının mensubudur, partinin üyeleri yurttaşların arasındaki en iyilerdir, her yurttaş parti üyesi olabilir, olmalıdır. Ama, plebyanlar olmadan patrisyanlar da var olamaz. Gerçekte, Lider, gücünü demokratik yollarla değil, zorla edindiğini bilir ve ayrıca gücünün kitlelerin zayıflığına dayandığını da bilir; o kadar zayıftırlar ki bir hükümdarı hak etmektedirler.

  1. Bu bakış açısından herkes kahraman olmak için eğitilmiştir.

Tüm mitoslarda “Kahraman” olağanüstü bir varlıktır ama Ebedî Faşizm ideolojisinde kahramanlık standarttır. Bu kahramanlık kültü tamamen ölüm kültü ile bağıntılıdır. İspanyol Falanjistlerin sloganının “Yaşasın Ölüm!” (Viva la Muerte!) olması tesadüf değildir. Faşist olmayan toplumlarda sıradan halka ölümün hoş bir şey olmadığı ama metânetle karşılanması gerektiği söylenir; mümînler için ilâhi huzura erişmenin yolu bu acı dolu çileyi tamamlamaktan geçer. Tam tersine, Ebedî Faşist kahraman, bu kahramanca ölümü şiddetle arzular, kahramanca yaşamın en büyük ödülü olarak ölümün reklamını yapar. Ebedî Faşist kahraman bir an önce ölmek için sabırsızdır. Bu aculluğuyla başkalarını sık sık ölüme yollar.

  1. Ebedî Faşizm seçici bir popülizm üzerine kuruludur, bunun niteliksel bir popülizm olduğu da söylenebilir.

Bir demokraside yurttaşlar birey haklarıyla donatılmışlardır ancak tüm yurttaşların ortak siyasi erki yalnızca niceliksel bakış açısıyla vukû bulur, birey çoğunluğun kararlarına uyar. Öte yandan Ebedî Faşizm‘de bireylerin hiçbir birey hakkı yoktur ve “Halk” tasavvuru, Kamu Yararı’nı ifade  eden yekpâre bir mevcudiyet olarak nitelendirilir. İnsanların büyük kısmı Kamu Yararı’nı teşkil edecek bir ortak iradeyi oluşturacak nitelikte olmadığından, Lider onlara tercümanlık yaparmış gibi davranır. Vekâlet verme haklarını kaybettiklerinden, yurttaşlar erk sahibi değildirler; yalnızca “Halk” rolünü oynarlar. Bundan böyle “Halk” artık bir tiyatro oyunudur. Gelecekte, TV ve internet popülizminde, seçilmiş bir grup yurttaşın feverânının “Halkın Sesi” olarak kabullenilip, sunulduğunu göreceğiz. (1995’te yazıldı)

 

Bu niteliksel popülizm nedeniyle, Ebedî Faşizm mutlaka “Kokuşmuş” parlamenter hükümetlere karşı olmak zorundadır. Ne zaman bir siyasetçi, meclisin artık “Halkın Sesi”ni temsil etmediğinden hareketle parlamentonunun meşruîyetinden duyduğu şüpheyi saçmaya başlar, işte o zaman Ebedî Faşizm‘in kokusunu alırız.

  1. Ebedî Faşizm Yeni-Dil konuşur.

Yeni-Dil terimi Orwell tarafından yazılan 1984 romanındaki İng-Soc diye adlandırdığı İngiliz Sosyalizmi’nin resmi dili olarak icat edilmiştir. Ancak Ebedî Faşizm‘in elementleri farklı diktatörlüklerde de ortaktır. Tüm Nazi ve Faşist okul kitapları, derin ve eleştirel düşünme marifetini kısıtlayabilmek için kısırlaştırılmış  bir kelime hazinesi ve iptidaî bir sözdizimi içerir. Ancak kendimizi Yeni-Dil’in başka türlerini de tespit etmeye hazırlamalıyız, bunlar popüler TV programlarında kullanılan masum görünüşlü şeyler olsa da. (1995’te yazıldı)

Sonsöz:

Bazen sivil kıyafetle gezse de Ebedî Faşizm hala yakınımızda. Eğer “Auschwitz’i yeniden açmak istiyorum, Karagömlekliler’in İtalyan caddelerinde devriye gezmesini istiyorum…” diye açık açık söyleseler bizim için daha kolaylaşırdı işler. Ebedî Faşizm en masum görünen kılıklara bürünerek geri gelir. Bizim görevimiz, her gün, dünyanın her yerinde, bunların bu yeni kılıklarının altındakini parmağımızla göstererek işaret etmek, bunları deşifre etmektir. 4 Kasım 1938’de Franklin Roosevelt’in şu sözleri anmaya değer: “Eğer Amerikan demokrasisi ilerici bir yaşayan güç olarak ilerlemeyi durdurur ve gece-gündüz “yurttaşlarının çoğunluğunun huzuru için daha iyi neler yapılabilir?”i aramak çabasına girerse, faşizm ülkemizde güçlenerek büyüyecektir.”

Hürriyet ve bağımsızlık mücadelesi bitmeyen bir vazifedir.

Umberto Eco (c) 1995

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ