31 Mart-23 Haziran 2019 Seçimlerinin Önemi / Cevat Öneş Bodrum Gündem Yazıları…

Cevat Öneş
Cevat Öneş
  • 18.05.2019
  • 415 kez okundu

Türkiye Devlet olarak, toplum olarak, önemi ve hassasiyetleri, her geçen gün artmakta olan bir süreci yaşamaktadır. Siyasi, ekonomik, sosyal, sosyo-psikolojik gelişmeler ile bölgesel ve küresel sorunların etki/tepkilerinin yaratmakta olduğu, yaratabileceği sonuçlar, topyekûn bir durum değerlendirilmesi yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Millet iradesinin tecelli ettiği TBMM’nin öncülüğünde kurulan Cumhuriyet idaresi ve hayata geçirilen Kurucu Değerler Vizyonu, hedefleri, Türkiye’miz ve milletimiz için 20 nci yy.ın mucizesini yaratmıştır.

Kurtuluş savaşı ile emperyalist işgal güçlerinin yenilmesi, ülke bağımsızlığının kazanılması, Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesi sürecinin başlatılması, parlamenter sisteme geçiş, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü/dağılması üzerinde, çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin inşasının yolunu açmıştır. Kurucu önderin ve ilkelerinin Barışçı politikalarıyla, medeni dünya içinde yer alınması, halkçı ve insani değerlerin, ekonomik refahın yükseltilmesi için hayata geçirilen değiştirici/dönüştürücü reformlar, güçlü, saygınlık kazanan, yeni bir devletin ve Millet olabilen toplumun sağlam temellerini atmıştır.

14 Mayıs 1950 seçimleriyle çok partili demokratik sisteme geçişle, laik-sosyal-hukuk devleti ilkelerini özümsemiş kitlelerin yarattığı enerji, çeşitli engel ve sapmalara karşın, aşılmaz koruma duvarlarını da örebilmesi yönüyle önemlidir.

31 Mart 2019 Mahalli İdareler seçimleri, seçim süreci ve sonuçları bakımından, Türkiye demokrasisi için bir çeşit turnusol kâğıdı rolünü oynamıştır diyebiliriz. Öncelikle siyasi iktidar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için, muhalefet bakımından, ittifaklar ve toplumsal tepkiler yönleriyle, önemli nitelik değerlendirmeleri yapılmasına da fırsat vermiştir.

Mahalli bir seçim olayının, AKP iktidarı ve Cumhur İttifakı tarafından, genel seçim havasına, iktidar mücadelesine dönüştürülmesi, meselenin “Beka” algısına bağlanması ve kullanılan çirkin siyaset dili ve yöntemler, demokrasi kültürü, demokratik yaşam tarzı, ahlak ve etik değer yönleriyle, ortaya çıkan çok önemli eksikliklerin, yaratmakta olduğu/yaratabileceği riskleri/tehlikeleri göstermesi bakımından da önem kazanmıştır.

AKP’nin, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, Cumhur İttifakının, siyasi kadroları ve yandaş medyasıyla, tüm muhalefetin ötekileştirilmesi, kriminalize edilmesi çalışmalarının, kazandığı süreklilik, kimlik siyasetleriyle, uygulamalarının sonuçları, siyasi-ekonomik-sosyal-diplomatik gelişmeler içerisinde, risk ateşleyicileri olarak, tehditleri artırmıştır. İktidar olma, yönetme ve sorunları çözme sorumluluğu olan siyasetin, sadece “iktidar olabilme”, “çıkarların korunması” zihniyetiyle hareket edilmekte olduğu gerçeğinin tespiti karşısında, 31 Mart seçim sonuçlarıyla ortaya çıkan toplumsal uyanış, Cumhuriyetin kurucu değerleri öncülüğünde, yeniden toparlanışın işaretlerini vermesi bakımından,  hayati önemi haizdir. 23 Haziran seçimi sonuçları da, bu gelişmelerin teyidi yönünden, tüm yurtseverlere, demokratlara, barışseverlere görev/sorumluluklarının işaretlerini vermektedir.

Bu çerçeve içerisinde, konuyla bağlantılı olarak, önemli görülen bazı hususların özetle vurgulanması yararlı olabilecektir:

DEVLET YÖNETİMİNDE YETERSİZLİK

Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen AKP, temel sorunlarımızın çözümleri için, sahip olduğu kitlesel desteğin potansiyeli sebebiyle, yeni bir fırsat eşiği olarak değerlendirilebilmiştir. Küresel ekonominin katkıları, Ecevit Koalisyon Hükümetinden devir alınan ekonomi programına bağlılık ve AB uyum çalışmalarının yarattığı iklim sebebiyle siyasi ve ekonomik istikrar, gelişme dönemi (2002-2006) hariç AKP’nin Devlet yönetme, kurumsal yapılar oluşturma, siyasi-ekonomik-sosyal istikrarı sağlama, üreten ekonomiyi güçlendirme, yargı-güvenlik ve dış politika gibi her alanda, Devletin ve toplumun Yönetilememesi gibi yetersizliğinin, süreklilik kazanarak kronik hale geldiğini söyleyebiliriz.

Askeri ve bürokratik vesayet görüntülerinin kullanılarak Ergenekon, Balyoz ve türevleri davalarla, Yargı-Güvenlik-İdari uygulamalarıyla başlatılan süreçler, Kurucu Değerleri de hedef alan, Kurumsal Yapıları çökerten, Parti Devletine dönüşüm yolunu açan, tüketim ekonomisini geliştiren şartları hazırlamıştır.

FETÖ gerçeği, bu süreçlerde sonuçlarını yaratabilmiş ve 15 Temmuz hain darbesine teşebbüs edilebilme cesaretini gösterebilmişlerdir.

12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu ile başlatılan sistem/rejim değiştirme, Cumhur İttifakının kurulması çalışmalarıyla da, 1800’li yıllarda başlatılan Parlamenter Sistem, Demokratikleşme tecrübeleri potansiyelini hedef alarak, denetlenemeyen, hesap verebilirliği olmayan “Tek Adam” rejimine dönüşüm kapılarını açmıştır.

Parlamentonun devre dışı bırakılması, muhalefetin dışlanarak kriminalize edilmesi, siyasi-ekonomik-sosyal krizleri derinleştiren uygulamalar, çözüm üretemeyen, bir siyasal yapı ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini göstermektedir.

DIŞ POLİTİKA ÇIKMAZI

Ülkeler ve toplumlar; tarihsel gelişmelerin öğretilerini, siyasi-ekonomik-sosyal-teknolojik değişimlerin etkilerini, küresel ekonomi ve finansın, savunma-güvenlik-istihbaratın gerçekliğini okuyabilme kabiliyetleriyle, ulusal çıkarlarını koruma ve geliştirme modaliteleri yaratabilme becerilerine göre, imkân kabiliyetlere sahip olabilirler.

Türkiye’nin Kurucu Değerleri, bu gerçeklik üzerinde inşa edilmiş olup, muasır medeniyeti yakalama-geçme, çağdaşlaşma-bilimsellik, nitelikli demokratikleşme, barışçı, üreten, hak ve adalet ilkelerinin şekillendirdiği bir toplumsal yapı modelini benimsemiştir.

AKP emperyalist güçlerle mücadele görüntüsü verirken; emperyalizmin “ılımlı İslam”, “Türk-İslam Sentezi”, “Müslüman Kardeşler”, “Küreselleşme” gibi politikalarıyla birlikteliklerinin sonuçları, günümüzde İdlip’de ABD ile Rusya arasındaki, Brüksel’de AB çıkmaz sokağına sıkışmış bir görüntü vermektedir. Yakın komşu ülkelerle olan ilişkilerin durumu da, ülkemiz için olumsuz gelişmeleri davet edici şekilde gelişmeler göstermektedir.

Çağdaş demokratik dünyadan, değerlerden uzaklaşan ve demokrasi-hak-hukuk-güvenlik yapısını zayıflatmakta olan Türkiye’nin, dış tehditler karşısında, önemli sorunlarla karşı karşıya kalabileceğinin görülebilmesi önem kazanmaktadır. Ayrıca ülkenin yönetilememesinden ve nitelikli demokratikleşmeden uzaklaşılan bir yapıda, ortaya çıkan sorunların sebebi olarak, dış güçlerin gösterilerek, sorumluluklardan kurtulma çabalarından uzaklaşılması ihtiyacını da, bir gerçeklik olarak tespit etmeliyiz.

FETÖ-PKK-Radikal Hareketler

FETÖ, PKK, DHKPC, DEAŞ ve benzeri demokratik siyasi yelpaze dışına çıkan tüm örgüt ve hareketlerin yaratmakta oldukları ulusal/uluslararası sorunlar, önemlerini korumaya devam etmektedir. Ulusal, Bölgesel, Küresel çıkar mücadelelerinde araçsallaştırılabilen söz konusu örgütlerin yaratabilecekleri tahribatın derinliğini, ülkemizde ve yakın coğrafyamızda, en çarpıcı örnekleriyle, yaşayarak görmekteyiz.

Demokratik kurumsal yapılarını güçlendiremeyen, bağımsız-tarafsız yargı sistemine işlerlik kazandıramayan, hesap verilebilirlik- denetlene bilirlik işlevlerini gerçekleştiremeyen, hukukun üstünlüğünü sağlayamayan ve bilimsel gerçeklik üzerinde bir yönetim sistemi kurulamayan toplumsal yapılarda, yıkıcı-bölücü faaliyetler için uygun şartlar yaratılmakta olduğu gerçeği, Türkiye’nin de öncelikli meselelerindendir.

Kitleleri etkilemesi/yönlendirmesi bakımından, iç ve dış politika da, çıkar hesaplarıyla, bahse konu yapılardan, doğrudan/dolaylı, propaganda amaçlı yararlanabilme yöntemleri karşısında, tüm demokratların ve yurtseverlerin gösterebilecekleri duyarlılık hayati önemi haizdir. Demokratik muhalefetin, belirtilen unsurlarla bağlantı kurularak, yıpratılmaları gayretleri ise ülkede istikrarsızlık yaratılması yöntemlerinin en tehlikelisi olarak değerlendirilebilir. Bu sebeplerle, son günlerde; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na  Ankara- Çubuk’ta yapılmak istenilen linç girişimi, Türkiye içinde artan PKK eylemliliği, CHP adı kullanılarak TBMM’de gerçekleştirilmek istenilen DHKPC provokasyonu, üzerinde önemle durulması gereken gelişmelerdendir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) meşruiyeti bulunan bir siyasi parti olarak ve etkileyebildiği 5-6 milyon kitlesel tabanıyla, PKK’nın bu kitleyle bağlantılı etkileme gücüyle oluşan potansiyel ve enerji, devletin ve demokrasimizin gelişme dinamikleri bakımından öncelikli önemini korumaktadır. Orta Doğu’daki gelişmeler, PKK’nın silahlı mücadelesinin sürekliliği, emperyalist güçlerle kurulan ilişkilerinin niteliği ve Türkiye’ye olan etkileri dikkate alındığında, Türkiye siyasetlerinin yeni ve çözümleyici değerlendirmeler yapmaları ihtiyacı, acili yet kazanan, çok önemli bir ulusal meselemizdir. Nitelikli demokratikleşme, eşit vatandaşlık, hukukun üstünlüğünün şekillendirdiği zihniyet ve kurumsallaşma ile TBMM’de birlikte çözüm iradesi oluşturularak, milletimizin arzu ettiği Barış şartlarını gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğumuzu görebilmeliyiz.

SONUÇ

23 Haziran seçimi, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimini aşan bir anlam kazanmıştır. Cumhuriyet’e kurucu değerleriyle, nitelikli demokratikleşme yapısı kazandıran, insan ve toplum için refah, huzur, barış, adalet, özgürlük, güvenlik kapılarının açılabileceği, yeni bir sürecin başlangıcı olabilmesi için, ilgi ve destek yönünden çok önemlidir.

HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK”

“İYİ BAYRAMLAR”

Cevat Öneş

Bodrum 16 Mayıs 2019

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ