BODRUM KALESİ ÇALIŞTAYI İZLENİMLERİ / Serdar Anlağan yazıları…

SERDAR ANLAĞAN
SERDAR ANLAĞAN
  • 18.12.2017
  • 1.586 kez okundu

bodrum-kalesi-çalıştayı

12 Aralık 2017 Tarihinde AKADEMİA Vakfı tarafından düzenlenen “Uluslararası” Kale Çalıştayı’nı izlemek için öğleden sonra Bardakçı’daki Azka Otel’in toplantı salonuna mevzilendim.

Sonradan kim olduklarını öğrendiğim Prof. Dr. Nur Akın ve eşi Prof. Dr. Günkut Akın‘ın yanında oturuyordum. Çok şekerler ikisi de.

Önce T.C. Kültür Bakanlığı (…ben turizmi saymıyorum) Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Restorasyon Dairesi Başkanı Bahadır Sabah‘ın, bize Bodrum Kalesi’nin ne kadar önemli bir evrensel kültür değeri olduğunun ne denli bilincinde bir bürokrat olduğunu kanıtladığı sunumunu dinledik.

Ardından, Bodrum Kalesi Restorasyon Projesi’nin müellifi ve yeni müze tasarım ekibinin şefi Yüksek Mimar ve Restoratör (ODTÜ) Umut Bilgiç‘in sunumunu izledik. Bu sunumu sonra kısaca anlatacağım.

Ama önce, toplantıdan evvel AKADEMİA Vakfı’nın epey masrafa girerek bastırdığı kalın lâmine kartondan (…ne para varmış arkadaş) A4 boyutunda, dosya mı desem, broşür mü desem, neyse o dökümanın arasında, dosyayı alan her katılımcıya verilen, dokuz sayfalık fotokopiden bahsetmeliyim.

Bu fotokopi, mimarizm.com adlı internet sitesinde, BODRUM KALESİ’NE YAPILMASI PLANLANAN MÜDAHALELER KONUSUNDA GÖRÜŞLER başlığı ile, eleştirel makale niteliğinde, Nur ve Günkut Akın imzası ile yayınlanmış.

Yazı, projenin Bodrum Mimarlar Odası’na bir yıl gecikme ile ulaştığı ve Bodrumdaki STK’lar ve halâ hikmetine eremediğim “Kent Konseyi” ve “geniş bir halk katılımı” ile tepkiyle karşılandığı eleştirisi ile başlıyor.

O “geniş halk katılımı” denilen toplantı, gitmediğim Herodot toplantısı za’ar…

Yazı, müellif mimarı “gizlilik” ve üstü kapalı olarak çifte standart gütmek ile suçlayan bir paragraf ile devam ediyor. Sonra, tıpkı burada benim yaptığım gibi, bazı ifadeleri “tırnak” içine alarak, mimari proje danışmanları sorgulanarak, aslında bu projenin bir yarışma ile belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor.

Eleştiri yazısı, Bodrum Kalesi ve müzesi ile ilgili kısa tarihi bilgi veriyor ve yine tırnaklayarak “geç dönem” dediği yapıların yıkılmasından bahsediyor. “Geç dönem” denilen yapılar, Bodrum Kalesi’nde son yirmi-otuz yılda inşa edilmiş teşhir salonları ve bizim restorasyonda kısaca “kene” diye tabir ettiğimiz, anıt-esere bitişik-yapışık, gecekondu unsurlar za’ar…

Yazı, konuya hiç vakıf olmayan, meslek-dışı bir bireyin dahi anlayabileceği bir dille Bodrum Kalesi restorasyonunun nasıl yapılması gerektiği konusunda kısa bilgi verdikten sonra eskiden yapılmış “popülist sahnelemelerin”  şefkatli bir eleştirisi ile devam ediyor. Müze’nin aldığı “Özel Onur Ödülü” vurgulanmakla birlikte, yazıda üstü kapalı olarak naif bulunduğu ihsas ettirilen bu “didaktik” müzecilik anlayışının artık geçerliliğini yitirdiği söyleniyor. Müze için teşhir, tanzim önerilerinde bulunulup, sergilenen eserlerin “orijinal” olması gerektiği vurgulanıyor.

Bundan sonra Akın Hocalar‘ın eleştirisinin en önemli paragrafı geliyor. Değerli hocalarımız, önerilen projedeki binaların “kale avlularını ve iç mekânlarını çok daha fazla doldurmakta” olduğunu yazarak kibarca, oransız olduklarını belirtiyorlar. En önemli sorunun bu olduğunu teşhis ediyorlar. Kesinlikle katılıyorum.

“Çözüm, kale dışında yeni bir müze” altbaşlığı ile verilen paragrafta, Akın Hocalar, Serçelimanı ve Uluburun dışında tüm sergilemeleri ve ileride gelecek olan yeni eserlere de teşhir imkanı sağlayacak, gelişmeye açık yeni bir müzeye taşımayı öneriyorlar.

Kaleyi boşaltıp, ziyaretçiye boş odaları, taşları sergilemeyi teklif ediyorlar.

Sonra geri dönüp, müellifin Serçelimanı batığının üzerine genişleterek inşa etmeyi teklif ettiği binayı, ölçü vererek tekrar eleştiriyorlar.

Dış mekândaki zengin amfora sergisinin bu büyük yeni binanın içindeki tadımlık teşhirini eleştirip, sonra da en iyisi bunları da göndermek za’ar…diyorlar.

Sonra, değerli hocalarımız gerçekten en iyi bildikleri konuda, mimarlıkta, müellifin projesinin beşyüz yıllık bir anıt-eserin içinde zamanla nasıl ters düşeceğini öngörerek, ders niteliğinde iki paragrafla, önerilen müze projesinin tozunu attırıyorlar.

“Müze salt bina ve nesne sergilemesinin yanısıra, yaşayan bir kamusal alan da olmalı” alt başlığı ile devam eden eleştiri yeni projenin iklimden, Bodrum’un yaşamından kopuk, Ankara’da ezberden tasarlanmış, ruhsuz ve eksik bir proje olduğunu bir kaç küçük örnekle, yine ders niteliğinde bir zerafetle, mimari ekibi incitmemeye çalışarak anlatmaya çalışıyorlar.

Sonraki paragrafta haklı olarak, Bodrum’un yaya merkezindeki tek kültürel alanın yani Kuzey Hendeği’ndeki konser alanının, halkın, çocukların elinden alınması ve atıl tutulması endişesini vurguluyorlar.

Sonra, Kilise’nin “büyük tekne maketi, primitif resim ve uyumsuz vitrayların” kaldırılıp, tamamen boşaltılarak, işlev verilmeden sergilenmesini onayladıklarını ama batı hendeğindeki “pitoresk” taş köprünün kaldırılarak yerine “cılız bir çelik köprü” inşa edilmesinin getireceği sonuçtan şüphe duyduklarını yazıyorlar. Kesinlikle katılıyorum.

Sonra, Akın Hocalar, Uluburun Sergilemesi’ni inceden de utanarak savunmaya çalışıyor, bilim-dışı, duygusal ifadelerle bu sergilemenin korunmasını istiyor ve yerine mevcut binayı yıkmadan ama büyüterek yapılacak olan “Depo ve Laboratuvar Birimleri Yapısı”nın oradaki alanı daha da sıkıştıracağına dikkat çekiyorlar. Günkut Hoca, ayrıca konuşmasında, bu teknik bölümün buraya yerleştirilmesiyle, bu alanın ziyaretçiye kapanarak, İngiliz Kulesi’ne giden güzergâhı engelleyeceğini ve Kale’nin ziyaret sirkülasyonunda hayati bir eksikliğe-hataya yol açacağı uyarısında da bulundu, haklı olarak.

Sondan bir önceki paragrafı tam anlayamadım…Akın Hocalar galiba, “hazır el değmişken müzeyi filan burdan kaldıralım, kale komple kafe olsun…” mu demek istiyorlar, ne diyorlar bilemedim?

Nur ve Günkut Akın hocalarımızın eleştiri yazısının son paragrafında, beş batığın daha sergilenmek üzere sırada beklediği vurgulanıyor, “bakanlığın ve müellifin müzeyi kalenin dışına alması önerisini düşünmeleri” ile bitiyor. Haa!..Şimdi anladım!

AKADEMİA Vakfı bu yazıyı, toplantı broşürü ile beraber her katılımcıya empoze ettiğine göre, onların da savları bu olsa gerek diye anlıyoruz.

Buna karşılık, ön kısımdaki koltuklara konmuş, iki sayfalık bir fotokopi elimize geçiyor.

Başlık: “KORDER AÇIKLAMASI”

1998 Yılında kurulmuş olan Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER) web sitesinde kendini şöyle tanımlıyor:

“1998 yılında kurulan KORDER’in amacı, kültür varlıklarının korunması konusunda çalışan Koruma ve Restorasyon Uzmanları’nın mesleki, kültürel ve sosyal gereksinimlerini karşılamaktır. Bu çerçevede KORDER, Türkiye’de kültür ve tabiat varlıklarının korunması ile ilgili hizmetlerin sağlanmasında; üyelerinin hukuki haklarının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kültür varlıklarının korunması için kamu bilincinin oluşturulması ve geliştirilmesine yönelik farklı nitelik ve kapsamlardaki çalışmaları desteklemeyi ve gerektiğinde ilgili merkezi ve yerel yetkilileri uyararak, ülkemizde koruma alanının geliştirilmesini sağlamayı amaçlar.”

Açıklamada, KORDER üyesi Rest. Uzm. ve Y.Mimar Umut Bilgiç‘e, meslektaşlarının sahip çıktığını ihsas ettiren bir girişi takiben, önerilen projenin asal amacının restorasyon olmakla beraber, Serçelimanı batığı kastedilerek, batığın yerinin değiştirilemediğinden sebep, müze işlevinin devam ettirilmesi zorunluluğu vurgulanıyor.

Anlaşılıyor ki bu yazı Akın Hocalar‘ın yazısına ve önerisine bir cevap niteliğinde.

Sonra, Kale’nin acil restorasyon mecburiyeti ve daha önceki dönemde yapılmış olan restorasyon hatalarının düzeltilmesi zorunluluğu anlatılarak, proje müellifine karşı yapılan etik-dışı, meslek-dışı saldırılar eleştiriliyor.

Sonra, projenin T.C.’nin yetkili kurumları tarafından onaylandığı ve yasallığının tartışılamayacağı vurgulanıyor.

Devamında, zayıf bir ifade ile projenin yetkinliği ve bilimselliği savunulmaya çalışılıyor.

Müze Projesi’nin bilimsel restorasyon ilkelerine uygunluğu anlatılıyor.

Son paragrafta ise yapılan çalışmanın değeri, koruma ve etik kurallara uygunluğu, envanterleme ile müzeciliğe katkısı vurgulanarak, bir kez daha mesleki etik-dışı ve meslek-dışı ithamlarla haksızlığa uğrayan Mimar Umut Bilgiçsavunuluyor.

Şimdi gelelim Mimar Umut Bilgiç‘in sunumuna.

Umut Bey‘in sunumu iki bölümden oluşuyordu. Restorasyon ve yeni müze önerisi.

Restorasyon sunumuna kimsenin edebileceği tek bir lâf yoktu. Umut Bey, bilimsel yaklaşımı ile konusuna hakim olduğunu ve yetkinliğini kanıtladı. Zaten daha sonra Nur Akın Hocamız, takdir dolu ifadeleri ile mimarı onayladılar.

Umut Bey, müze projesinin tanıtımında ise sözü, tasarım ekibindeki iki genç meslektaşımıza bıraktı. Onlar da heyecan ve heves ile projelerini anlattılar.

Buradan anladık ki, Umut Bey, müze tasarımından çok restorasyon konusunda uzmanlaşmış ve müze tasarımı işi adeta bir angarya gibi mimari ekibin sırtına yüklenmiş. Elbette bu benim kişisel fikrim ve yanlış olabilir.

Onlar da tüm iyi niyetleriyle, Ankara’dan bu projeyi çizip, verilen görevi yerine getirmeye çalışmışlar.

Restore edilen kulelerde eski teşhirlerin yeniden ziyarete açılması tamam. (…”teşhir” deriz biz müzecilikte kısaca!) Ama haklı eleştiriye uğrayan, oransız yeni müze binasının ise Serçelimanı Batığı’na el sürülemeyeceği, sürülürse “toz olacağı” endişesiyle, bu batığın sergilendiği salonun, batığa dokunulmadan, hazır orada da bir mekân varken, büyütülerek, tüm sergilemenin burada toplanması fikrinin bu müze tasarımının hareket noktası olduğunu anladığımızda hayrete düştük.

Oldu mu bu şimdi?

Tartışma ve sorular bölümünde ise bana göre en kayda değer ifade Mimar Bülent Bardak‘tan geldi. Bülent Bey, Kale Projesi’nin kentsel tasarım bütünlüğünden ayrı, bağımsız ele alınamayacağına dikkat çekti.

Aldığı yanıt neydi biliyor musunuz?

“Yapacak bir şey yok!”

Sonraki oturumda, önce Günkut Akın Hocamız konuştu.

Günkut Hoca, esprili bir girişten sonra, son derece nazik, meslek diline uygun ifadelerle yeni müze projesine itirazını dile getirdi, haklı eleştirilerini sıraladı, restorasyona karşı olmadığını ancak bu yeni müze binası kitlesinin kabul edilemeyeceğini anlattı.

Ve eleştiri yazısında belirttiği önerisini tekrar ederek, Bodrum için yeni bir arkeoloji müzesinin elzem olduğunu, bunun için Eski Halikarnas Disko’nun yakınında, deniz kenarında 17 dönüm devlet arazisinin zaten bu işlev için tahsis edilmiş olduğunu anlattı. (Bu arada bir dedikodu duydum, Halikarnas Disko’nun yerine Koç Ailesi Mustafa Koç anısına bir müze yapacakmış diye, doğruysa eğer o bölge “Müzeler Bölgesi” olur, iyi de olur…)

Sonra, Mimar Ahmet İğdirligil söz aldı, INA yani Uluslararası Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü‘nün kurucusu, Orta-Doğu Teksas’da, Brazos Vadisi’nde, Teksas Üçgeni diye bilinen yerdeki Teksas A&M Üniversitesi‘nden, George Bass‘ı anarak, nasıl gençken onunla çalıştığını anlattı. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin tarihini bilmeyen birisi, İğdirligil‘in konuşmasından bu müzenin yalnızca Bass ve INA‘daki diğer yabancı arkeologların çabası ile yoktan var edildiği kanaatine kapılabilirdi. İğdirligilBass için “…Yunanlılar bu enstitüyü gel bizim burada kur dediler ama o Türkiye’yi seçti” diyerek, Bass‘ın nasıl bir Türkiye aşığı olduğunu anlattı.

Günkut Hoca da İğdirligil de bir hususta hemfikirdiler. Uluburun Batığı Sergilemesi’ne dokunulmamalı!

“Restorasyon tamam, müzenin kale dışına alınması da tamam…Serçelimanı batığına dokunulamıyor zaten…geri kalan her yeri yıkın…razıyız…biliyoruz hepsi yanlış uygulamalar…ama Uluburun Batığı Sergilemesi’ne zinhar dokunmayın!”

Neden?

Nur ve Günkut Akın tarafından yazılan eleştiri yazısında sergilenen eserlerin mutlaka “orijinal” olması gerektiği vurgulandığı halde Uluburun Batığı Sergilemesi’nin korunması gerektiği hangi bilimsel gerekçeye dayandırılıyor?

Anlatmadan geçemeyeceğim, Mimar Umut Bilgiç‘e yine gereksiz yere  sataşıldı. O da efendice kendini savundu. Mimar Ahmet İğdirligil, sinirlendiğini belli ederek, Mimar Umut Bilgiç’in daha önceki toplantılarda mevcut replika maketler için “tahta parçası” dediğini iddia etti.

Burada oturumun moderatörlüğü görevini denge ve özenle yapan Mimar Sinan Omacan müdahale ederek gerilimi azalttı, ortamı yatıştırdı. Mimar Umut Bilgiç ise yalnızca “Ben lisans diplomamı aldığım günden bu yana hiç bir zaman ahşap malzemeye “tahta” demedim, bunu belirtmek zorundayım” dedi ve yerine oturdu.

Mimar Sinan Omacan ise şimdiye kadar hep mimarların konuştuğunu ama asıl önemli sözün müzecilere ait olması gerektiğini belirterek, yarın konuşacak olan Müzeolog Burçak Madran‘ın yer alacağı oturuma dikkat çekti.

13 Aralık 2017 Tarihinde, Kale Çalıştayı’nın ikinci ve son günündeki ilk oturumda iki yabancı hocanın sunumları vardı.

Mösyö Nicolas Faucherre Bodrum Kalesi’ne benzeyen Avrupa kalelerini anlattı, gerekli ve bilgilendirici bir sunumdu, kendi dilinde konuştu.

Mösyö Philippe Bragard ise, İngilizce verdiği sunumda bu tür ortaçağ kalelerinin restorasyonu ve yeniden işlevlendirilmesini anlattı. Doğru uygulamaların yanısıra uluslararası meslek örgütleri tarafından kültür mirası listesinden çıkarılan yanlış uygulamaları da örnekledi. Mösyö Bragard‘ın dikkatle altını çizdiği kavram, bu tür restorasyon ve yeniden işlevlendirme müdahalelerindeki “reversibility” idi. Bu modern mimarlıkta “geri dönülebilir” uygulamalar anlamına geliyor. Yani modern mimarlıkta tarihi esere müdahalelerinin, sonradan esere zarar vermeden kaldırılabilmesi, taklit ve replikaya düşmeden, eser ile yarışmadan, ziyaretçiyi ve öğrenciyi yanıltmadan, yük olmadan salt koruma ve sunma işlevini yerine getirmesi anlamına geliyor.

Netekim, Mösyö Bragard‘ın bu değerli sunumu ile biten ilk oturumu müteakip ikinci oturumda ilk sunumu gerçekleştiren Mimar Sinan Omacan, örneklediği uygulamalarında temel aldığı kavramın yine bu “reversibility-geri dönülebilirlik ” olduğunu bizlere gösterdi. Omacan, başarılı uygulamaları sırasında karşılaştığı önyargılar ve klişelerden de bahsetti. Örneğin “Cam şeffaf değildir” dedi ve çok haklıydı.

Daha sonra söz Müzeolog Burçak Madran‘a geldi. Burçak Hanım, Kültür Bakanlığı Teşkilâtı’na doğanlardandı. Çocukluğundan itibaren müzecileri arasında, müzelerde büyümüş ve sonra da müze tasarımı ve müze yönetimi konusunda ihtisas yapmış bir uzmandı.

Burçak Madran müzeciler adına söz aldı. Hakikaten o zamana kadar hiç söz verilmeyen genç kuşak müzecilerin sözcülüğünü yüklendi. Mimarların müze tasarımında belli bir noktada durmaları ve kararların müzeoloji ve müzeografi konusunda uzmanlaşmış müzeciler ile beraber alınması gerektiğini, örneklerle anlattı.

MadranOmacan‘ın da altını çizdiği bazı “klişeleşmiş” yargıların gelişen teknoloji ile artık daha kolay çözüldüğünü, pekalâ da artık transparan mekanlarda eserlerin zarar görmeden teşhir edilebilmesinin mümkün olduğunu, nem kontrolünün kolaylaştığını ve örneğin Serçelimanı Batığı gibi hassas eserlerin dahi zarar görmeden taşınabileceğini anlattı.

Madran‘ın sunumundan sonra katılımcılar, çalıştay boyunca ilk defa konsensusa yaklaştılar. Bir sinerji oluştu ve konularında uzman meslektaşların ortak çalışmasıyla evrensel standartlara uygun, başarılı projeler üretilebileceği umudu hissedildi.

Devlet adına söz sahibi olan Restorasyon Dairesi Başkanı Bahadır Sabah, şu anda başlayan ve devam eden işin Kale’nin acil ihtiyacı olan restorasyon uygulaması olduğunu, müze projesinin ise esnek ve değiştirilebilir olduğunu, önerilen ikinci bir Bodrum Arkeoloji Müzesi yerleşkesi fikrini ise amirlerine hemen ileteceğini söyleyerek, uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Bu toplantıda en çok üzerinde durulan konulardan biri de Kale’nin ne kadar süreyle kapalı kalacağıydı.

Müzeolog Burçak Madran bu konuda tavizsiz bir tavır sergileyerek, doğru sonuca ulaşılmasının birincil amaç olduğunu, bilimsel mesleki uygulamalarda evrensel mesleki standartlara uygun iş yapılması mecburiyetinde olunduğunu ve bunun için gerekirse müzenin yıllarca ziyarete kapalı kalabileceğine karşılık gelen açıklamalarda bulundu.

İtirazlar genellikle rehberler ve meslek-dışı meraklılardan geldi. Onlar Kale’nin bir an önce yeniden turizme açılmasını istiyorlardı.

Toplantının devamını izleme gereği duymadım. Ancak “Sonuç Bildirgesi”ni merak ediyordum.

Bildirge’nin ilanı geciktiği için ancak, ertesi gün okuyabildim.

Bildirge’de sorun çıkarabilecek iki nokta var. Bunun dışında Bodrum’a ikinci bir arkeoloji müzesi kazandırmaya ve Bodrum Kalesi’ni daha yüksek bir evrensel kültür değeri olarak yüceltmeye yönelik yerinde kararlar içeriyor.

Sorun çıkaracak olan noktalar Serçe Limanı Cam Batığı ile Geç Tunç Çağı Batıkları (Uluburun) sergisinin Kale içinde sergilenmeye devam edilmesi talebi.

Serçe Limanı Cam Batığı zarar vermeden taşınabiliyorsa eğer, Madran‘ın iddia ettiği gibi, o zaman önerilen proje rahatlıkla değiştirilebilir. Sergileme Kale’de de kalabilir, yeni müze yerleşkesine de taşınabilir.

Uluburun Sergisi ise hangi bilimsel gerekçe ile korunacak?

Bu toplantı Bodrum için bir kazanımdır. Popülize edilmeden, ajitasyon ve provokasyon yapılmadan, meslek terbiyesi sınırları içinde konuşulduğunda, gelişme, ilerleme ve verim artıyor, çatışmanın yerini uzlaşma, yıkımın yerini yaratım alıyor.

Bu bağlamda toplantının gerçekleşmesine emek verenlere teşekkür etmek gerekiyor. Tebrikler. Bodrum’un uygar bir kent olduğunu kanıtladınız.

Hah!..Unutmadan, kim olduğunu hatırlamıyorum ama bir meslektaşımız kalktı, söz aldı ve en hayati meseleyi dile getirdi:

“Bodrum Kalesi’nden müze işlevini çıkarmak teklif dahi edilemez!

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ