Saadet Yolu – Dr.Metin Aycıl Bodrum Gündem Yazıları…

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 10.12.2018
  • 691 kez okundu

Ey aşk! Sana çok haksızlık ediyorlar,

Tadı acıdır diyenler.

Oysa bereketli meyven öyle ki,

Hiçbir şey ondan tatlı olamaz.

 Adsız Şair (Bertrand Russel’ın ‘Saadet Yolu’ kitabından)

İstanbul Bakırköy Lisesi ikinci sınıftaydım. Psikoloji hocamız Neriman Süer sınıfa girdi, üzgün bir ifadeyle; “Çocuklar bugün Russel öldü” dedi.  Bertrand Russel’ın ölüm tarihine baktığımda 2 Şubat 1970 olduğunu görüyorum; demek ki, o günlerdeydi. Bertrand Russel ismini o gün ilk kez duymuştum ve Hocamızın üzüntüsünden, kendisinin değerli bir insan olduğuna inanmıştım. Kısa bir süre sonra da Bertrand Russel’ın kitaplarını temin edip okumaya başlamıştım.

Rahmetli Neriman Süer hocamız Felsefe ve Psikoloji derslerine girerdi. Ben Fen sınıfı öğrencisi olduğum için Felsefe okumazdım. Bizim zamanımızda, Lise ikinci sınıfta tercihlerimizi ‘Fen’ ya da ‘Edebiyat’ olarak yapardık. Ben de Fen bölümünü seçtiğim için Felsefe okumuyordum; ancak felsefeye olan ilgin derinleşerek devam etti.

Neriman Süer hocamız tam anlamıyla, aydın duruşuna sahip bir insandı. Gerek kendine özgü giyim tarzı, gerekse ilgi alanları ile meydan okuyan bir kişiliğe sahipti. ‘Meydan okuyan’ derken, yanlış anlaşılmasını arzu etmem. Sözünü ettiğim gibi, bu meydan okuma ‘Aydın Duruşu’ ve kendine özgü oluşu ile ilgilidir; kendisi hiçbir zaman basmakalıp bir slogancı değildi. Sıradan ve sürüden olmadı.

Okulumuzun tiyatro kolunu yönetirdi. Bu işe tutkusuyla birçok kişinin de gelişimine önayak olmuştur. Hepimizin tanıdığı, değerli tiyatro insanı Rutkay Aziz de Neriman Süer hocamızın öğrencisiydi. Tiyatronun yanı sıra uğraştığı başka konular da vardı. Sözünü ettiğim dönemde bir AFS sınavı açılmıştı. Bu sınavı kazanan öğrenciler, Lise ikinci sınıfı ABD’de okuyacaklardı. Önce yazılı sonra sözlü sınav vardı. Hocamız bu projenin de koordinatörlüğünü yapıyordu. Ben de sınav için seçilen öğrenciler arasındaydım. Mülakata girerken bizlere tavsiyeleri olmuştu. Ben hocamızın tavsiyelerini yerine getirmeyi başaramadım ve karşılığını da aldım. Bu konuya ‘YOLCULUK’ kitabımda ayrı bir bölüm olarak yer vermiştim; ancak orada hocamızın ismini belirtmemiştim.

Öğretmenlikten eğitmenliğe geçebilmiş Neriman Süer hocamıza –birçok hocamıza olduğu gibi- vefa borcumuzu ödeyebilmemiz söz konusu olamaz. Ben bu satırlarla kendisini; saygı, sevgi ve rahmetle anarak vefa duygumu göstermek istedim.

***

Bu yazımda Bertrand Russel’ın ‘Saadet Yolu’ isimli kitabından bazı alıntılar yapacağım. Yıllar önce okuduğum bu kitabı tekrar okumak nereden aklıma geldi? Başka yazılarımda da söz etmişimdir, ben toplu taşıma araçları kullandığım için yanımda mutlaka bir kitap bulunur; bu nedenle çanta taşıma alışkanlığım ve merakım vardır. Geçenlerde küçük çantamı yanıma aldım ve ona sığacak bir kitap aradım kütüphanemde. İçimi açması için sözünü ettiğim ‘Saadet Yolu’ kitabını seçtim. Varlık Yayınları tarafından basılan kitabın, elimdeki üçüncü baskısının tarihi Aralık 1970.

Russel, önce insanların neden mutsuz olduklarından bahsediyor. İçine kapanıklığın da mutsuzluk nedenleri arasında olduğunu söylüyor. Çok da uzatmadan Russel ile devam etmek istiyorum:

İçe kapanıklığın birçok çeşidi vardır. En yaygın tipleri: Günahkâr, kendi kendine tutkun (narcissist), Megalomanyak’tır…

Megalomanyak (kendini büyük görme) sevimli olmaktan çok güçlü olmak; sevilen değil korkulan bir kimse olmak istemesi bakımından kendi kendine tutkunluk hastasından ayrılır. Kendini büyük görme hastalığı birçok delide ve adı tarihe geçmiş büyük adamların çoğunda vardır…

Napolyon okulda arkadaşları arasında aşağılık acısı çekmiştir; çünkü arkadaşları varlıklı aristokrat çocukları oldukları halde, kendisi burslu, yoksul bir öğrenciydi. Göçmenlerin yurda dönmelerine izin verdikten sonra, eski okul arkadaşlarının gelip önünde eğilmelerinden pek hoşlanmıştı. Ne büyük mutluluk! Gelgelelim bu hal onu Çar karşısında da aynı gönül doyumunu tatma isteğine götürmüş, bu da Saint-Helene yolunu açmıştır.

Hiçbir insanın gücü sınırsız olamayacağı için, kendisini bütün varlığıyla iktidar hırsına kaptırmış bir kimse, eninde sonunda, aşamayacağı engellerle karşılaşacaktır. Bunun böyle olduğunun bilinmesine ancak bir çeşit delilik engel olabilir; hatta adam eğer yeterince yüksek bir mevki sahibiyse, bu gerçeği kendisine söyleyenleri hapsetmiş, öldürmüş de olabilir. Şu halde politik baskıyla psiko-analitik baskı el ele gitmektedir. Oysa nerede belirli şekilde bir psiko-analitik baskı varsa, orada gerçek mutluluk yoktur. Uygun sınırlar içinde tutulan güç, mutluluğu büyük ölçüde arttırabilir; ama hayatta biricik gaye olarak benimsenirse, dışımızda olmasa bile, içimizde mutlaka felakete yol açar.”

Önümüzdeki yazılarımda -çoğu kez olduğu gibi- mutlu olmamıza katkı sağlayabilecek konularla birlikte olabilmeyi diliyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ