DİJİTAL YORGUNLUĞA KARŞI MEDYA GÖZLÜĞÜ TAKMAK / Barış Aygener Bodrum Gündem yazıları…

Barış Aygener
Barış Aygener
  • 09.05.2020
  • 1.284 kez okundu

Ne kadar süre oldu evlerde kaldığımız; iki aya yaklaştı sanırım. Bu süre içerisinde hiç olmadığımız kadar internet kullandık, kullanmaya da artarak devam edeceğiz. Sabahtan akşama kadar  ne denli güçlü bir enformasyon bombardımanı altındayız, değil mi? Mesajlar, fotoğraflar, videolar, karikatürler, sonu gelmeyen yazılar… Nasıl da yoruldum; hem gözlerim hem zihnim yoruldu. Her yaşantı kendi kavramlarını yaratıyor, dijital göz yorgunluğu diye bir kavramdan söz ediliyor yakın zamanlarda, fakat sorun sadece gözümüzde değil, bedeni ve zihni de etkileyen bir durum, sanki dijital yorgunluk kavramı daha bütünleştirici. Bakın göreceksiniz çok kısa bir süre sonra dijital yorgunluk bir hastalık olarak kabul edilecek, bizler de reçetelerin tanı hanesinde dijital yorgunluk hastalığı yazdığına tanıklık edeceğiz. İşte o zaman hekim önerileri ne olacak sizce? İnsanlarla dijital platformların dışında yüz yüze ilişki içinde olmak, deniz kenarında vakit geçirmek, ormanda yürüyüş yapmak, evcil hayvanlarla oyun oynamak gibi öneriler geliyor aklınıza, değil mi? Evet ama bunlar kalıcı çözümler olmasa gerek. Hekimin “Semptomlar geçse bile, dijital dünya ile ilişkiniz aynı olduğu sürece hastalığa tekrar yakalanma riskiniz her zaman var.” uyarısını duyuyor musunuz?

21.yüzyıl dijital toplumunun ihtiyaç ve beklentilerine göre yeni meslekler doğuyor, doğacak da. Bu yeni mesleklerden biri de medya okuryazarlığı. Gündemde yeri her geçen gün artacak. Konuyla ilgili literatür, her geçen gün çoğalıyor çünkü.

Fedorov, medya okuryazarlığını insanların metinsel, işitsel, görsel ve dijital enformasyon alanının sunduğu fırsatları aktif bir şekilde kullanma ve değerlendirme uğraşı olarak tanımlanıyor. Buckingam’a göre, medya okuryazarlığı medya içeriklerine yönelik anlama, analiz etme ve eleştirme becerilerine gönderme yapıyor, etkin bir beceri olarak basılı, sesli, görüntülü ve çoklu ortam mesajları üretebilme becerilerini de kapsıyor. Scheibe da aynı fikirde: Scheibe, medya okuryazarlığının kişileri; iletişim araçlarında izledikleri, dinledikleri ve okudukları şeylerle ilgili eleştirel sorular sormaya yönelten analiz ve soruşturma eksenli ve çok boyutlu bir beceri olduğunu belirtiyor.

Aynı zamanda bir hareket haline gelmiş, medya okuryazarlığı. Özellikle Kanada, İngiltere, Kuzey Amerika, Avustralya ve Avrupa’dan öncü ülkeler ve eğitim ve iletişim alanlarında uzmanlaşmış çeşitli araştırmacı ve akademisyenlerin önderliğinde gelişiyor. Medya okuryazarlığı eğitimi artık çoğu ülkede gerekli görülmekte ve eğitim müfredatlarında ve ulusal eğitim politikaları arasında daha güçlü ve geniş şekilde yer almaktadır. Örneğin, Kanada ve Avustralya’da liseden mezun olabilmek için medya okuryazarlığı dersini almış olmak gerekli, İngiltere’de medya okuryazarlığı için Ofcom bünyesinde ayrı bir birim bulunuyor. Avrupa Birliğinde ise medya okuryazarlığı, aktif vatandaşlık, demokratik katılım, ifade özgürlüğü, insan hakları ve eşitlik bağlamında ele alınıyor.

En hassas grup olan çocuk ve ergenlere; eleştirel bir akılla, sonsuz içerik arasından uygun, doğru ve yararlı olana ancak zihinsel bir filtreleme yaparak geçilebileceğini öğretmemiz gerekiyor. Medyada üretilen içeriklerin birileri tarafından, belli amaçlarla üretildiğini, çoğu zaman ticari kaygıların pedagojik duyarlılıkların önüne geçtiğini, kendine özgü değerleri, estetiği barındırdığını anlatmalıyız.

Amerikan Pediatri Derneği’nin 2008 Mayıs ayında yayımladığı raporda, medya iletilerinin çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri beş ana başlıkta toplanmış. Saldırgan davranış ve şiddet; bireysel ve toplumsal ölçekte şiddete karşı duyarsızlaşma; madde bağımlılığı ve istismar; beslenme ve obezite; bedensel benlik algısı, cinselliğe düşkünlük ve özbenlik algısı; reklam, pazarlama ve tüketim. 2008’den bu güne uzun zaman oldu. Geçen bu uzun zamanı düşündüğümüzde medya okuryazarlığı eğitiminin bir tercih değil zorunluluk olduğunun farkına varıyoruz.

Bunlar üzerine düşünürken geçen hafta, aynı zamanda Bodrum Tanıtma Vakfı Genel Sekreterliğini de yapan, medya okuryazarlığı uzmanı, dostum Serkan Ceylan’la dijital bir platformda bir araya geldik, karşımızda gençler vardı. Serkan Ceylan’ın konuşması “Dijital Toplum Ergenlerinin Teknolojiyle İmtihanı” başlığını taşıyordu. Ceylan, önemli bilgiler paylaştı, daha da önemlisi gençlerin zihninde internet farkındalığı yarattı, kariyer arayışı içinde olan gençleri dijital toplumun yetkin bireyleri olmaları yolunda yönlendirdi. Şöyle dedi Ceylan: “Dijital dünya gerçek dünyanın yerini hiçbir zaman alamaz, zaten birbirinin alternatifi de değil. Önemli olan dijital dünyanın sizin gerçek yaşamınızı  ve bu yaşam içinde kurduğunuz hayalleri, amaçladığınız hedefleri destekleyici nitelikte olması. Saatlerce size hiçbir fayda sağlamayacak bir oyunun başında olmak, sizi oyalar, bir kazanç da sağlamaz. En önemlisi, en kıymetli şeyi yani zamanınızı alır. Şu günleri fırsata dönüştürün, oyalanmayın, onlarca çevrimiçi sertifika programı var, hem de ücretsiz, marka güvenirliğini akıldan uzak tutmadan bu programlara üye olun, çok küçük ücretlerle sizi olağanüstü zengin içeriklerle buluşturacak nice platform var, kariyer sürecinizde etkili olacak girişimlere şimdiden başlayın, uluslararası işletmelerle temas halinde olun, sözün kısası bu günleri kuluçka dönemi olarak değerlendirin, zamanı geldiğinde bu şüreçte yaptıklarınızın faydasını göreceksiniz. Sizler dil bilen, özel olarak yetiştirilen şanslı gençlersiniz, iyi bir hazırlık sizi 21.yüzyılın etkin bireyleri arasına sokacaktır.” diye konuştu.

Sanal devrimin bir salgınla gerçekleştiği, dijital toplumun kurumlarının yavaş yavaş belirginleştiği günümüzde, sağlık krizini atlatıp “yeni tip okullarımıza” başladığımızda ilk dersimiz, medya okuryazarlığı olmalı, dijital yorgunluğumuzun kronik bir hal almaması için.

Ne dersiniz?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ