KÖK SALAMAYAN ÇİÇEK ÖLÜME MAHKÛMDUR…

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 14.09.2018
  • 792 kez okundu

İnsanlar çiçeklere benzerler.

Hayata kök salamazlarsa, en ufak esintide bile yıkılırlar

ve her seferinde hayata yeniden başlamak zorunda kalırlar;

ancak daha yorgun, daha bezgin ve daha güçsüz…  

 

İnsan yaş aldıkça anılarına sığınırmış. Bu cümleyi birkaç yıl önce yakın bir arkadaşımdan duymuştum, çok hoşuma gitmişti; şimdi ben de ona sığınıyorum.

İki eski arkadaşım geldi aklıma geçenlerde. Dönemin çok iyi üniversitelerinde okumuşlar ve önemli firmalarda işe başlamışlardı. Yazgıları benzer olan bu arkadaşlar birbirleriyle de geçinemezlerdi ve zayıf olan ilişkileri zamanla kayboldu. Birbirlerinden habersiz olan bu iki insan, ayrı dükkânlarda aynı halıyı dokuyorlardı sanki. Her ikisi de iyi yerlerde işe girmiş olmalarına rağmen huzursuzlardı ve sürekli arayış halindeydiler. Çok iş değiştirdiler ve her seferinde baştan başladılar; adeta patinaj yaptılar ve ilerleme kaydedemediler. Genel olarak, iş değiştirmelerini gerektirecek önemli nedenleri de yoktu. Hiçbir yerde kök salamadılar, ne istediklerini de hiçbir zaman anlayamadım; kendilerinin de anladığını sanmıyorum.

Son görüştüğümüzde her ikisi de benzer ve beklediğim şeyleri söylediler:

“Birinin emri altında maaşlı çalışmak bana göre değil, ben kendi işimi kurup serbest çalışacağım.”

Bildik sözlerdi bunlar, mutlaka bazılarımız etrafımızda bu tür örneklere tanık olmuşuzdur; aynen benim olduğum gibi. Bu yaklaşımda olan kimselerin hayatı aramak üzerine kurgulanmış, bulmak üzerine değil. Bu nedenledir ki, bulduklarının farkına varamazlar ve değerini de anlayamazlar.

Nasıl mı gelişti olaylar? Her ikisi de kendiişlerini kurdular ya da kurmak zorunda kaldılar. Biri iç çamaşırı satan bir dükkân açtı, diğeri de tost büfesi. Diplomalarını işyerlerine astılar mı bilmiyorum.

İlginçtir ki, ben bunları düşünürken, üniversite yıllarından beri sürekli görüştüğümüz bir arkadaşım aradı ve söz bu iki arkadaşımıza geldi. Konuştukça daha çok şey hatırladık. Aidiyetleri olmadığından bahsetti arkadaşım. Bence de öyleydi; zaten “aidiyet” sözcüğüne olumlu bir anlam da yüklemezlerdi. Oysa kendilerine değer verilen işlerde iyi maaşla çalışmışlardı. Çalışanına değer verilen ve iyi para kazanılan iş yerine aidiyet hissedilmemesi benim pek anlayabildiğim bir konu değil.

Konuştukça gördük ki, konu sadece iş hayatıyla sınırlı değildi. Sosyal ortamlarda da çok uyumlu değildiler. Örneğin; plaja mı gitmek istiyoruz (o zaman İstanbul’un her yerinde rahatça deniz girilebiliyordu), mutlaka bir pürüz çıkartırlar ve alternatif de sunmazlardı. Kendileri için iyi olacak işleri bile ebeveynleri yalvar yakar yaptırırlardı. Kendi kendilerinin en büyük engeliydiler.

Kendi önünüzden çekilir misiniz?

diyemedim o zamanlar; zira bu söylemi bilmiyordum. Söz konusu arkadaşımız, ailesinin onaylamadığı bir evlilik yapmıştı. Hiç unutmuyorum, ebeveyni nikâha misafir gibi gelmiş ve çabuk adımlarla da uzaklaşmışlardı. Uzun sürmedi evlilikleri ve ayrıldılar. Ben yurt dışında olduğum için uzun yıllar haber alamamıştım kendisinden. Sonradan öğrendim, yeniden evlenmiş ve çocukları olmuş. Fazla da detay öğrenme gereğini duymadım.

Bu hikâyeyi, arkadaşımla da konuşunca da paylaşmak istedim; belki birilerine yararı olur düşüncesiyle.

Söz konusu arkadaşlarımızın konusu iş hayatları değildi aslında; hayatlarıydı. Huzursuzdular her zaman. Ne istediklerini bilmediler asla; keşfedememişlerdi kendilerini. Durum böyle olunca ne aileleriyle, ne arkadaşlarıyla ne de işleriyle olan ilişkileri sağlıklı yürümedi; zira kendileriyle ilişkileri sağlıklı değildi.

Neticede hayat kimseye öğretilmiyor, insan yaşadıkça öğreniyor; ancak bu denli büyük faturalar ödenmesine seyirci kalmak da pek kabul edilebilir değil. Peki, ne yapmalı? Bunun birden fazla cevabı var. Psikolog, Koç, Mentor, Rehber, vb. Bizim öğrencilik dönemimizde, psikolog dışında pek yaygın değildi bunlar, şimdi seçenekler ve kaynaklar fazla.

Dilerim ki, bu paylaşımım birilerinin hayatına dokunur ve güzelliklere vesile olur; ben de çok mutlu olurum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Fevziyeakoz dedi ki:

    “Insanın kendi önünde engel olması ” bu çok önemli ve uzerinde düşünülmesi açıklanması yararlı olacak bir görüş. Akıcı bir dille yazılmış olan bu yazıyı çok beğendim. Değerli arkadaşım..

    1. Metin Aycıl dedi ki:

      Çok teşekkür ederim Sevgili Fevziye Hocam.

YORUM YAZ