İstanbul’u Düşünelim…/ Ronald Karel Bodrum Gündem Yazıları…

Ronald Karel
Ronald Karel
  • 01.10.2019
  • 3.617 kez okundu

19 seneden beri bazı akademisyenler durmadan ‘’İstanbul’da 7.5 kuvvetinde deprem olacak, yüz binlerce insan hayatını kaybedecek, ekonomimiz mahvolacak, binalar yıkılacak” diyorlar.

Yok Almanlar “İstanbul yıkılacak” dedi, Fransızlar “İstanbul mahvolacak”, Japonlar “7.4 yakında”, gibi açıklamalar peş peşe geliyor.

Bu gibi cümleler sarf ederken biraz dikkat etmemiz lazım, diye düşünüyorum.

  1. Kocaeli depreminde 40.000’den fazla hayat kayboldu ve hala bunun travmasını taşıyan vatandaşlarımız var.
  2. Yapılan bu tahminlerin tam olarak bir bilimsel açıklaması yoktur. 100-200 sene önceye dayanarak yapılan ve hiçbir deprem ön sinyalini anlamadan böyle kamuoyunu korkutacak tahminlerde bulunmak bence yersizdir.
  3. Hükümetin derhal Büyük Millet Meclisinde bir kanun tasarısı hazırlayarak deprem tahmini yapılmasına karşı kanun çıkarılmasını talep ediyorum.
  4. Deprem tahmini yapabilmek için depremlerin yerini, kuvvetini ve zamanının bildirilmesi gerekir ve ayrıca bir tahminin ne gibi verilere dayanarak yapıldığının da açıklanması lazımdır. Eğer herhangi bir kurum veya şahıs, ben de dahil olmak üzere tabii ki böyle bir tahmin yapacaksa devletin bir kurumuna vermelidir. Çünkü iş çığırından çıktı.

Bunun en önemli sebebi şudur.

Bugünkü ‘deprem mekanizması anlayışı’ tahmin yapmaya hiç yeterli değildir.

Bu gibi tahminlere yer veren basının bir gün başı belaya girebilir. Bir vatandaşımız kalp krizi geçirebilir hatta intahar olayı bile vuku bulabilir. Neden her zaman aklımızın başına gelmesi için bir vukuat olması kazım?

26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul un batısında meydana gelen 5.7 kuvvetindeki depremden sonra yine her zaman olduğu gibi ortalık karıştı ve her akademisyen kendi bildiğini okudu.

Hemen konuya geçeyim. Size naçizane, hayatını deprem ön sinyallerine adayan bir araştırmacı olarak takdir ettiğim yer bilimcilerini takdim edeyim.

Prof.Dr. Celal Şengör’ü şahsen tanıdım ve evinde akşam yemeğinden sonra çalışma bürosunda sohbet ettik. Açıkça söyleyeyim ki kendisi bir dehadır.

Prof.Dr. Ahmet Övgün Ercan’ın büyük Bodrum depreminden sonra yaptığı açıklamaları son derece makul ve realist buldum ve kendilerini takdir ediyorum.

Prof.Dr. Üşümezsoyun İstanbul depremi hakkında yazdıklarına şapka çıkarıyorum. Devamlı gaz çıkan yerde 7.5 kuvvetinde deprem olmaz diyor yıllardan beri.  En fazla 6.0 olur diyor.. Bütün kalbimle destekliyorum.

İTÜ tarafından yapılan son açıklamada şöyle dendi. ‘’Son iki günde meydana gelen 4.6 ve 5.7 büyüklüğündeki iki depremin tam kilitli Kumburgaz fay segmentinin uç noktasında olması kritikliğine isaret etmektedir’’.

“Olması beklenen depremin üzerindeki segment”

“Marmara Fayı üzerinde depremsellik yönünden suskun olan (dolayısıyla kırılması beklenen ve ekteki Marmara denizi fay haritasında sismik boşluk olarak adlandırılan) bir ucu Silivri açıklarında ve diğer ucu da Avcılar’ın güneyi olan Kumburgaz fay segmentidir.”

“Deniz tabanında yapılan jeoloji, jeodezi ve sismoloji çalışmaları Kumburgaz fayının çok uzun bir süredir kırılmadığı, kilitli olduğu ve Marmara Denizi’nde olması beklenen depremin üzerinde olacağı düşünülen fay segmentidir.”

“Tam kilitli Kumburgaz hattının uç noktasında”.

“Son iki günde meydana gelen 4.6 ve 5.7 büyüklüğündeki iki depremin tam kilitli Kumburgaz fay segmentinin uç noktasında olması durumun kritikliğine işaret etmektedir.”

“Sismoloji verilerine dayanarak, söz konusu iki deprem ve bunların arasında gerçekleşen artçıların tamamının, aynı mekanik kırılma süreci kapsamında gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.”

Ve şöyle bitirdi; “Mevcut sismik aktivite dikkatle takip edilmeli” !

Tamamdır, söylenecek söz yoktur. İşte mütevazi bilimsel açıklama budur.

Şimdi geçmişte meydana gelen depremleri yayınlayalım. Evrimağacından yayınlanan bilgiler Kuzey Anadolu fayının nasıl doğudan batıya doğru bütük depremler meydana getirdiği ifade edilmekte.

1939 Erzincan Depremi – Büyüklük: 7.9

1939 yılında Kuzey Anadolu Fayı’nın en uç kısmında Erzincan depremi oldu. Depremin büyüklüğü 7.9 idi. Erzincan depremin merkezi olunca, haliyle Erzincan segmentindeki enerjinin büyük bir kısmı boşaldı.

Bu enerji nereye gitti dersiniz? Bu enerjinin bir kısmı titreşime dönüşerek dünyayı titretti ve uzaya saçıldı. Bir kısmı da, fay hattı doğu-batı yönünde burulduğu için, hemen batısındaki segmentte depolandı. Bu, Erzincan’ın batısı için felaket demekti. Yani kısacası segment üzerindeki enerjiyi tıpkı bir bayrak yarışı gibi hemen batısındaki segmente aktardı.

1942 Niksar Depremi – Büyüklük: 7.0

Aradan 3.5 yıl geçmişti ki Erzincan segmentinden aktarılan enerji hemen batıdaki Niksar segmentinde ortaya çıktı. Sene 1942, Niksar 7.0’lık bir depremle yerle bir oldu. Tabii Niksar segmenti de aynı bayrak oyununa devam etti ve elindeki enerjiyi hemen batısında bulunan Tosya-Ladik segmentine verdi.

1943 Tosya-Ladik Depremi – Büyüklük: 7.2

Niksar depreminin üzerinden bir yıl geçmiş, sene 1943 olmuştu. Tosya-Ladik arası 7.2’lik bir depremle sallandı. Bu segmentteki enerji de hemen batısındaki Gerede-Bolu segmentine aktarıldı.

1944 Bolu-Gerede Depremi – Büyüklük: 7.2

1944 senesinde Bolu-Gerede 7.2’lik bir depremle sallandı. Enerji yine her zamanki gibi batıya kaçtı. Çünkü Arap levhası, güzelim Anadolu’yu sürekli olarak batıya ittiriyordu.

1957 Bolu-Abant Depremi – Büyüklük: 7.1

Aradan 13 sene geçmişti ki Bolu-Gerede segmentinin hemen bitişiğindeki Bolu-Abant segmenti 1957 senesinde 7.1’lik bir büyüklükteki depremle kırıldı.

1967 Adapazarı Depremi – Büyüklük: 7.2

Takvimler 1967 senesini gösterdiğinde tıpkı bir tsunami gibi ilerleyen deprem fırtınası Adapazarı’nda ortaya çıktı. Adapazarı 7.2’lik bir depremle yıkıldı.

1999 İzmit Depremi – Büyüklük: 7.4

Yine uzun yıllar deprem olmadı. Deprem İzmit segmentini 1999 senesinde 7.4’lük bir depremle yerle bir etti. Bu kısmı zaten hepimiz biliyoruz ve acısını halen içimizde yaşıyoruz.

Bunlar genel tektonik bilgilerdir ve bu bilgilerle hiçbir zaman depremlerin yeri, zamanı ve kuvveti bilinemez. Sismologlar ve jeologlar bunu çok iyi biliyorlar. Bir bilim dalı eğer kendi görevini yerine getiremiyorsa o zaman başka disiplinlerden yardım almalıdır. Bu son derece basit bir düşünce tarzıdır. Hatta eğer bu başka disiplinler belli başlı adımlar atmışlarsa, bu çalışmaları dinlememek, elinin tersiyle geri çevirmek insanlığa karşı işlenen bir suçtur.

Depremler hakkında çok güzel bir tanıtım yapan lakin ön sinyallerden hiç bahsetmeyen evrimağacı web sitesinin linki aşağıdadır.

https://evrimagaci.org/beklenen-buyuk-istanbul-depremi-nedir-neden-nasil-nerede-ve-ne-zaman-yasanmasi-beklenmektedir-13

TMMOB: İstanbul Depreme Hazır Değil, Afet Kültürümüz Yok.

İstanbul Silivri açıklarında, 5.8 büyüklüğünde meydana gelen deprem İstanbullulara deprem gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), “İstanbul Depremi ve Beklenen Tehlikeler” konulu bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, İstanbul’un depreme hazır olmadığı gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıktı.

1999 depreminden sonra aradan 20 yıla yakın zaman geçti. Sonra makale şöyle devam ediyor.

Toplantıda, ulaşım yapıları ve köprülerin, dolgu alanlarının, tarihi eserlerin depremde vereceği tepkinin bilinmemesi, kentsel dönüşüm projelerindeki yanlışlıklar, su taşkınlarında yetersizliği açığa çıkan altyapı sorunları, dere yataklarını yerleşime açan imar uygulamaları, imar afları, afet sonrası çalışmaların taşıdığı soru işaretleri ve deprem bilincinin yeterince yaratılamaması, İstanbul`un tahmin edilenden öte yıkıcı bir etki altına gireceği aktarıldı.

Prof.Dr. Mikdat Kadıoğlu Deprem Seferberliği Hazırladı.

İTÜ Meteoroloji Bölümü öğretim üyesi, afet bilimci Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, yetkililere ‘deprem seferberliği’ ilan etme çağrısı yaparken, konuya ilişkin imza kampanyası başlattı. Kadıoğlu’nun kampanyası 4 saatte neredeyse 60 bin kişi tarafından imzalandı.

Kadıoğlu; “1509’da bir parçası üzerinde deprem oldu, buna ‘küçük kıyamet’ denilmiş. Her 100 kişiden 5’i ölmüş… Şu anda ise nüfus yoğunluğu itibariyle depremin bugün tekrarlanması halinde ne canlar gideceği hesaplanamaz ama büyük bir kıyamet işareti gözüküyor” derken, seferberlik dahilinde neler yapılması gerektiğini de anlattı.

Kadıoğlu, change.org’da başlattığı ‘Deprem Seferberliği İlan Edilsin’ kampanyasını şu ifadelerle açıkladı:

“Ben Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, iki şapkam var, meteoroloji uzmanlığı, biri de afet yönetimi uzmanlığı. Yıllardır Marmara Depremi üzerine çalışan bir afet yönetimi uzmanı olarak bu konuda yetkilileri ve herkesi uyarma sorumluluğunu hissediyorum. Bu kampanyayla yetkilileri acilen DEPREM SEFERBERLİĞİ ilan etmeye çağırıyorum. İstanbul’da er ya da geç büyük bir deprem olacağını biliyoruz. Gündelik işler arasında bu deprem için bir hazırlık yapamayız. Depremden en az zararla çıkabilmek için, hazırlık çalışmalarını bir seferberlik halinde yürütmemiz gerekiyor. Bu konu her depremde gündem olup sonra unutulmaya bırakılacak basit bir konu değil.” 

Silivri’de DOHAD’ın Yer İstasyonuna Yerleştirdiğimiz Sensörlerin Durumu

Dokuz Eylül Üniversitesinde kurulması planlanan tamamen bize ait olması gereken yer istasyonumuz üniversitedeki istikrarsızlık nedeniyle, yani devamlı yapılan üst düzeydeki atamalar yüzünden gerçekleşememişti. Ben kendileriyle çok iyi irtibat kurdum ve bugün de devam ediyorum.

Bunun üzerine Fuat Agalday’ın izniyle Silivrideki DOHAD yer istasyonuna bizim bazı sensörleri yerleştirmiştik. Lakin 2 sene kadar deprem meydana gelmedi. Galiba altı ay civarı öncesi de data alamamaya başlandı. Zaten iki veya üç ay önce artık yer istasyonların data vermedikleri Facebook’ta gündeme gelmişti. Ayrıca biz GeoCosmo olarak son bir yılda yeni sensörler bulduk, eskilerini güncelleştirdik. İşte bu yüzden bana hiçbir data ulaşmadı.

Ayrıca uzaktan da olsa tanıdığım bir araştırmacı da istasyonlarını kapatmış diye duydum ve ona da çok üzüldüm. Bu gibi istasyonların devamlı bakıma ve update edilmesine ihtiyaç vardır. Unutmayalım çok yıllar önce TÜBİTAK’ta bir akademisyen arkadaşımız birçok istasyon kurmuştu, radon ve kuyu suları üzerine, lakin bakımsızlıktan ve sadece iki ön sinyal almaları nedeniyle proje de başarısız olmuştu.

Proje yapmak ve denemek çok güzel şeylerdir. Bilim ancak hayal ettiğiniz ve hayalinizin arkasından bilimsel veriler toplamak için koştuğunuz zaman ilerler, bugünkü bilim yarınki teknolojidir derler. Çok doğrudur. Hele ki deprem konusu daha hiç ama hiç çözülememiş bir konudur.

Deprem olmadan önce onlarca ön sinyal meydana gelmektedir. Artık bunların %90’ı biliniyor. Yeter ki büyük bir azim ve istikrarla bu deprem lanetini çözebilmek için mücadele edelim.

Başaramadık mı ?

Yine deneriz.

Yine olmadı mı?

Yine deneriz.

Yine deneriz ama aynı hataları yapmadan.

Ölümüne çalışırız. Tokat yeriz ama devam ederiz, ta ki bir gün başardığımız zaman yediğimiz tokadı yumrukla telafi edene kadar. O yumruk ise ‘’başarı’’ dır ve mecazi anlamdadır. Zaten o tokatları atanların yüzleri kızaracaktır.

Bugün daha ne güneş patlamalarının dünyaya etkisi tam olarak bilinmekte, ne küresel ısınma veya iklim değişikliğinin tam nedeni bilinmekte, depremler konusu da hiç bilinmemektedir.

Buradan yer bilimlerindeki gençlere hitap ediyorum. Artık istikbal sizindir ve unutmayın ki bilim ve araştırmada ön yargı yoktur. Bilinmeyen bir tabiat olayını muhakkak araştırın ve her araştırma yapan amatör olsun profesyonel olsun şahıs ve kurumlar olsun onlara hürmet gösterin..

Gençler;

Dünyadaki bütün büyük buluşlar bireyseldir ve azim, istikrar ve inançla bulunmuşlardır.

Bari sizler şu basit cümlelerden kurtulun.. Olmaz.. Bilimsel değilMakale yok..

Şimdi Gelelim Geocosmo’nun Çalışmalarına

Artık bu makaleyi okuyan herkes benim iyonize bulut çalışmalarımı biliyor ve bu yüzden direk konuya giriyorum.

Her şey 2009 senesinden itibaren NASA Ames’teki laboratuarlarda gerçekleşen deneylerle başladı ve deneylerden şu sonuç alınmıştı.

Tektonik güçler yeryüzündeki levhaları veya levha parçalarını birbirlerine ittikçe, kayaların bazı kısımlarında stres oluşturuyor. Bu itmeler eğer sabit hızda olursa, stres doğrusal olmayan şekilde artıyor; yani bir yerden sonra aşırı derecede artıp depreme sebep oluyor. Fakat depremi oluşturan bu geri dönüşümü olmayan noktaya gelinmeden önce, kayaların stres altındaki yerlerinde “positive hole charge carrier” denilen, kayaların içinde rahatça dağılabilen elektronik şarjlar ortaya çıkıyor.*

* (“positive hole”, elektronların eksilmesi ile oluşuyor. Elektron eksikliği, eklenmiş bir pozitif şarj ile aynı etkiyi yapıyor ve bu “delikler” elektrik alanlarında pozitif şarjlar gibi davranıyor).

Bu parçalar yüzeye geliyor ve yer yüzeyinde çok yüksek elektrik alanı oluşturuyorlar. Bu yüksek elektrik alanlarının yüksek voltaj yüklü alanlar ile aynı olmadığını belirtmek lazım.

Çünkü elektrik alanını hesaplamak için, voltajı uzaklığa bölmek gerekiyor. Voltaj sadece birkaç volt olsa bile, uzaklık kısa olursa (mesela birkaç nanometre kadar), oluşan elektrik alanı santimetre başına bir milyon volta eşit oluyor. Bu miktar, havanın yeryüzüne elektron vererek iyonize olmasını sağlamak için yeterli bir miktar. Pozitif yüklü iyonlar havaya karışıyor ve sürüklenerek veya konveksiyon ile atmosferde yukarıya çıkıyor. Bu iyonlardan her birinin üzerinde bir su taneciği yoğunlaşabilir. Fay hattı üzerinde bulutların oluşup oluşmayacağını, nerede ve ne zaman oluşacağını belirleyen çok önemli bir kriter, havanın yüksekliğe bağlı olarak nemi ve sıcaklığıdır.

İyonize deprem bulutlarının meydana gelebilmesi için rutubet-nem şarttır. Yoksa 6.0 kuvvetindeki bir deprem dahi deprem bulutları yapmayabilir. İkinci önemli husus da depremin merkezi en aşağı 25 km civarı olabilmeli ki bozuk elektronlar yeryüzüne çıkabilsinler.

Dünyada on seneden fazla bir süredir çeşitli ülkelerdeki bilimadamları, amatör araştırmacılar deprem ön sinyallerini araştırmaya başladılar. Lakin bütün bu araştırmalar bir veya iki parametre üzerinden yapıldı ve bir de elde edilen bazı pozitif sonuçlar sadece istatistiksel sonuçlar olduğu için jeologlar ve sismologlar başta olmak üzere Yer Bilimleri ellerinin tersiyle ittiler.

GeoCosmo olarak, tekrar yazıyorum 15 adet gibi deprem ön sinyallerini keşfettik, o sinyallerdeki dataları nasıl toplayacağımızı aşağı yukarı 6 aydan beri biliyoruz. Üstelik yaptığımız deneylerde bu ön sinyalleri meydana gelme sebebini de bulduğumuza kuvvetle inanıyoruz.

Aşağıdaki tabloyu ben çizdim ve 2014 yılında NASA’ya davet edilip konuşma yaptım. Bu posteri de yayınlamıştım. Konuşmam sadece iyonize bulutlar üzerineydi.

Yukarıdaki tabloda olabilecek deprem ön sinyallerini gösterdim ve bu sinyalleri yer yüzünde nasıl elde edebileceğimizi, ayrıca hangi uydulara ihtiyacımız olacağını gösteriyorum. Bugün 2019 yılında tablo daha da ilerledi, yeni sensörler bulduk ve yeni uydular ilave ettik.

Bu projenin bir kısmını Ocak 2019 da Avrupa Komisyonuna gönderdim, ve komisyon 6 Şubat 2019 tarihinde yayınladı. İşte link;

https://ec.europa.eu/eipp/desktop/en/projects/project-10604.html

EBAN, büyük bir yatırımcılar gurubu, 25-26 Kasım da Brüksel’de  çok güzel projeleri inceleyip ve seçtikleri kurumları ve araştırmacıları çağırıp teke tek konuşup büyük meblağ verecekmiş.

Avrupa Komisyonu ile ortak olan EBAN’a benim proje sunulmuş onlar da “olur” demişler ama daha resmi cevap gelmedi, galiba Ekim sonuna doğru gelecek.

Avrupa Komisyonundan bir yetkili benimle temasa geçip projemi kendileri göndereceği için EBAN ile irtibata geçmemin yersiz olduğunu belirtti.

Pozitif cevap gelirse 25 Kasım’da Brüksel’de Avrupa Komisyonu’nda EBAN’daki büyük yatırımcılarla teke tek konuşacağım. Oradaki şansım düşük olmasına rağmen. Lakin ben EBAN’a kendim müracaat etmedim. Avrupa Komisyonu sunduğu için diğerlerine göre biraz daha şansım var gibime geliyor. En önemlisi bu konuda benden başka rakip yok. Komisyon gerçekten bana yardım etti ve projenin bazı yerlerini değiştirmemi istedi ve ben de değiştirdim.

Yeter ki yatırımcılara geri dönüşü çok iyi izah edebileyim. Avrupa Komisyonu’na sunduğum projenin değeri 8.5 milyon Euro’dur ve 6 ülkeyi kapsamaktadır.

Projemiz

Şimdi herkesin anlayabileceği dilden yazıyorum.

Yazılıp, çizilen ve Alaska’nın Kodiak şehrinde NASA’dan Patrick Hogan ve astronot Ron Fortunato ve Worldbridge gençleriyle tatbik edilen projenin yapılış şekli aşağıdadır.

Bizler deprem olmadan önce yer altında stres başlar başlamaz ön sinyal toplamaya başlıyoruz. Bu toplama hem yer istasyon verileriyle hem de uydu verileriyle iki yönden oluyor.

Bu veriler Azur Cloud’da toplanıyorlar ve sismik olmayan sinyaller arındırılıyor.

Daha sonra Data Storage denilen bölüme gönderiliyorlar ve oradan da Forecast yani Kestirim bölümüne gönderiliyorlar.

Deprem Kestirim bölümünde duvarlarda bulunan monitörlerin bir tanesi canlı deprem monitörüdür. Başka bir ekran ise ayrıca bütün dünyadaki depremleri gösteriyor.

Diğer monitörler ise bizim gerek yer istasyonlarından gerekse uydulardan topladığımız dataları gösteriyorlar…

Mühim olan bu iki olay arasında bağı kurmaktır. Yani depremlerle ön sinyaller arasındaki ilişkiyi ispatlamakıir. İşte çok kısaca GeoCosmo nun projesi budur.

Şimdi daha da ileri gidelim. Biz ufak bir araştırmacı gurup olarak güneşte sunspot açıldığı zaman, yani 700.000 Km’lik delik açıldığı zaman dünyamıza yaptığı olası bir tesir-etki üzerinde çalışıyoruz. Hatta daha güneş fırtınası dünyamızda jeomanyetik fırtına yapmadan (saniyede 700 km hız gibi) kutuplarda ve zaten hassas olan faylarda genel olarak 6.0 civarında depremler meydana geliyor. Zaten ben “ronald nicolas karel” instagram da herkesle açık açık paylaşıyorum. Herkes biliyor ki 6.0 civarı depremler sunspottan sonra %75 genel olarak tutuyor diye. Lakin iyi takip etmek lazım yazdıklarımı. Güneş sakin olduğu zaman depremler de ya duruyorlar ya da azalıyorlar veya başka kuvvette meydana geliyorlar.

Dr. Freund ve ekibine göre güneş-dünya ilişkisinde bu güneş etkileri “gravity” yani yer çekimine tesir ediyor.

Demek ki benim burada yapacağım iş, stres başlamadan önce yer kabuğunda ne gibi hareketlerin meydana gelmesini bulmak?

Bu konuya açıklık getirebilmek için Avustralya modelini tatbik etmek istiyorum. O model nedir?

AuScope programının bir parçası olarak, Avustralya kıtasının tamamında ve Avustralya’nın birçok ada bölgesinde, sürekli çalışan 100’den fazla uydu alıcısı yerleştirildi. Sensörler, ABD GPS uyduları, Rus GLONAS sistemi, Çin Beidou sistemi, Japonya’nın QZSS ve Avrupa Birliği’nin Galileo sistemi dahil olmak üzere küresel navigasyon uydu sistemlerini (GNSS) izliyor.

Bu izleme verisi bilim insanlarına, sensörler için son derece hassas yerleri ve bu konumların zaman içinde nasıl değiştiğini (tektonik plakalar hareket ettikçe) belirlemesini sağlar. Veriler ayrıca Uluslararası GNSS Hizmetini ve çok çeşitli diğer uygulamaları desteklemektedir.

Sensörlerin kendileri ilkel – doğrudan ana kayaya bağlı kısa bir beton direk üzerine basit görünümlü bir cihaz. Yine de etkileyici görünümlerinden daha küçük görünmelerine rağmen, ama topluca topladıkları veriler inanılmaz değildir.

Uydulardaki sensörlerden gelen sürekli veri akışı, bilim adamlarının Avustralya kıtasal levhasının hareketlerini milimetre hassasiyetle izleyebildiği, yılda yaklaşık 7 santimetre hızında kaçınılmaz şekilde kuzeye doğru kaydığı için gerçek zamanlı olarak izleyebileceği anlamına geliyor.

Şimdi diyebilirsiniz ki, bunun depremlerin tahminiyle alakası nedir?

Eh, her bir sensörün hareket hızını diğer sensörlere göre karşılaştırarak bilim adamları plakanın hangi alanlarının diğerlerinden daha hızlı hareket ettiğini görebilirler. Plakanın hareketlerinde “çarpıklıklar” tespit ederek bunu stresi ve gerinmenin nerede birikebileceğini bulmak için kullanabilirler. Stres kayalar üzerine uygulanan kuvvettir ve gerilme gerilmeye cevaben kayaların deformasyonudur. Bu faktörlerin izlenmesi, bir depremin oluşabileceği yerler hakkında ipuçları sağlayabilir. Ve gerginlik birikimi için kritik noktanın ne olabileceğini henüz bilmemiş olmalarına rağmen, bir deprem olmadan önce kabuğun ne kadar gerginleşebileceğini, bu tür temel veriler gezegenimizin nasıl çalıştığının tüm resmini bir araya getirmek için esastır.

Her neyse bu proje 5-6 yıldan beri devam ediyor ve ben de Şubat’tan beri GeoCosmo’nun başkanı olarak bizim projemize dahil etmeye karar verdim. Çünkü yukarıdaki proje bizimkini inanılmaz şekilde tamamlıyor.

Yani böylelikle hem ‘güneş rüzgarları – dünya’ ilişkisini biraz daha aydınlatmış olabileceğiz, hem uydulardan plakaların ve hatta fayların kaymalarını görebileceğiz hem de bizim çalıştığımızı bölgede olası bir stresi de tahmin edebileceğiz, yani bir taşla iki veya üç kuş vurma meselesi olacaktır.

Pekiyi bu projeyi gerçekleştirmek kolay mı?

Tabii ki hayır. Çünkü ilk başta yazdıklarımın anlaşılması lazım. Biz o kadar çok vizyonu olan bir ülke değiliz. Çok yazık ama bu böyle, daha çok memur zihniyetiyle bilim yapmaya çalışan bir ülkeyiz. Zaten bu makaleyi anlayıp ve sadece ‘’hımmm belki’’ diyen bilim adamları olursa ben mutluluktan uçacağım.

Yurdumuzun her bölgesi çok önemlidir, Marmara bölgesinde olabilecek büyük bir deprem insan hayatı dışında ekonomimizi çökertebilir. Yukardaki tabloya uydu verileri eklenmeli, Avustralya modeli gibi yer altı hareketlerini takip etmeliyiz ki hem uluslararası camiada önem kazanalım, hem en önemlisi hayat kurtaralım, Budapeşte’ye yerleştirilen pek işe yaramayan Erken Uyarı sisteminden çok daha işe yarayacak olan yani 3-7 gün önce haber verebilecek bir sistemle yüzlerce önlemler alabilelim. Türk malı IP ve patentlere sahip olabilmek için yeter ki biraz cesur olalım…

Sonuç

Bugünkü şartlarla depremler tahmin edilemezler, tekrar yazıyorum bugünkü Deprem Mekanizması anlayışı çok zayıftır ve içerisi yeteri kadar toplu değildir.

“YER BİLİMCİLERİ DEPREMLER TAHMİN EDİLEMEZ DİYOR.”

BEN DE “DEPREMLER TAHMİN EDİLEMEZ” LAKİN “EĞER ÖN SİNYALLER DOĞRU DÜRÜST İNCELENiR İSE TAHMİN EDİLEBİLİR DİYORUM”

Artık yurt dışında son iki yıldır olduğu gibi ülkemde de bazı aklı başında yer bilimcileri bizimle beraber oturup konuşmaya başlasınlar. Zamanı geldi ve geçti bile. Beraber çalışmak demek, başlamak demektir ve başarımızın yarısı olmuştur demektir. Koyun kenara gururunuzu, akademisyen titrinizi, kendiniz olun, alçak gönüllü olun ki onlarca sene sonra önce tarih ve sonra torunlarınız sizleri yargılamasın.

Benimle MOİ imzalayan akademisyenler de var, merak etmeyin krediniz azalmayacak.

Bilimsel araştırma yapmak ayıp değildir, bilinmeyeni araştırmak suç değildir, bilimde ‘olmaz’ diye bir kelime yoktur. Bilimin, sınırı ve dili yoktur. Lütfen sizler de görüyorsunuz ki olmuyor.. USGS ve meşhur Japon sismologlar da bunu anlıyorlar, arkadaşım…

İnsan hayatı kurtaracak bir bilimsel projeye ön yargılı davranıp negatif gözle bakmak ve hatta mani olmak insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Bunu USGS birkaç sene önce yaptı.

Bu makaleyi buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim. İnşallah ülkemde önce insan hayatı, sonra devletin menfaatine önem veren birkaç kurum veya üniversite benimle irtibata geçerler. Yoksa yakın bir tarihte bu projeyi yabancı bir bölgede tam olarak uygularsak gerçekten “Türkiye bilimde tarih yazsın” sloganım ve bütün çabalarım boşa gider.

LÜTFEN BANA İSTANBUL DA NE ZAMAN DEPREM OLACAK SORUSUNU SORMAYINIZ…

Anlayışınız için çok teşekkür ederim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. beyza dedi ki:

    istasyonu kurduktan sonra güncellemeyi kimler kontrol ediyorlar Ronald hocam? Sonucta kurulan istasyon sonrasında kapatılıyorsa bu da hiçbirsey bize vermez malesef.

  2. ronald karel dedi ki:

    Aynen öyle, bütün tedbirler hazır ve bütçeye dahil edildi.. Hangi ülkede olursa olsun A dan Z ye kadar proje hazır.. Güzel bir soruydu teşekkür ederim

    1. Beyza dedi ki:

      Cevap icin ben tesekkur ederim. Biranevvel bu istasyonlari aktive etmeleri temennimiz.

  3. nur dedi ki:

    Emin olun Sayın Karel,istediğiniz desteği sağlamak için tüm güçlerimizi birleştiririz halk olarak…Siz lütfen yeter ki,bu projeyi en etkili şekilde duyurun.

  4. umur dedi ki:

    hocam bu saydığınız ön işaretleri izleyen, ölçeklendiren bilim adamları bunları kamuya açık olarak paylaşmakta mıdır, yada bu bilgilere ulaşım imkanınız var mıdır? bu kadar veriyi tahlil edecek ekipman ve personel, projenize o bahsettiğiniz yatırımcılar destek verdi mi?

YORUM YAZ