Kendime Sığınmak / Dr.Metin Aycıl Yazıları…

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 20.04.2019
  • 601 kez okundu

BOŞLUK

Evren

Evrende bir boşluk

Boşlukta bir dünya

Dünyada bir ben

Bende karanlık bir boşluk

Mimarı sen…

                                   Innsbruck, 23 Ocak 1980, 00.10

Sözler, cümleler, dizeler ve söylenenler aynı olsa da, farklı zamanlarda; onlara yüklediğimiz anlamlara göre, farklı yerlere gidip, farklı sonuçlar doğurabiliyorlar.

Bu söylediğimi biraz ete kemiğe büründüreyim: Yukarıda paylaştığım satırları yazalı neredeyse kırk yıl olmuş. Yazma nedenim, okununca hemen anlaşılıyor herhalde; giden bir sevgilinin, biten bir aşkın ardından kaleme almışım. Muhtelif yazılarımda paylaştığım gibi, yazarak kendimi ifade edebildiğim için Allah’a şükrediyorum; anında geçmişimle bağ kurabiliyorum ve kendimi yaşsız hissediyorum. John C. Maxwell’in bir kitabında okuduğum şu cümle çok hoşuma gitmişti:

Potansiyelimiz Tanrı’nın bize armağanıdır, bizim onunla yaptıklarımız ise

bizim Tanrı’ya armağanımızdır.

Geçtiğimiz haftalarda kendimle sohbet ederken, ya da düşünürken -bana göre ikisi de aynı şey- boşluk yaşadığım bir süreçten geçtiğimi söylüyordum kendime. Nedenleri kısmen malûmdu benim içim; ancak süresini uzatmak da istemiyordum. Süreci ve sonuçlarını değerlendirip, bir an önce sahaya inmek istiyordum.

Benzer süreçleri eskiden de yaşardım, herhalde herkesin de benzer yaşamışlıkları vardır. Bu yazımla ayna tutabildiğim kimseler olursa mutlu olurum. Eskiden yaşadıklarımla, şimdi yaşadıklarım arasındaki temel fark; kendime karşı tutumumdur. Eskiden daha çok cezalandırıyordum kendimi, şimdi ise her hâlimle kucaklıyorum kendimi ve huzur duyuyorum. Şüphesiz, yılların bizlere kazandırdıkları bunlar.

Değerli bir psikiyatr olan rahmetli bir dostumun, aklımızdan hiç çıkartmamamızı istediği bir sloganı vardı. Sevgili Kardeşimi bir kez daha en kalbî hislerimle anıyorum. SSK derdi rahmetli; şu üç kelimenin baş harfleriydi SSK: Sevmek, Saymak, Korumak. “Kimi?” diye sorduğumuzda, “İçimizdeki çocuğu” derdi. Yukarıda; “her hâlimle kendimi kucaklıyorum” derken, bunu yerine getirdiğimi düşünüyorum.

Başlarken, ilk paragrafta “söylediklerimi ete kemiğe büründüreyim” dedim; ancak yarım kaldı: Boşluk yaşadığım süreçte, BOŞLUK dizeleri geldi aklıma. Kırk yıla yakın zaman önceki mimar malûmdu ve beni uykusuz bırakan gecelerin birinde, bunları yazmama neden olmuştu. Bu sefer dillendirdiğimde ise mimarı değiştirdim; ben oldum mimar! Görüldüğü gibi adres ve yüklenen anlam değişti. İçimdeki boşluğun sebebi bendim, başkası değil; çoğu kez de bu böyle değil mi?  Ne güzel söylüyor Budha:

Kurtuluşu kendi iradenizde arayın; zira insanı hapseden şeyler kendindedir.

Her hâlimle kendimi kucaklayabilmek; ancak kendimin mimarı ben olduğum zaman mümkün olabiliyor ve SSK hayat buluyor. Acaba tersi mi doğru? Sanki! Kendini kucaklayabilmek de bir tefekkür gerektiriyor bence; yani bu da bir mimarî bir süreç. İlginç bir diyalektik belki de?

Yazımın başlığı “Kendime Sığınmak”. Bu, kendimi kucaklamak ile eş anlamlı sayılabilir. Gerçekten de çok sıcak bir sığınak insanın kendisi; tabii kendimizin mimarı kendimiz isek. Kendimizin mimarı olamazsak, yarattığımız eser bizim olmaz ya da “biz” olmaz. Sığınmaya gittiğimizde ise, içerideki biz olmayız.

Her zaman ve her koşulda kendimizin mimarı olabilme dileğimle…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ