Tesadüf mü Tevâfuk mu? Dr.Metin Aycıl Bodrum Gündem yazıları…

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 29.04.2020
  • 4.907 kez okundu

Tesadüf, vakti gelmiş zorunluluktur.

                 Karl MARX (1818-1883) 

Ben tesadüfe inanan birisi değilim. Kendime hep şunu da sorardım: “Peki neye inanıyorsun?” Bu soruma uzunca zamandır cevap aradım; son sözü söyleyebildiğimden ve söyleyebileceğimden de emin değilim. Bu gibi durumlarda, Sigmund Freud’un, ‘Rüyalar’ konusunda verdiği konferansın, soru ve cevaplar bölümünün sonunda söylediği bir cümleye sığınırım. Bir dinleyici şunu der Freud’a: “Tamam da, rüya konusunda son sözü söylemedin.” Freud’un cevabı şu olur: “İnsan konusunda son söz söylememiş ki, ben rüya konusunda nasıl son sözü söyleyeyim.

Bu konuda kendime sorduğum soruları, aradığım cevapları; kısacası yolculuğumu paylaşmak istiyorum.

Öncelikle düşündüğüm şu olmuştur: Yaratılış ve varoluş muhteşem bir düzen içinde; bir sanat eseri gibi, muhteşem bir ahengi gözler önüne sergiliyor. İlk çıkardığım sonuç şu olmuştu: “Tesadüfe sığınmak, yaratana da yaradılışa saygısızlıktır.

Bu konuda karşılaştığım zorluk şu oldu: “Tesadüfe inanmıyorsan, her şey Allah’tan mıdır?” Şems-i Tebrîzî çok güzel cevaplıyor:

Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ‘ne yapalım, kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.

Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

İkinci olarak kendime baktım. Sistem tutarlı bir diyalektik içinde çalışıyor ve bize her şeyi, bir öğretmen gibi anlatıyor. Ne yaparsak ne olacağını, vücudumuzun verdiği tepkilerle ve belirtilerle, nesillerdir biriktirerek öğreniyoruz. Ateşimiz çıkıyor ve bize diyor ki vücudumuz: “Ters giden bir şeyler var, tedbir al!” Bu uyarılar; kalbimiz çarptığında, tansiyonumuz çıktığında, başımız döndüğünde de farklı değil. Bütün bu belirtiler bizim kendimizi dinlememiz, öğrenmemiz ve keşfetmemiz için çok değerli. Bu türlü uyarılarla karşılaştığımda ben her zaman şükrederim ve şunu söylerim: “Ya bu belirtiler olmasaydı?” Herhalde insanoğlu varlığını sürdüremezdi.

Uzunca bir süredir hiç ekmek yemiyordum. Bu konuda uzman, Sağlık Bilimleri hocası bir arkadaşım şunu söyledi:

Bu bir denge işidir, insan vücudu radikallikten hoşlanmaz. Uzun süre hiç ekmek yemezsen; keton açığa çıkar ve bu da böbrekler kanalıyla atıldığı için, belirli bir düzeyin üzerinde olursa böbreklere zarar verebilir. Ayrıca vücudunda egzamalar oluşabilir.

Bu dedikleri bende olmuştu, ancak bunların cevabını bulamamıştım. Kendisiyle beraber olmam da güzel bir ‘tevâfuk’ neticesinde olmuştu.

İnsanın var oluşuna ve işleyişine bir bakalım. Bu kadar müthiş bir düzen ve işleyişte, ‘tesadüf’ kendisine yer bulamaz.

Uzunca zamandır iki konuya odaklanmıştım, bunlardan bir de ‘tevâfuk’ idi. Bu konuda daha derin bilgilenme ihtiyacındaydım; ancak öncelikle aradığım konu başkaydı.

Bir akşam, kafamda bu düşüncelerle İstiklâl Caddesi’nde yürüyordum. Bir kitapçıya girdim. Karşımda, kapağında ‘Ezoterizm’ başlığı olan bir kitap duruyordu. Çok değerli düşünürlerin ve bilge insanların, bu konudaki görüşleri derlenmişti bu kitapta. İlk aradığım buydu. Üstelik kitapta tevâfuk da yer alıyordu. Bu tesadüf değildi, güzel bir tevâfukdu.

Başka konularda yaşadığım ve tesadüfle açıklanamayacağını düşündüğüm örnekler de var; mutlaka her insanın da vardır. Bu konudaki düşüncelerim şöyledir:

Olmasını istediğimiz şeylerin bir zamanı vardır. Ne kadar kendimizi zorlasak da olmaz ve canımız sıkılır, ancak zamanı geldiğinde ve hatta hiç ummadığımız bir anda ayağımız dolanır. Bu nedenle, biz yapmamız gerekenleri yapalım, olması gereken, zamanı geldiğinde, bizi şaşırtırcasına olacaktır.

Yine Şems-i Tebrîzî’ye sığınıyorum:

Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak, hayat sana rağmen değil seninle birlikte aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının, üstünden daha iyi olmayacağını?

Yıllar önce Oğlum ile sohbet ederken söylemişti bana, çok mutlu olmuş ve gurur duymuştum:

Baba, hayatla kavga etmediğin zaman her şey çok daha güzel oluyor.

Tevâfuk konusundaki anlatımlarımdan sonra, ‘tevâfuk’ kelimesi konusunda da kısa açıklamalar yapmak istiyorum:

Tevâfuk kelimesinin anlamı; “birbirine uygunluk, âhenk içinde olma, rast gelme” olarak ifade edilebilir. Tevâfuk, evrenin ve insanların başıboş olmadığının bir işaretidir. Platon da diyor ki;

Tanrı daima matematik kullanır”

Benzer ifadeler, Kutsal Kitaplar’da yer almaktadır. Örneğin; Kuran-ı Kerim Kamer Sûresi 49-50. ayetinde; “Biz her şeyi ölçüyle yarattık” ifadesine yer verilmiştir. Netice itibarıyla evrende oluşan her şeyin mutlaka bir nedeninin olduğunu düşünüyorum. Burada da ‘tevâfuk’ öne çıkıyor.

Yapmamız gerektiğine inandıklarımızı yaptığımızda ve sonrasında kendimizi, evrenin işleyişine teslim ettiğimizde, huzurlu ve âhenk içinde; güzel tevâfuklarla karşılaşacağımız bir hayat süreceğimize inanıyorum. Olması gerekenin en iyisi bizim için olacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ