An’ın ‘Sonra’sı Sonranın ‘Keşke’si/Metin Aycıl Bodrum Gündem yazıları…

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 14.02.2019
  • 590 kez okundu

Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.

HERAKLITOS (MÖ 535 – 475)

Ünlü Antik Dönem filozofu, diyalektik öğretinin babası Heraklitos, nehir metaforunda değişimin kaçınılmazlığını ve hayatın andan ibaret olduğunu vurguluyor. Metaforlardan herkes daha farklı ve birden fazla yorumlar çıkartabilir. Örneğin benim, diğer iki yoruma bir ilâvem de, nehirin hayatı ifade ettiğidir. Özet olarak; Hayat, Değişim ve An kavramlarını birlikte ele aldığımızda, daha anlamlı sonuçlar elde edebiliriz diye düşünüyorum.

Bir başka yazımda da bahsettim mi tam hatırlamıyorum, tekrarsa da bir sakınca görmüyorum. Üniversite eğitimden sonra, doktora eğitimim için Avusturya’nın Innsbruck şehrine gittim ve üç yılı aşkın bir süre orada yaşadım. Bilindiği gibi Innsbruck bir kayak merkezi; ancak ben kaymadım. Her seferinde bahaneler buluyordum kendime: “Nasılsa buradayım, elbet kayarım”, “Daha önce hiç kaymadım ya bir tarafımı kırarsam? Zaten fedakârlıkla okuyorum”. Bu şekilde kendimce geçerli nedenlerle erteliyordum kendimi; daha doğru bir ifadeyle, kendimi kandırıyordum.

Futbol da oynuyordum Innsbruck’ta. Bir turnuvada, yüzüme sert bir top geldi ve yere yığıldım. Ambulansla hastaneye gittim, neyseki bir sorun yaşamadım. Görüleceği gibi risk her zaman her yerde karşımıza çıkabiliyor. Benim yaptığım ertelemelerin temelinde özgüven eksikliği yatıyordu. İnsan kendisini bir şeyi yapmamaya o kadar güzel inandırıyor ki, bunların kendi yarattığımız kurgular olduğunu fark ettiğimizde de zaman geçmiş oluyor; aynı, nehirin yani hayatın akıp gitmesi gibi, hayatı ıskalamak gibi.

İstanbul’a döndüm, işe girdim sonra evlendim ve bir oğlumuz oldu. Oğlumuzun hayatı ıskalamaması için elimizden geleni yaptık ve yapıyoruz. Çok şükür artık kendi hayatını yönetebiliyor. Hayatı ıskalamamak konusunda oğluma anlattıklarımı, yıllardır öğrencilerimle de aynı içtenlikle paylaşıyorum, onların da yaşadıkları an’ın değerini bilmelerini arzu ediyorum.

Yıllar geçmişti, bir kış tatilinde ailece kayağa gidelim istedik ve gittik. Oğlum ilkokul öğrencisi olmasına rağmen gayet güzel kayıyordu, ben ise ayakta zor duruyordum. Ayakta kalabilmek için sarf ettiğim gayret nedeniyle ter içinde kalmıştım. O zaman Innsbruck’taki yıllarım geldi aklıma ve gülümsedim. Nehir akıp gitmişti ve ben, türlü bahaneler bualarak atlamamıştım nehire. Kayak tatilinde bahanem yoktu; ancak doğru an çoktan geçmişti.

Hayatımda “keşke” demeyi sevmedim hiç; zira bir getirisi ve değeri yok bana göre. İçimi yakan sadece bir konu vardır ki, o da Rumca öğrenememiş olmamdır; yabancı dil yeteneğimin de iyi olduğuna inanmama rağmen. Annemin ana dili Rumca idi; yani anneannem Rum’du. Etrafımızda çok konuşulan bir dildi. Bizim çocukluk yıllarımızda İstanbul’da hatırı sayılır Rum nüfus yaşıyordu. Teyzemin çocukları Rumca öğrendiler; zira teyzemin çalışma hayatında olması nedeniyle, onlara Rum teyzelerimiz bakıyordu. Benim öyle bir seceneğim olmadı; ancak yine de Rumca öğretebilirlerdi bize diye düşünüyorum. Bildiğim kelimeleri ve az sayıdaki cümleleri bile unuttum herhalde. Üzülürüm hâlâ bu konuya.

Hiç bir şeyi ertelemeyelim diyorum herkese. Örneğin; sevdiğimizin peşinden koşmayı ve onu kollarından tutup, gözlerinin içine bakarak, sevdiğimizi söylemeyi yarına bırakmayalım. Yarın bize başka sürprizler hazırlayabilir.

Güneş çoktan battı, galiba birazdan doğacak. Yarın yine batacak ve sonra yine doğacak; ancak her gün aynı duygularla izlesek de gün doğuşunu ve batışını, bizler aynı olmayacağız. Aynı döngüyü farklı duygularla ve farklı düşüncelerle izliyor olacağız; en azından bir gün daha yaşlanmış olacağız.

Hayat, sadece gidiş yönü için bilet aldığımız bir yolculuk; bunun dönüşü yok. Bu yolculukta geçtiğimiz yerlerden bir daha geçmeyeceğiz; yani aynı hayatı yaşamayacağız. Ne biz aynı olacağız ne de hayat.

An bir kere yaşamak içindir.

Yukarıda da belirttiğim gibi, belki birazdan gün doğacak. Saate de bakmıyorum; zira yazmak istiyorum. Uykum kaçtı, uyandım ve kalktım. Daha doğrusu, aklıma takılanlar beni uyandırdı ve kaldırdı. İlk kez de olmuyor bu, alışığım. Su bardaktan taşıyor sanki. O zaman da kalkıp yazmak gerekiyor. Kalkıp yazmasaydım ne olurdu? Aklıma gelenlerin önemli bir kısmı gitmiş olurdu. Şu an duyduğum coşku ve heyecanı yaşayamazdım. Bu an’ı yaşayamazdım; oysa yaşamam gerektiğine inandım, arzuladım ve bu an’ın “sonra”sı olsun istemedim. Sonranın “keşke”sini hiç istemedim; zira bana göre öyle bir hayat yok.

Uykum kaçtı, kalktım. Uykusuz mu kaldım? Hayır. Uykusuz kaldığım kadar ömrüm uzadı; zira hayatıma, yazıya döktüklerimi ekledim. Yazdıklarımla, hayatlarına dokunduklarımı ve misafir olduklarımı hayal ettim. Bu bana coşku ve heyecan verdi. Tekrardan huzur içinde yatağıma dönüyorum. An’ın hakkını verdiğime eminim. Sabah çok harika uyanacağımı ve güne çok güzel başlayacağımı biliyorum.

Uyuyanlara selâm olsun!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ