Devrimci Namık Kemal’in Vatan ve Hürriyet Mücadelesi / İsmail Bozkurt Bodrum Gündem yazıları…

  • 06.03.2020
  • 1.063 kez okundu

İsmail BOZKURT / Bodrum Gündem

Namık Kemal 1840 yılında Tekirdağ’ında doğdu. Babası Mustafa Asım Bey sarayda mütercim başı olarak çalışıyordu. Annesi Zehra Hanım Farsça bilen kültürlü bir hanımdır. Namık Kemal annesini 1848 kayıp ettiği zaman sekiz yaşındadır. N. Kemal soy olarak Osmanlı Devletine özgün hizmet veren aydın bir aileye sahiptir. Ailesinde çok sayıda şair, komutan, sanatçı, sekiz ayrı vezir ve iki Sadrazam bulunmaktadır.[1]  Bu durum Namık Kemal’e iyi bir eğitim almasını ve imparatorluğun bütün sorunlarını yakından tanıma fırsatını verir. Babasının ölümünden sonra, çocukluk ve gençlik yılları dedesi Abdüllatif Paşanın yanında geçer. Dedesi eğitimi ile yakından ilgilenirler. Namık Kemal’in kişisel yaşamında, Saltanatın mutlakıyet yönetimine karşın II. Meşrutiyet dönemi ile birlikte vatan, hürriyet ve özgürlük mücadelesinin öncüsü, devrimci lideridir.

Dedesi Abdüllatif Paşa Namık Kemali tam bir Osmanlı aydını gibi yetiştirilmesinde çok etkin olmuştur.  Namık Kemal kısa zamanda üne kavuşur. Günlük çalışmaların yansıra Tasavvuf felsefesinin şiirlerinden, Nefi ve Baki divanlarını inceler.

Namık Kemal İstanbul’a dönüşünde, Saraya ve Babıali’ye memur yetiştiren “Tercüme odasında” 1865’de kâtip görevine başlar. Tercüme odası, o dönem Osmanlı Devletinde birçok hariciye ve devlet adamının yetiştirilmesini sağlayan özel bir merkezdir. Burada imparatorluğun en önemli müderrisleri ve aydınları bulunmaktadır. Tercüme Odası o dönemde eğitim içeriğinde devletin her sorunun tartışılıp görüşüldüğü bir alandır. Burada eğitime katılanların tarihi gerçeklilik içeresinde, Osmanlı Devletine karşı dayatılan kapitülasyon sömürü sisteminin temsilcileri olan İngiltere, Fransa, Rusya’ya karmaşık etkileri açık olarak görülmektedir.

Namık Kemal büyük dedesi Abdül latif Paşanın memuriyeti nedeniyle imparatorluğun birçok yerini görmüştü, gözlemlerinde halkın ne kadar yoksul, sefil, çaresiz olduğunu biliyordu. İmparatorluğun Anadolu’da bulunan Türklerin özgün kültür yapısını bilerek makale ve eserlerinde sık sık kullanmıştır[2]

Padişah Abdülaziz ve saray yönetimi zevk, sefa ve harem düşkünlüğü içerisinde; halkın yokluk ve yoksulluk durumu insanları çaresiz bırakmıştı. Padişah Abdülaziz’in aşırı zevk ve sefa düşkünlüğü ile kontrolsüz saray harcamaları, saray ve köşk inşatları devleti zor koşullarda ağır borç altına sokmuştu. Namık Kemal önsezileri ve yazılarında bu dönemde Osmanlı Devletinin çöküşünü ilk fark eden ve mücadele eden aydınlardandır.[3]

Şinasi ile birlikte çıkardığı Tasvir – i Efkârda ve İbret gazetesinin kapatılmasına kadar geçen ( 1863 – 1873) on yıllık dönemde yirmi yaşında usta bir gazeteci olmuştu. 1865’de İttihat Terakki Cemiyetinden önce kurulan, “Yeni Osmanlı Cemiyetinin”  kurucu üyesi olur. Edebiyatçı Ebüzziya Tevfik Bey bu dönemde cemiyetin 245 kayıtlı üyesi olduğunu ifade etmektedir. Cemiyetin kurucuları ve üyeleri bilinçli dinamik genç Türklerden oluşmaktadır. Bu genç kuşak Osmanlı imparatorluğunun yükseliş dönemi hayal etmekle birlikte II. Meşrutiyet’le hazırlanan ( Kanun-i Esasi’de ) Anlayasından beklenen hürriyet, eşitlik ve adalet fikirlerinin topluma yansımasını istemektedirler.

1867’de II. Abdülhamit dönemine gelince; Girit’te Türk ve Müslümanlara karşı yapılan kanlı isyanlar saray tarafından gizleniyor ve isyancı Rumlara sürekli af çıkarıyordu.  Namık Kemal İstanbul’da gazetelerde Halkın milli duygularını ön plana çıkaran yazılar yazıyor. Hristiyanlara sağlanan ayrıcalıkları şiddetle eleştiriyor. Yazılarının önemli bölümlerinde 1867’de Girit isyanında zulüm altında yaşayan Türk ve Müslümanlar için, Rum isyancıların bastırılmasını ve cezalandırılmasını istiyordu. Bir başka yönde de Tasvir-i Efkâr ve İbret gazetelerinde, İstanbul’da şehir hizmetlerinin yetersizliğini şehirde sık sık çıkan İstanbul yangınları, kolera salgını, eğitim sorunları ve kız çocuklarının okutulmasının engellenmesini konu alan makaleler yazıyor ve eleştirilerde bulunuyordu.

Meşrutiyetinin ilanında henüz siyasi örgütlenme ve siyasi partiler yoktur. Sarayda II. Meşrutiyetin fikir önceliğinden bahseden kimselerde söz edilemez. II. Abdülhamit’in yakın çevresi kölelik anlayışında, kul olmayı benimsemiş insanlardır. Padişahı destekleyen, teşvik eden olmadığı gibi Babıali’nin bürokratik yapısı da çoğunluk olarak Meşrutiyetin aleyhinde, sarayın baskısına aşınadır, sesizdir. Halkın büyük bir çoğunluğu Meşrutiyetin ne olduğunu bilmez. Bu nedenle Meşrutiyetin yegâne savunucusu Namık Kemal ve bir avuç aydınlara kalmıştır.[4]

Namık Kemal Şair Şinasi’nin birlikte çıkardıkları Tasvir-i Efkâr ve ikbal gazetelerinin İstanbul’da günlük etkisi aydınlar arasında ilgi görmektedir. İki gazetenin günlük yazıları aydınlar arasında heyecan hissi uyandırmaktadır. II. Abdülhamit Tasvir-i Efkâr ve İbret gazetelerini kapatılarak Namık Kemal ve arkadaşlarını tutuklatır ve sürgüne gönderilmesi talimatını verir.

 Girit, Mısır, Makedonya ve Kıbrıs’ı Osmanlı İmparatorluğundan koparmak isteyen emperyalist emellere karşın aydınların sesi olan gazetelerin kapatılması ve yazarlarının sürgüne gönderilmesi, aydınlar arasında şaşkınlık ve öfke yaratmıştır.  II. Abdülhamit II. Meşrutiyet taraftarı aydınların siyasi faaliyetlerinden kurtulmak için bir kısmını sürgün görevine göndermektedir.[5]  İstanbul’un yaşanan karmaşık sorunlar karşısında Sadrazam Ali Paşaya karşı suikasttan sorumlu tutulan, Namık Kemalin yakın arkadaşı gazeteci Şair Şinasi i Paris’e kaçar. II. Abdülhamit’in emriyle Namık Kemal Erzurum vali muavine, Ziya Bey ( Paşa ) Kıbrıs kaymakamlığına sürgün görevine gönderilmesinin kararı çıkar. Her ikisi de bu görevi kabul etmez

Bu arada Namık Kemal ve Ziya Paşa, Mısır Prensi Mustafa Fazıl Paşa Tarafından Paris’e davet edilirler.  Paris’e gitmeden önce, eski Tuna Valisi Meclis Başkanı olan Mithat Paşa’nın başkanlığında 28 kişilik bir komisyonda II. Meşrutiyet Anayasasının ( İlk Kanun-i Esasinin ) hazırlanmasında önemli görev ve çalışmaları olmuştur. Paris yolculuğu öncesinde Mithat Paşanın görüşünü almak isterler. Mithat Paşa bunlara “Gençsiniz gidiniz, uğraşınız” diye izin verir.[6] 

Bu dönemde Avrupa da ulusal anlamda toplumsal ve kültürel açıdan önemli değişiklikler yaşanmaktadır. İtalya ve Almanya ulusal birliklerini kurulması yönünde çabalar içindedir. Fransa ikinci imparatorluğuna geçme mücadelesi verilmektedir. Amerika Kıtası Kuzey, Güney savaşlarının etkisi altında karmaşık bir dönem yaşamaktadır. Rusya da Çar II. Aleksandır döneminin iç karışıkları yaşanmaktadır. Asya’da ve Afrika ülkelerin önemli bir kısmı, emperyalist ülkelerin, emperyalist emellerine karşı kısmı direniş hareketi başlatmıştı.

Namık Kemal’in Paris’e gider gitmez bütün çalışmalarını 1789’ Fransız İhtilali’nin etkisinde kalan toplumsal değişimleri üzerine yoğunlaştırır. Zamanının önemli bir kısmını Fransız kütüphanede araştırma ve incelemelerle geçirir. Fransızcayı ileri düzeyde öğrenir. Fransız düşünürü Montesquieu ait eserlerden İran Mektupları, Kanunların Ruhunu inceler.  Yazılarının önemli bir kısmını aynı zamanda Fransız gazetelerinde yayınlar.  Avrupa’da Rönesans ve aydınlanma çağında, hükümdarların ya da dinin, halkın üzerinde baskısını gözden geçirir.  Halkın aydınlanması üzerinde aydınların etkisini gözlemler. Dönemin ünlü Fransız müellifleri; Victor Hugo, Rousseau, Montesquieu, Volter’i eserleri üzerinde çalışır. Kendi ifadesiyle, III. Napolyon’a karşı mücadele ederek, ülkesini terk eden devrimci yazar Victor Hugo’nun kaderini kendi kaderine benzetmektedir.

.   N. Kemal bir süre sonra İstanbul’a dönmeye karar verir. [7] Kendisini İstanbul’dan ayrıldıktan sonra doğan oğlu Ali Ekrem Sirkeci garında karşılar. Başta Sadrazam Ali paşa olmak üzere herkes Namık Kemal’e itibar gösterir. Sadrazam Ali Paşanın isteği doğrultusunda bir dönem eleştiri yazılarını azaltır. Aydınlar ve halk üzerinde artan baskılar karşısında bir süre sonra yazılarında eleştirilerine ve şiirlerinde taşlamalarına yeniden başlatır. Namık Kemale göre Osmanlı İmparatorluğu sınırlarındaki Hıristiyan ayrılıkları ve çete isyanlarını ile birlikte İmparatorluk için hazırlanan emperyalist devletlerin yarattığı “Şark Sorununu”  etkisi ve amaçlarını ilk gören aydınların başında gelmektedir.[8]   

Namık Kemal’e göre Şark Meselesi; Küçük Kaynarca Antlaşması ile 1774 yılında oluşur. Ruslar; bu antlaşma ile Osmanlı tebaasında yaşayan Hıristiyanlar üzerinde sahiplenme ve himaye hakkı amaçlanmıştır.

19 yy’in başında Avrupa; sanayi, sermaye, üretim üstünlüğüne sahiptir. Mutlakıyet yönetimlerindeki akrabalık yakınlaşması her zaman kendilerine diğer ırklardan üstün olduğu hissi verilmiş ve Hıristiyan şuuru emperyalist ve koloni yel yayılmanın itici gücü olmuştur. Bu güç kendileri dışındaki ülkelere, egemen ve emperyalist patikalara yöneltmiştir. Namık Kemal görüşünde Avrupa’nın “şark meselesini” arka plan düşüncelerini ilk çözen aydınların başında gelmektedir.[9]

Süleyman Nazif’in ifadesiyle;  “Namık Kemal Avrupa’ya, bıçak gibi gitmiş, ustura gibi dönmüştü. “ Ali Paşadan sonra, Sadrazamlığa Bahriye Nazırı Mahmut Nedim Paşa yeniden getirilir. Geçmişteki olaylara son vermek için genel af çıkartılır ve yurt dışındaki “ Yeni Osmanlıların “ yurda dönmesini talep ederken, Namık Kemal yazılarından yeniden tutuklanır ve sorgulanır, sürgün kararı çıkarılır.

Mithat Paşanın Sadrazam olmasıyla, Namık Kemalin sürgün kararı, ”Gelibolu Mutasarrıfı” olarak değiştirilir. Bölgede ve Gelibolu’da kasaba ve köyler yoksulluk içindedir. Burada ki görevinde Paris’te Londra’da gördüğü yenilikleri uygulanmasını başlatır. Okullarla ilgilenerek eğitim sistemini düzenler. İlk defa belediyede bütçe ve harcama kayıtlarını tutturur. Yetimlere aylık ücret ödenmesini sağlar.  Memurların işe geliş gidişleri ve çalışmalarını düzenler.  Aynı zamanda İbret Gazetesinde yeni bir mahlasla yazılarına devam etmaktadır. 1872 Yılında Sadrazam Mithat Paşa hükümeti değiştirilir, yerine Mütercim Rüştü Paşa Sadrazam olmuştur.

Namık Kemal Gelibolu’daki görevinde oldukça titiz ve acelecidir memurlar karşı son derce tavizsizdi. Çanakkale’de görevli Vali Kayserili Ahmet Paşa kendisin saraya şikâyet etmektedir. Namık Kemal 1872 yılı sonunda yeniden İstanbul’a dönerek İbret Gazetesinin başına geçer. Bu arada sarayın artan baskıları ve sansür karşısında gazeteler birer birer kapatılır, kitapları yasaklanır. Namık Kemal yazılarında Osmanlı devletinin hâkim yöneticilerine karşı ağır eleştirilerini sürdürmektedir. İstanbul’da Beyoğlu, Galata’da çalgılı çengili saz evleri yaşamı ve her türlü gayrı ahlaki kötülüklere karşı dostlarını mücadeleye çağırır.

Namık Kemal’in İstanbul’da Gedik Paşa tiyatrosunda sahneye konan “Vatan Yahut Silistre” adlı oyun İstanbul halkı üzerinde heyecan yaratmıştı.  N. Kemal oyunu sadece bir defa izlemişti. Temsilin ikinci akşamı locasında oyunu seyrederken tutuklanır. İstanbul’da tutuk evinde üç gün kaldıktan sonra, sorgulanmadan Kıbrıs’ta Magosa zindanına gönderilir. Kendisiyle birlikte tutuklanan arkadaşları aynı gemiyle Ahmet Mithat Efendi ve Ebu ziya Bey Rodos’a Nuri ve Hakkı Beyle Akka’ya sürgüne gönderileler.

5 Nisan 1873’te Padişah Abdülaziz emirle İbret gazetesini yeniden süresiz kapatılır. Namık Kemal ve arkadaşları Sultan Abdülaziz’in emriyle ağır bir ceza ile Kıbrıs Magosa Kalesinde “ Kalebent” olarak sürgüne mahkûm edilmiştir.  Bunun anlamı zindanda yaşamaktı. Koşullar çok ağır ve şartlar oldukça kötüydü, deniz ve bodrum rutubeti Namık Kemal’in oldukça genç yaşta sağlığının bozulmasına neden olur. Magosa’da zindanda mahkûm olarak 38 ay kalır. Ağır nem ve rutubet etkisinde sağlı çok bozulmuştur.

Bu arada yeniden Sadrazam olan Mithat Paşanın öneresiyle Namı Kemal Magosa zindanından 38 ay sonra çıkartılarak özgürlüğüne kavuştu ve İstanbul’a çağırılır ve “ Devlet Şurası Üyesi” yapılır. Ziya Paşa ile birlikte Mithat Paşanın hazırladığı Kanuni Esasisinin ( 1876 Anayasasının ) 28 kişilik hazırlık komisyon da çalışmalarına katıldı.

Ona göre “insan yapıcı irade sahibi bir varlıktır.” “İnsanlığa hizmet eden en önemli unsur hür ve pozitif olmaktır.”  Bu nedenle Namık Kemal hep hürriyeti ve hür olmayı ön planda tutmuştur. “Herkes kendi âleminin padişahıdır” der kişilere, baskıcı, zalim bir anlayışı asla kabul edilemez olduğunu ifade etmektedir. Bu düşünceleriyle devrin en büyük devrimcisi ve savunucusudur.  II. Abdülhamit’ dönemin de de Türkiye’de insan hakları ve hürriyet bayrağını önde taşıyan büyük bir devrimcidir. Ziya Bey (Paşa) ile birlikte Meşrutiyetin halka mal edilmesi için önemli çalışmalarda bulunur.

19.Yüzyıl içesinde emperyalizm karşısında, Osmanlı imparatorluğunun sultanları devletin imkân ve kaynaklarını kötü kullanmaları nedeniyle imparatorluğun çöküşünün hızlandırması ve kapülatasyonların önü açılmış olması yüzyılın tarihi gerçeğidir.

Bu dönem için yoksul ve mazlum Türk halkının emperyalizm ve feodal baskılardan kurtarılması için “ Vatan, Hürriyet ve Eşitlik ” mücadelesi için hapis, sürgün ve zindan hayatı yaşayan Namık Kemal ve Mithat Paşa öncü aydınların başında gelmektedir.  Avrupa’dan yayınlanan Namık Kemal ve Jön Türklerin eserleri İstanbul’a ulaşıyor elden ele dolaşarak gençleri heyecana sürüklüyordu. Özellikle askeri okullarda ve Harp Okulunda Namık Kemalin eserleri ve yazıları elden ele geceleri okunuyordu.[10] Namık Kemal ve devrimci arkadaşları yaşamları pahasına gelecek kuşaklara kazandırdıkları”; “ vatan, ulus, hürriyet ve özgürlük mücadelesi II. Meşrutiyet” değerlerde gelecekte ve Kurtuluş Savaşı Kahramanları ve Mustafa Kemal öncülüğünde Cumhuriyet’e dönüştürülmesini sağlamıştır.

Abdülhamit tahta geçtikten sonra Mithat Paşanın önceden üzerinde çalıştığı anayasa tasarısı Namık Kemal ve Ziya Paşanın katıldığı 28 kişilik komisyon tarafından hazırlanmıştı.  Ancak Sultan Abdülhamit anayasanın 113. Maddesine ihtiraz ederek tek başına sürgün cezaları yetkisini talep ediyordu. Madde üzerindeki düzenlemeyle sarayın iradesini eleştiren kişilerin derhal yurt dışına sürgün edilmesini yetkisini zorla yeniden geri aldı.  Nitekim Anayasayı hazırlayanların hiç birisi böylesine tuzak ve kuşkulu maddenin yer almasını hiçbir şekilde istemiyordu. II. Abdülhamit II Meşrutiyetin ilanı için sözünde durduğu; Mithat Paşa sadrazam olarak atanmış, Anayasayı kabul edilmiş ve meclis açılmıştı.  Bu durum sadece beş hafta sonra yeniden terse çevirerek 33 yıl sürecek olan istibdat rejimine dönmüştür. Mithat Paşa Görevinden alındı ve sürgüne gönderildi. Namık Kemal 1877 Osmanlı Rus Savaşının başladığı günlerde, bir jurnal sonucunda II. Abdülhamit iradesiyle tutuklandı. Böylece Namık Kemal için yediden yeni dönem sürgünleri başlamıştır. Namık Kemal bu jurnal suçlamalarında yargılandı berat etti.

Ancak Namık Kemal Tercüme Dayesinde görevli iken, Sarayda Şehzadelere ders verdiğinden veliahtların hepsini ayrı ayrı tanıyordu.  Abdülhamit’in padişah olması söz edilince;  Şehzadeliğinden tanıdığı;  Abdülhamit’in hovarda, meziyetiz, münzevi fitneci hocalara falcılara danışan, entrikacı ve karanlık bir kişiliğe sahip olduğunu düşünüyor ve padişah olmasını kabullenemiyordu.” [11]

Ancak Fikirlerinin ve düşüncelerinin İstanbul’dan uzaklaşması gerektiği düşünülerek kendisi, Midilliye Sürgüne gönderilmesi talimatı verilir. Yeniden Dâhiliye Nazırlığına getirilen Mahmut Nedim Paşa aydınların tepkisinden çekinerek Namık Kemalin sürgün yerine Midilliye Mutasarrıf olarak gitmesini sağladı.

Namık Kemal Midillideki görevini öz veri ile sürdürdü. Yerli halkla İtalyan balıkçıları arasında çeşitli tartışmalar yaşanıyordu, bu durum bir süre sonra Türkler ve yerli Rumların balıkçılar arasında kavgaya dönüştü. Midillide görevli iken Türk ve Müslümanlara yakın ilgisinden rahatsız olan İtalyan Konsolos Namık Kemali şikâyet etmekteydi. Namık Kemal Midillide ki görevinden alınarak ikinci bir sürgün görevi olarak Rodos’a gönderilir.

Namık Kemal, Rodos ‘da eğitim ve idari reformlarına devam ettirdi. Rodos’ta ilk defa İdadi ( Lise ) açtırdı.  Ada da ulaşım ve köylere yol yapım çalışmalarını sürdürdü. Rodos kalesinin onarımını yaptırdı.  Namık Kemal’in devrimci ruhu Rodos Adasında hiçbir şekilde yapılmayan, Müslüman köylerine Okul ve cami yaptırıyordu.  Bütün bu çalışmaları yakından takip ediyor. Memurlara düzenli çalışmaları için görevlerinde gerekil önemin verilmesini istiyor ve takip ediyordu. Buna mukabil Rum tebaa Rodos için gerekli vergilerini ödemez duruma geçti. Yapılan incelemede kendi aralarında “ reisler ” adı altında gizli bir örgüt kurmuşlardı.  Bu durumu İstanbul hükümetine bildirdi ve yardım istedi. Adada ayrılıkçı durumun düzeltilmesi için yeni düzenlemeler başlattı. Adada Aksilikler bir birini takip ediyordu.

Namık Kemalin, Rumların İstanbul’a şikâyeti karşısında artık Rodos’ta kalması imkânsız hale gelmişti. Bu defa Hükümet Namık Kemali Rodos Mutasarrıflığından, Sakız Adası Mutasarrıflığına Üçüncü sürgün görevine gönderir.

Magosa zindanında ki kötü koşullardan sağlı bozulmuştur. Sakız Adasının rutubetli havası kendisinin zatürre olmasına neden olur.  Bir taftanda üzerinde titizlikle çalıştığı Osmanlı Tarihinin sonuna gelmiştir. Çalışmalarını baskı için İstanbul’a arkadaşı Ebuziya Tevfik Beye gönderir. Ancak II. Abdülhamit’in jurnalcileri kitabın çalışmalarını jurnal ederler. Kitabın baskısı yasaklanır. Namık Kemal bu durma çok üzülmüştür. Bu dönemde kendi isteği ile ailesini İstanbul’a göndermişti. Adada yalınızdır, hastalanır, kendisine doktor gelir. Doktoru görünce odasının aydınlatılmasını ister. Kendisine kitaplığından bir kitap verilmesini rica eder. Verilen kitap Fransız devrimin ünlü yazarı, Victor Hugo’nun, özgürlüğü, hürriyeti anlatan ”Sefiller” adlı romanıdır,

Namık Kemal kitap elinde vefat eder.  Hâlbuki Namık Kemal genç yaşında başlattığı evrensel değerlerinin temelini oluşturan eşitlik, özgürlük, vatan ve hürriyet mücadelesi içinde sürgün, hapis ve zindan süreçlerini kendi kaderinde yaşayacağını tahmin etmemişti.

Namık Kemal 2 Aralık 1888’de Sakız adasında ailesinden uzak dostları arasında vefat etmiştir. Sakız’ adasında bir caminin avlusuna defnedilir. Ancak Gelibolu mutasarrıfı iken yakın arkadaşı Ebüziya Tevfik beyle Bolayır’ı gezerken mezarının Bolayır’da olmasını istemiştir. Mezarın tasarımı kendisi gibi ölümsüz şair, Tevfik Fikret tarafından çizilen tasarımla Sultan II. Abdülhamit’ten izin alınarak ve mezarı üç gün sonra kurşun sanduka içeresinde Nüzhet vapuru ile Sakız’dan Bolayır’a getirilir.  Askeri törenle Bolayır’da defnedilir. Namık Kemalin mezarı Bolayır’da Rumeli fatihi Süleyman paşanın yakınında bulunmaktadır.

 

[1] İhsan Dinç Namık Kemal İstanbul 2002 Kastaş yayınları S.14

            [2] Prof. Dr. Enver Ziya Karal Osmanlı Tarihi C.VIII Sf.564

            [3] İhsan Dinç Namık Kemal İstanbul 2002 Kastaş yayınları S.35

           [4] Prof. Dr. Enver Ziya Karal Osmanlı Tarihi C.VIII Sf.573

           [5] Prof. Dr. Enver Ziya Karal Osmanlı Tarihi C.VIII Sf.509

[6] İhsan Dinç Namık Kemal İstanbul 2002 Kastaş yayınları S.45

[7] İhsan Dinç Namık Kemal İstanbul 2002 Kastaş yayınları S.65

[8] İhsan Dinç Namık Kemal İstanbul 2002 Kastaş yayınları S.59

           [9] Musa GÜMÜŞ; Namık Kemâl’e Göre “Şark Meselesi” ve Osmanlı Devleti’ni Çöküşe Götüren Sorunlar

 

           [10] Prof. Dr. Enver Ziya Karal Osmanlı Tarihi C.IX. Sf.3,7

[11] İhsan Dinç Namık Kemal İstanbul 2002 Kastaş yayınları S.89

İsmail BOZKURT Kimdir?

Kars 1942 doğumlu, İstanbul Vefa Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunudur.

Başbakanlık emrinde bütçe ve mali işlerden sorumlu Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu. Deri Desa AŞ’de Üretim Koordinatörlüğü, Uran Holding’de Yönetim Kurulu Danışmanlığı, Koç Üniversitesi’nde Genel Sekreter Yardımcılığı yaptı.

İmalat sanayiinde faaliyet gösteren işletmelere yönetim danışmanlığı, İstanbul Ticaret Odası Enstitüsü’nde öğretim görevlisi, İstanbul Sanayi Odası ve MESS Eğitim Vakfı İktisadi İşletmelerinde danışmanlık yaptı.

‘’Turizmde İşletme Yönetimi Esasları’’, “İşletmelerde finansman ve bütçe uygulamaları‘’ konusunda raporlar düzenledi. İmalat sanayi, gıda, turizm ve eğitim yatırımlarına yönelik araştırma, sektör analizleri ve kırkın üzerinde fizibilite projesi hazırladı.

İşletmelerde kurumsallaşma, denetim, finansman ve bütçe uygulamaları, yatırım fizibilite raporları, üretim verimliliği, ihracat teşvikleri, toplam kalite güvence sistemlerine ilişkin danışmanlık yaptı.

Dünya Gazetesi, TOSYÖV Vakfı aylık bültenlerinde ekonomi ve işletme yönetimine ilişkin yüzün üzerinde makalesi yayınlandı. Çalışma hayatını kendi kurduğu Nil Müşavirlik Yatırım Dış Ticaret Limited Şirketinde Yönetim Danışmanı olarak tamamladı.

 

Etiketler: /

Belediye Başkanı Nasıl Olmalı?
101 Yaşındaki Mediha Dumanlı ile geçtiğimiz yıl 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri öncesinde kısa bir söyleşi yapmıştık. Bu söyleşide Bodrum...
Ahmet Aras’tan 1.Yıl Mesajı
Ahmet Aras Bodrum Belediye Başkanlığına seçilmesinin birinci yılında Bodrumlulara seslendi; Başkan Aras “Bir yıl önce bugün, desteğinizle göreve başladık. Bu...
11 Büyükşehir Belediye Başkanından Ortak Açıklama
Belediyelerin bağış kabul edip etmeyeceğine yönelik yaşanan sürecin ardından 11 Büyükşehir Belediye Başkanı ortak basın açıklaması yaptı. Bodrum Gündem Haber...
Mürsel Alban’dan Dikkat Çeken Sorular
Muğla CHP Milletvekili Mürsel Alban Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay tarafından yazılı olarak yanıtlanması talebiyle bir soru önergesi verdi… Bodrum...
Toprağa Düşen Tohumun Canı Acır mı? Dr.Metin Aycıl Bodrum Gündem yazıları…
Ali’nin selâmı var Ali on dört yaşında Davar güder dağ başında Sürü önde O yalınayak arkada Ali’nin gözleri kara kehribar...
Koronavirüs ve Çin / Ronald Karel Bodrum Gündem yazıları…
30 Mart tarihinde Le Monde gazetesi öyle bir iddia attı ki ortaya tüylerim diken diken oldu. Wuhan da ölenlerin sayısı...
Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur…”
T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; “Biz Bize Yeteriz Türkiyem sloganıyla bir yardım kampanyası başlattık. Toplanan paralar gerçek ihtiyaç sahipleri tespit edilerek...
TURİZMCİLERİ TEFECİLERE MUHTAÇ ETMEYİN
BODTO Başkanı Mahmut Kocadon canlı yayında… Fatih Bozoğlu /Bodrum Gündem BODTO Başkanı Mahmut Kocadon; “Bodrum 2020 Turizm Sezonu zor durumda....
Bodrum’da Koronavirüs’den 2 Ölüm Daha
Bütün dünyayı saran Korona Virüs COVİT-19 salgını Bodrum’dan iki can daha aldı.  Fatih Bozoğlu/Bodrum Gündem Bodrum’da koronavirüs hastalığı tanısı konularak...
Gözetim Altına Alınanların İncelemesi Muğla’daki Laboratuvarlarda Yapılacak
AK Parti Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan: “Girişimlerimiz sonrasında Korana Virüsle mücadelede kullanılan ve 15 dakikada sonuç veren 1250 adet...
Bodrum’a Gelenler 14 Gün Sokağa Çıkamayacak
  Muğla Valiliğinin Korona Virüs COVİT-19 salgınına karşı önlemleri kapsamında Bodrum başta olmak üzere Muğla’nın tüm ilçelerinin giriş ve çıkışlarında...
Milas Süt Birliği; “Hep birlikte başaracağız!”
COVİD-19 salgınına karşı hep birlikte mücadele verilmesi gerektiğine dikkat çeken Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkan Yardımcısı ve Milas...
Eğitim Sen Muğla; “Çocuklarımızın renklerinin kirlenmesine izin vermeyelim…”
Çocukların bu sıkıntılı günlerde, bir gökkuşağı çizip camlara asarak moral sağlamalarına yönelik bir etkinlik için, talimatla akıl almaz bir karalama...
Şimdi Yeni Şeyler Söylemek Lazım / Celal Gürsoy Bodrum Gündem yazıları…
Başlığı olumlu yönde algılamanızı rica ederim. Bizi her yönden kısıtlayan şartlar hayatımıza saldırıyor. O kadar riskli bir dönemden geçiyoruz ki,...
Muğla’ya Giriş ve Çıkışlarda Koronavirüs Tedbirleri Arttırıldı
Muğla’da Koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında il giriş ve çıkışlarında oluşturulan kontrol noktalarında özel araçlarıyla seyahat eden sürücü ile...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ