enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

HAMDİ TOPÇUOĞLU

Hamdi TOPÇUOĞLU 1950’de Muğla Yatağan Şahinler Köyü’nde doğdu. Eğitimini Şahinler Köyü İlkokulu, Gönen Öğretmen İlköğretmen Okulu, Erzurum Eğitim Enstitüsü ve Anadolu Üniversitesinde gerçekleştirdi. Ortaokul ve liselerde Türkçe edebiyat öğretmeni, Afyon Eğitim Enstitüsü, Buca Eğitim Enstitüsü/ Fakültesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1985-91 yılları arasında Belçika’da göçmen eğitimleri konusunda eğitim koordinatörü olarak görev yaptı. Belçika’da Flaman Bölgesinde Yetişkinler Eğitimi ( 1990) ve İlköğretim 6 - 7.ve 8. sınıflarda Toplum Bilgisi Dersi Aracılığıyla Türkçe kitaplarını hazırladı. Yazın yaşamına dergilerde şiir ve öyküler yayımlayarak başlayan Hamdi Topçuoğlu, 1981’de Acemi Yaz şiiriyle Hürriyet Gösteri Edebiyat dergisinin açtığı yarışmada 3.lük aldı. İlk şiirlerini 1987’de Gökyüzü Kalbim adıyla kitaplaştırdı. Belçika’da çalıştığı dönemlerde oğluna yazdığı mektupların seçkisi; Seni Sevgiye Emanet Ediyorum (1999) Bilgi Yayınevi; Tema Destekli Anadili Eğitimi – Kuram ve İşleyiş kitabıyla Tema Destekli Türkçe (İlköğretim 6. sınıflar) adlı kitabı adlı kitapları 2004’ te Nobel Yayın Dağıtım tarafından yayımlandı. İzmir Amerikan Lisesinden öğrencileriyle gerçekleştirdikleri mektuplaşmaları Genç Mektuplar (Babil Yayıncılık -2004) adıyla kitaplaştırdı. Kariyon Şiirleri (Nobel Yayınevi, 2008), Karya’dan İyonya’ya – Güneşli Yağmurlar Ülkesi (Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2012, Gezi -Deneme), Bodrumlu Çiftçi Diplomat – Ömer Aras (Era Yatçılık, 2012, Biyografi), Şehre Kaçış (Bilgi Yayınevi, 2013, Gençlik Romanı), Kirpinin Dansı (Arkeoege Yayınları, 2014, Deneme - Eleştiri). Billursular (Nobel Yayınevi, 2016, Şiir), Ahtapot Mori ( Yitik Ülke – Çocuklar için öyküler), Atatürk’ün Dil Çalışmaları ( Toplumsal Yayınevi- Araştırma- inceleme) son dönemde okurlarla buluşan kitaplarıdır. Topçuoğlu, “ Tuinwijk’i Anlatır Hikâyat” ırmak şiiriyle Maden Mühendisleri Odasının 2014 yılı Madenci Edebiyatı Ödülünü, Kirpinin Dansı eseriyle de 2016 yılı Vedat Günyol Deneme Özel Ödülünü, Atatürk’ün Dil Çalışmaları adlı eseriyle Söylem Filoloji Dergisinin 2018 Yılı Dil Ödülünü aldı. Müzikle de yakından ilgilenen Hamdi Topçuoğlu’nun şarkı formunda yirmiden fazla bestesi vardır.

Uzlaşı Olmadan Asla…/ Hamdi Topçuoğlu Bodrum Gündem Yazıları

Çok değerli bir dostum, sabah sabah sosyal paylaşım sayfama Martin Luther King’in: “İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler; çünkü birbirlerinden korkarlar; Birbirlerinden korkarlar; çünkü birbirlerini tanımazlar. Birbirlerini tanımazlar; çünkü iletişim kurmazlar. İletişim kurmazlar; çünkü sınıflara ayrılmışlardır…” sözünü yazmış.

Bu söze göre nefretin kaynağının korku olduğunu söylemeliyiz. Bu her koşulda geçerli midir? Hayır. Ancak iletişimsizliğin nefret, dışlama ve ayrımcılık gibi insanlık suçlarına yol açtığını söylemek yanlış olmasa gerek.

Uzlaşı, yığınları, topluma dönüştüren en önemli değerlerden biridir. Siz hiç nefreti varlığının temeli yapmış bir toplumdan söz edebilir misiniz?

Özdemir İnce bir yazısında anlatmıştı. Olay bir uçak yolculuğunda geçiyor.

“Birden karnım acıktı. Çantamı açtım, bir sandviç çıkardım. Tam ağzıma götürüyordum ki biri omzuma dokundu. Baktım Vassilis Alexakis.

– Başka sandvicin var mı, diye sordu.

Yoktu. Sandviçi ikiye bölüp yarısını Vassilis’e verdim. Vassilis:

“Bak Özdemir, nasıl anlaşıp uzlaşıyoruz. Sandviçini benimle paylaştın. Şu Kıbrıs işini, karasuları, kıta sahanlığı, fır hattı sorunlarını da böyle halletsek ya!” dedi.

“Neden olmasın,” dedim, “anlaşıp uzlaşabiliriz. Ama sandviçin parasını ben verdim ve seninle paylaştım! Uzlaşmacı mı yoksa enayi mi sayılırım?”

Yalnız Alexakis’in değil bizim de uzlaşıdan anladığımız genellikle bu. Kendi çıkarlarımız vazgeçilmez, inançlarımız eşsiz, düşüncelerimiz mutlak doğru.

Hacettepe Üniversitesinin Beytepe girişindeki heykelin altında Latince bir deyim yazılıdır: “Timeo Hominem Unius Libri”. Yani “Tek kitaplı insandan sakınınız.”

Biliyorum, eli mercekli bazıları “Ne demek, bir insanın kaç kitabı olabilir ki?” dedi bile. Oysa o söz, üniversitenin çoğulcu düşünce yapısını anlatır. Çünkü “üniversite”, her şeyin incelendiği, araştırıldığı, sorgulandığı, tartışıldığı, hiçbir şeyin ezbere kabul edilmediği yerdir. Buralarda kendisinden olmayana saygı, kendisi gibi inanmayana hoşgörü, azınlığı koruma, karşıtlara tahammül, katlanma bir yaşam biçimine dönüştürülür. Tüm bunlar uzlaşı kültürü için gerekli değerlerdir.

Uzlaşı, ne hoşgörü, ne anlaşmadır. Bir pazarlık sonunda varılan nokta da uzlaşma değildir. Çünkü pazarlıklarda muhataptan daha çok kazanma tutumu vardır. Taraflardan birini ortadan kaldıran; hatta kendisine bağımlı kılan dayatmalarda da uzlaşı yoktur.

Uzlaşma, tarafların, bir arada olma/yaşama koşullarını irdeleyip bunlardan bir kısmını veya tamamını değiştirmenin kendi çıkarları açısından gerekli olduğuna ikna olmalarıdır.

Demokrasi başlı başına bir uzlaşı rejimidir. Ancak demokrasinin nimetlerinden yararlanarak elde edilen gücün, bir dayatma aracına dönüştürülmesinde uzlaşı kültüründen eser aramak boşunadır.

Ben karamsar, kötümser, kör ve sağır olabilirim. Siz, içte ve dışta içine düştüğümüz bu kaostan çıkmak için bize birazcık da olsa umut saçan bir uzlaşı ışığı görüyor musunuz?

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.