enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

“NE HABER NE DE GAZETECİ ŞİRİN GÖRÜNMEK ZORUNDA DEĞİLDİR…”  

Sosyal medya hesabımdan;

“UNUTMAYIN !!!
Özgür Basın bir gün sizin için de gerekecektir…
15 milyon yurttaş Basın Özgürlüğü konusunda hassas olan İnce’ye oy verdi. Lakin ilk günden Basın Özgürlüğünü rafa kaldırıverdi. İsmail Küçükkaya daha önce gönderdiği tüm bildirimleri haber yapmış. Soru karşısında “Adama kazandı…” diye attığı mesaj yazacaksın. Sonra bu gazeteci haber niteliği olan bu cümleyi kamuoyu ile paylaştığı için tu kaka diyeceksin. Sonra da senin tüm bildirimlerini haber yapan bir gazeteci için nasıl olur da ‘Gazeteciden dost olmaz..” diyebiliyorsun. Yazık olmuştur. Anlaşılır bir şey değildir.
İnce’nin bu davranışını kınıyorum…”

Şeklinde yaptığım paylaşım çok önemli bir tartışmayı tetikledi. Yüzlerce yorum geldi. “Basın Özgürlüğü ve Gazetecilik Etiği” tartışıldı ve hala tartışılmaya da devam ediyor. Aynı dünya görüşüne sahip olduğum dostlarım, Dünya Gazetesinden mesai arkadaşlarım, Muğlalı gazeteci meslektaşlarım ve tanımadığım birçok isim bu yorumum üzerinden çok değerli düşüncelerini paylaştılar. Yorumlar da, eleştiriler de çok düzeyli, üzerinde düşünmeye değer ve yol göstericiydi.

Doğrusu yorumların bazılarını şaşkınlıkla okudum. Bazı yorumlar ise bana yeniden düşünmem ve konuyu yeniden değerlendirmem için ışık oldu.

Yorumcuların büyük kısmı benimle aynı fikirde değiller. Benimle aynı düşüncede olmayan tanıdığım, tanımadığım dostlarıma ve gazeteci meslektaşlarıma tek tek yanıt vermem çok zor. Her zaman olduğu gibi konu gazetecilik olunca, yardımıma ustam Nezih Demirkent yetişti. O nedenle ustam Nezih Demirkent’in 25 Mart 1979’da yazdığı ve “Sayfa Sayfa Gazetecilik” adlı kitabında da yer alan “Gazeteciler Görevlerini Yaparlar” başlıklı yazısından bir bölümü paylaşmak istiyorum.

nezih demirkent abdi ipekçi bülent ecevitŞöyle demiş;

“Önce gazeteciliği enformasyon olarak kabul etme zorunluluğu vardır. Gazetecilik haberleşme aracıdır. Bir küçük tarifle; gazetecilik sesle, resimle ya da yazıyla dünyada olup bitenleri ulaştırma mekanizmasıdır. Bundan ötesi, yani habercilikten ötesi gazetelerin süsleridir.

O halde bir başka tartışmayı başlatmak gerekiyor. Biz hem haber verecek hem de bize etkinliklerini arttırmak isteyen organize güçlere engel olacağız, daha doğrusu onları dengeleyeceğiz. Bir noktada okurunuza karşı olacaksınız. Ne uğruna? Yine okurunuz uğruna.

Örneğin bir CHP’linin hiç de hoşuna gitmeyecek bir haberi vermek zorunda kalacaksınız. “O benim gazetem budur…” dediği gün belki de onu can evinden vuracaksınız. Örneğin size ilan veren bir kuruluşun hoşlanmayacağı bir haber yayınlayacaksınız. Aslında bu haber o kuruluşun aleyhine yazılmış değildir, ancak o dünya sizi böyle yorumlayacaktır. İşçiyi savunacak, patronu kızdıracak, patronun başarılarını haber verecek bu sefer de işçiden satılmış adam ya da satılmış gazete damgasını yiyeceksiniz. Düşünebiliyor musunuz sizin kişiliğiniz üzerinde, yani gazetecinin kişiliği üzerinde ne gibi etkenler bulunmaktadır.

Bu noktada savunulacak ilk fikir “BASININ ÖZGÜRLÜĞÜ” olacaktır. Basın özgür oldukça organize güçleri, isterse devlet olsun kınamak, ona doğru yolu göstermek hakkını elde edecektir…”

Ustam yapılan yorumların büyük bölümüne yanıt vermiş.

Anlayana…

*******

akbabaVeÇocuk

Çünkü gazetecilik olabildiğince duygularınızdan arınmış olarak icra etmeniz gereken bir meslektir. Lakin “Önce insan, sonra gazeteci” olduğunuzu da hiç bir zaman unutmamalı.

Geçenlerde çok sevilen ve tanınmış birisinin ölüm haberini yazdım. Gece yarısı saat 03:00 civarında ve hastane morgunun önünde.

Haberin başlığı “….. öldü…” şeklindeydi. Çok yakın bir arkadaşım aradı ve “……. ile aranız bozuk muydu?” diye sordu. Ben şaşkınlık içinde “Hayır. Üstelik aramız çok iyiydi. Kendisini çok severdim ve onunla hiçbir sorun yaşamadım…” ve ekledim “Neden böyle bir şey sordun?”

Yanıtı ise çok şaşırtıcıydı; “Öldü diye yazmışsın…” dedi.

Sizce ne yazmalıydım?

*******

muharrem ince market

15 milyon insanın oyunu alan ve 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım diyerek yola çıkan Muharrem İnce, bir gazeteci için herhangi birisi değildir. Muharrem İnce gazeteciler için tam anlamı ile haber ve haber kaynağıdır.

Bu nedenle kendisinin de söylediği gibi deneyimli bir siyasetçi, bir gazeteciye böyle bir mesaj atmamalıydı. Sonra da çıkıp “Gazeteciler ile dostluk kurarken daha dikkatli olmalı…” dememeliydi. Ben “Gazeteciden dost olmaz…” şeklinde algıladım. Ki yine sosyal medyada “Gazeteciden ve emniyetçilerden dost olmaz…” şeklinde paylaşımlar oldu. Demek ki sadece ben değil, kültürlerine ve bilgilerine çok değer verdiğim isimler bile Muharrem İnce’nin söylemini bu şekilde algılamışlar.

Muharrem İnce gibi topluma mal olmuş insanlar konuşmalarına ve yaşamlarına çok dikkat etmek zorundadır. Çünkü onların hemen hemen her söylediği ve yaptığı haberdir.

Anımsayın; seçim süreci sırasında İnce eşi ile birlikte markete gitti ve alışveriş yaptı. Haber oldu mu? Oldu. Sonra traktöre bindi, ter koktuğunu söyleyen bir köylüyle sohbet etti, kürsüde zeybek oynadı. Ne yaparsa yapsın, hepsi haber oldu.

Çok doğal değil mi?

Biraz nefes alalım.

papa ve rahibelerGazetecilerin haber veriş tarzını ve biraz da hınzırlıklarını yansıtan bir fıkra vardır. Kanımca bu fıkra ne demek istediğimi çok daha iyi anlatacaktır:

“Bir tarihte, Papa, bir ülkeyi ziyarete gidiyor. Daha uçaktan inerken gazeteciler etrafını çevirip soru yağmuruna tutuyorlar. Papa, ülkeyi ve bazı kurumları ziyaret edeceğini söylüyor. Bir gazeteci hemen soruyu yapıştırıyor “Genelevi de ziyaret edecek misiniz ?” Bu soru karşısında şaşıran Papa “Burada genelev var mı?” diyor. Ertesi gün aynı gazetenin manşetinde büyük harflerle şu başlık yer alıyor “Papa, uçaktan iner inmez, burada genelev var mı diye sordu…” 

Bu belki bir fıkra, ama ne demek istediğimi çok basit bir şekilde anlatıyor.

Üstelik ben Muharrem İnce’nin “Adam kazandı…” mesajını yayınlansın diye attığına inanıyorum.

Lakin baktı sıkıntı var, o da her politikacı gibi çark etti ve en kolayını seçti suçu gazeteciye attı…

*******

23 Haziran’a kadar tüm muhalif kanat Fox TV, Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya’yı alkışlıyordu. Özellikle muhalif kanada Muharrem İnce, Meral Akşener ve diğerlerine yer veriyor diyerek, Fox TV, Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya’yı demokrat yayıncılık yaptıklarını söylüyorlar, övgüler düzüyorlardı.

Lakin aynı kişiler tarafından bir anda satılmış, bencil ve fırsatçı olarak ilan edildiler ve bir linç kampanyası başlattılar.

Doğrusu yine şaşkınlık içindeyim.

15 Milyon insanın oyunu alan bir politikacı, herhangi birisi değildir. Üstelik attığı mesaj İnce’nin özel hayatı ile ilgili de değildir. Konu siyaset ile ilgilidir ve yaptığı her açıklama her gazeteci için haber niteliğindedir. O nedenle politikacılar gazeteciler ile konuşurken ya da mesajlaşırken dikkat etmeye mecburlardır.

*******

hakan güldağ dünya gazetesi

Yine bizim Dünya Gazetesi’nden Hakan Güldağ’ın Nezih ustamızın 8 Temmuz 1979’da yazdığı “Haber Şirin Görünmek zorunda değildir…” başlıklı yazısından yola çıkarak, 21 Haziran 2010’da yazdığı, “Ne haber ne de gazeteci şirin görünmek zorunda değildir…”  başlıklı yazısı sosyal medya üzerinden yapılan yorumların büyük bölümüne yanıt veriyor.

Şöyle ki;

“Gazetecinin işi haber vermektir.

Bunu da canı öyle istediği için yapmaz.

Toplum hayatında önemli bir işlevi yerine getirir.

Çünkü, insanların hayatta en çok ihtiyaç duyduğu birkaç şeyden biridir ‘haberdar’ olmak.

Hayatımız hakkında özgürce ve doğru karar alabilmek için çevremizde, kentimizde, ülkemizde ve dünyamızda neler olup bittiğini bilmek isteriz. Doğrusu bilmemiz de gerekir. Gazetecilik bireyin ve toplumun bu ihtiyacını karşılamaya çalıştığı için imtiyazlı bir meslektir.

Onun için gazeteciler, kamuoyunu ilgilendiren toplantıları izlerler.

Onun için buralarda meydana gelen gelişmeleri haberleştirirler.

Meslektaşımızın yaptığı haber, birilerinin hoşuna gitmemiş olabilir.

Gazeteci işini hoşa gitmek için yapmaz.

Ne gazeteci ne de haber şirin olmak zorunda değildir.

Onun işi toplumdan aldığını topluma bir ayna gibi yansıtmaktır.

Kamuoyunu bilgilendirmektir…”

Yazının tamamı için: https://www.dunya.com/kose-yazisi/ne-haber-ne-de-gazeteci-sirin-gorunmek-zorunda-degildir/7283

Sonuç: Ben bir gazeteci olarak, Muharrem İnce’nin hatasını kabul etmesine rağmen, kendi hatasını bir gazeteciye yüklemesini doğru bulmuyorum. Gazeteci İsmail Küçükkaya’nın da o anda bu önemli açıklamayı paylaşmasının hem insani, hem de bir gazetecilik refleksi olduğunu düşünüyorum.

Gazeteci, devlet başkanından milletvekiline, iş adamından bürokratına kadar haber kaynağı olarak da kabul edilen kişi ve kurumlarla iletişimini ve ilişkisini meslek ilkelerini gözeterek yürütür. Gazeteci her türlü baskıyı reddeder ve çalıştığı basın – yayın organındaki yöneticileri dışında kimseden işiyle ilgili talimat alamaz.

(Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi)

Sevgi ve Saygılarımla…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
  1. Ayla Gürpınar dedi ki:

    Sevgili Fatih, ben bu konuyla ilgili aşağıdakini yazıp kendi sayfamda önceden paylaşmıştım, her ikisi bir bütünlük sağlıyor bu nedenle buraya da ilave ediyorum, bu bir destek yorumu olarak ta görülebilir, bir uyarı-bir başlangıca yönlendirme olarak ta.
    “ Yol kenarları ve bina cephelerindeki reklam-tanıtım panoları:
    Bodrum gündemine birden bire düşen bu konuyu irdelemekte yarar var, düşüncesindeyim.
    Bir bölgede evler olduğu gibi, ağırlıklı olarak kendine turizmle gelir kaynağı oluşturan bir ilçede elbet oteller, ticarethaneler, çeşitli iş yerleri, eğlence-yeme-içme mekanları, sanat ve kültürel mekanlar, devlet binaları, AVM ler, okullar…..vs. de çokca bulunur. Her biri de kazanç ortamında birbirine rakabet içindedirler, bunda da şaşıracak bir şey yoktur elbet. Ancak planlı gelişim, planlı büyüme, haklı kazanç ve haklı rekabet politikasını oluşturmak da resmi makamların görevidir ve bu da genellikle belediyelerin kontrolünde olur. İş yeri açacak kişi belediyeye başvurur, bölgenin gelişim planına göre iznini ve ruhsatını alır, iş yaşamına girer ve vergisini ödemeye de başlar. Buraya kadar herşey normal.
    Normal olmayan ise, yukarıda yazdıklarımın tam yapılmamasından, denetimsizlikten kaynaklanan boşluklar ve bu boşluklar nedeniyle haksız rekabetlerin oluşması ve benim iş yerim senden daha çok gözükmeli, düşüncesiyle neredeyse uzaya kadar yükselen ışıklı-ışıklsız tanıtım( bakın ben burdayım) reklamlarının, bina cephelerine konan iş yeri tanıtım panolarının, denetimsiz, bir uyum içinde olmadan, keyfi yaklaşımlarla, yol kenarlarına dikilmesi veya binaların üzerlerine rastgele asılmasıdır. Çünkü belediyenin elinde haklı rekabeti oluşturacak şekilde, şehir mobilyası olan bu reklam – pano …vs. ler için bir standart konulmamış ve genel sokak görünüm projeleri oluşturulmamıştır. Bu nedenle de ruhsatını alan, tabelasının vergisini ödeyen herkes kendi keyfine göre bir uygulama yapmakta ve sokakların görsel düzeni bir karmaşaya dönüşmektedir.
    Buna görsel – çirkin- çevre kirliliği, diyoruz.
    Burada vatandaşın bir suçu var mıdır? Bence yoktur. Kendisine bir yön verilmediği için haklıdır. Belediyenin suçu var mıdır? Evet, orayı yöneten ve deneten resmi kurum kendisi olduğuna göre, plansız-programsız hareket etme lüksüne, adamına göre davranma rahatlığına sahip değildir.
    Diyelim ki, yaptıklarının yanlışlığını anladılar, diyelim ki, sokaklarda ki çirkin görüntüleri sonlandırmak istiyorlar…güzel bir adım, derim ve alkışlarım. Ancak uygulama bu birkaç gündür yaşandığı gibi mi olmalıydı!!! Elbette, hayır. Tüm Bodrum için standartları oluşturursunuz, planlı ve programlı bir şekilde pilot alanlar seçerek uygulamaya başlarsınız, vatandaşın eline yapması gereken uygulamayı verirsiniz ve dersiniz ki şu gün uygulama başlayacaktır, herkes kendini hazırlasın, bu standartlarda yeni reklam panolarını yaptırsın. Ve böylece bölge, bölge sokakları görsel çirkinlikler ve karmaşadan kurtarır ve haksız rekabetlerin önüne geçersiniz.
    Olması gereken, Bodrum’a yakışacak olan da bir bütünlük içindeki bu sadeleşmedir.
    Niye bunu Muğla belediyesi ve Bodrum belediyesi yapmaz, ben de bir vatandaş olarak, bunu sorarım.
    Niye????
    A.G.