24 HAZİRAN SEÇİM SONUÇLARINA GÖRE BAZI TESPİTLER / Cevat Öneş yazıları…

Cevat Öneş
Cevat Öneş
  • 27.06.2018
  • 1.381 kez okundu

24 Haziran Seçimleri sonuçlarının somut veriler üzerinden analizi, Türkiye’miz ve Milletimiz için hayati öneme haizdir. Siyasi, etnik, mezhep, inanç, kültürel farklılıklar, çıkarlar, ideolojik yaklaşımlar üzerinden yapılmakta olan/yapılacak değerlendirmelerle, doğru sonuçlar çıkarılabilmesinin güçleştiği şartlar içerisinde bulunduğumuzu, öncelikle ifade etmeliyim.

24 Haziran Seçimleriyle, sadece iktidar yapısı şekillendirilmemiş olup, yarınlarımızın ve çocuklarımızın geleceğinin de etkilendiği/etkileneceği Türkiye’nin sistemi/rejim değişikliğine paralel, yönetim zihniyeti oluşumunun da, şartlarının hazırlanmakta olduğu yeni bir süreç başlatılmıştır.

Bu sebeplerle, meseleye yaklaşımın; tarihi perspektif, Kurucu İlkeler, Evrensel Hukuki ve İnsani Değerler, Milli-Toplumsal Çıkarlar, Bölgesel-Küresel İlişkiler gibi çok yönlü imkân kabiliyetlerimiz ve ülkemiz potansiyeli çerçevesi içerisinde yaklaşılması gerekir.

Kurucu İlkeler, Değerler…

Türkiye Cumhuriyeti, gurur duyduğumuz tarihimizin önemli bir parçası olan Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı ve külleri üzerinden, örgütlü Millet iradesine dayandırılan, kan-ter-fedakârlık mücadelesiyle kurulmuştur. Gazi Meclis ve 1921 Anayasası ile ortaya çıkan Millet İradesi, Kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, Bağımsız-Çağdaş-Demokratik Türkiye’nin ve Evrensel Değerleri Vizyon olarak benimsemiş, gelişme modellerinin, laik sistemin temellerini atmıştır.

1920-2002 Dönemi…

Tek Parti döneminin, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin iktidar olduğu (03 Kasım 2002) tarihine kadar yaşanan süreçlerin ve konjonktürel gelişmelerin analizlerinin de, zamanın şartları içerisinde değerlendirilmesi, halen de devamlılığını korumakta olan siyasal amaçlı istismar çalışmalarının tespiti yönünden önemlidir.

Kurucu İlkeler ve Değerlerin şekillendirdiği Türkiye Cumhuriyeti, ulus/devlet olarak, Milletleşme yönünden, modern devlet yapısı ve sistemiyle, gelişmekte olan ülkeler için örnek olurken, milletlerarası camiada itibarlı, güven duyulan bir ülke olmuştur.

1950 Seçimleriyle başlayan çok partili, parlamenter süreçlerde, demokratikleşme çalışmalarında ortaya çıkan yetersizliklerin, eksikliklerin yarattığı Eksik Demokrasi şartlarının sürekliliği ise Parlamenter Sistemde zafiyetler yaratmış, ekonomiden dış politikaya kadar, her alanda sorunlar ortaya çıkarmıştır.

Kürt Sorunu, Alevi Sünni meselesi, Laik/Anti-Laik çatışma gibi temel meseleler ağırlaşırken, 1980’lerde gelişmeye başlayan kimlik siyasetleri de, toplumda ayrıştırıcı vasatlar oluşturmaya başlamıştır.

1960, 12 Mart, 1980, 28 Şubat gibi askeri darbe ve müdahalelerin yarattığı Vesayet Zihniyeti ve kurumsal yapılar ile siyasal davranışların, ayrıştırılmaması gereken asker-sivil kesimlerin ortaklıklarıyla, Türkiye’nin Eksik Demokrasisine süreklilik kazandırılırken, Kurucu Vizyondan uzaklaşma, topyekûn gelişme şartlarının bozulması, milli bütünlüğün zayıflaması gibi sonuçları ortaya çıkarmıştır.

03 Kasım 2002- 24 Haziran 2018…

03 Kasım 2002 Genel Seçimiyle iktidar olan AKP; 2007 yılına kadar Avrupa Birliği Uyum politikaları, Demokratikleşme adımları, siyasi-ekonomik istikrar, toplumsal uzlaşma görüntüleri çerçevesinde, pozitif bir Türkiye ikliminin oluşmakta olduğu kabulünü geliştiren bir süreç başlatabilmiştir.

AKP/Erdoğan iktidarının, Cemaat kadrolarına yol vermesi ve birlikte Ergenekon, Balyoz, Casusluk ve türevleri gibi davaların açılmasıyla, Parti Devleti’ne dönüşen yeni bir siyasal dönem başlatılmıştır.

12 Eylül 2010 Referandumuyla, Yargının Cemaat kadroları tarafından işgali, Silahlı Kuvvetler, Emniyet Teşkilatı, Jandarma ve İstihbaratta, Devlet kurumsal yapılarında, Milli Eğitimde, Üniversitelerde ortaya çıkan çok geniş etkili yapılanma, topyekûn Devleti ve kurumsal yapılarını işlevsiz kılan, hukuku- adaleti ortadan kaldıran şartları yaratmıştır.

2014 yılında Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı oluşu, 07 Haziran Seçimleriyle çoğunluğun kaybedilmesine rağmen, 01 Kasım Seçimlerine gidilmesi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet modelinin otoriterleşme zihniyet ve eğilimine açıklık kazandırmıştır.

15 Temmuz 2016 Darbe teşebbüsü, siyasi iktidarın kadrolarının ve işlevsizleştirilen Kurumsal yapıların, siyaset üretmede ve yönetimde gösterdikleri ehliyetsizliğin bir sonucudur. Zorunlu olarak 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal şartları içinde, 24 Haziran Seçimlerine gidiş sürecindeki gelişmeler ise yeni sistem/rejimin niteliklerinin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

24 Haziran Seçimlerinin Önemi…

12 Eylül 2010 Referandumu ve 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile başlayan dönemin fiili uygulamaları, 24 Haziran Seçimleriyle yasal hale gelen Cumhurbaşkanlığı Hükümet modelinin niteliklerini, açıklıkla göstermektedir. Cumhurbaşkanlığı Makamını, ‘Tek Adam’ kararlarına dönüştüren yapıda, Kurucu Meclis İradesinin örselenişi, Denetlenebilirlik/Hesap Verilebilirlik kurallarının işletilebilmesinin güçleştirilmesi, Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülkenin yönetilebilir hale getirilişi, Partili Cumhurbaşkanına Devlet Partisi şartlarını oluşturabilecek yetkiler verilmesi gibi temel meseleler, karşılaşılabilecek muhtemel gelişmelerin işaretlerini verir mahiyettedir.

Cumhur İttifakı ile oluşan koalisyon şartları, ideolojik söylem ve yaklaşımların muhtemel sonuçları ise Toplumsal Barış ihtiyacının karşılanmasında önemli engelleri karşımıza çıkarabilecektir. Kimlik politikalarının üzerine çıkarak, sadece insani değerlerle Barışa el uzatılması ise öncelikli ve acil başarılması gereken sorunlarımızdandır.

Siyasetin Sorumluluğu…

Genel hatlarıyla açıklanmaya çalışılan hususlar, Türkiye’mizi ve Milletimizi doğrudan ilgilendiren ve etkileyen yaşamsal meselelerdir.

Siyasi İktidarı temsil eden Cumhurbaşkanı ve Hükümetinin, TBMM’nin, Devlet Kurumsal yapılarının yetkilerinin hangi kriterler ve Değerler sistemi içerisinde kullanılacağı meselesi hayati önemi haizdir.

Türkiye’nin sorunlarının, Evrensel Değerlerin içselleştirilmiş normları ve uygulamalarıyla çözümlenebileceği tartışılmaz bir gerçeğimizdir. Yeni Sistem ve

Fiili uygulamalar üzerinden yapılmakta olan tartışmalar ise çok ciddi sorun alanlarının bulunduğuna işaret etmektedir.

Yoğun ve ağır eleştirilere muhatap olan Siyasi İktidar karşısında, Muhalefetin sorumluluğu da aynı derecede önemlidir. Siyasi İktidarı denetleme görevini yaparken, muhtemel iktidarı için çözüm politikalarının üretimi, demokratik ittifaklarının geliştirilmesi ve yeni şartlarla uyumlu kadro eğitim şartlarının düzenlenmesi ihtiyacı da genel ve temel sorunlarımızdandır.

CHP’ni tatmin etmeyen seçim sonuçlarına rağmen; laik, demokratik, hukuk, adalet, eşitlik, insan hakları, güvenlik gibi Evrensel İnsan Hakları bütünlüğü çerçevesinde meselelere yaklaşım ve çözüm gayretleri umut vericidir. Millet İttifakının oluşumunda gösterilen başarıya süreklilik kazandırılabilmesi, Türkiye Demokrasisi için önemli gelişmelerdendir.

İyi Partinin Demokratik Parlamenter yelpazede, Merkez Partisi olarak boşluğu doldurma çabaları da, Türkiye Demokrasisi için yeni bir kazançtır.

Muhafazakâr Saadet Partisi, seçim sonuçlarına rağmen, Demokratik Sistemle uyumlu çabaları ve güven artırıcı duruşuyla, Demokratik İttifakın önemli bir parçası olmuştur.

Halkların Demokrasi Partisi (HDP), PKK ile irtibatlandırılma yönünden tartışmaların tarafı olmaya devam etmektedir. Seçim sonuçları HDP’nin de bir Türkiye gerçeği olduğunu tekrarlamıştır. HDP’nin Demokratik eksende, Türkiye Partisi olma istikametinde atacağı adımların sürekliliği, Türkiye’nin geleceği bakımından da önemlidir. PKK’nın emperyalist güçlerle işbirliğini değerlendirerek, Türkiye Demokrasisinin gelişiminde çözüm üreten ve Demokratik ittifaklar içerisinde yer alacak bir HDP’nin kurumsallaşabilmesi için, siyaset aktörlerine de sorumluluklar düşmektedir.

Sonuç Olarak; Siyasi İktidar ve Muhalefet için, çözümün anahtarı, Evrensel Demokrasi ve İnsani Değerler Sistemi içinde siyaset üretimi ve kurumsallaşmanın, Toplum ve insan için yapılmasıdır.

Cevat Öneş

26 Haziran 2018 -ANKARA

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ