• polat su

Yeni Sorunlar Eski Paradigmayla Çözülemez / Barış Aygener Bodrum Gündem yazıları…

Barış Aygener
Barış Aygener
  • 12.05.2020
  • 834 kez okundu

Paradigma, bilim anlayışı, bilimsel zihniyet demek. Bizler, herhangi bir olayı, durumu, insanı, toplumu ve evreni referans çerçevelerimize yani paradigmalarımıza uygun olarak ele alırız, paradigmamızın öncül ve kavramlarına dayalı açıklamalarda bulunuruz, sorunları da bu anlayışla çözebiliriz.

Her paradigmanın öncüleri vardır, bu öncüler çağının düşünüş biçimini etkilerler. Düşünüş biçimi diyorum, dikkatinizi çekmek isterim. Düşünüş biçimleri, birey, toplum ve evren kavrayışlarımızı oluşturur. Söz konusu paradigma tarafından belirlenen düşünüş biçimi ile toplumlar kurulmuştur, ekonomiden sanata, müzikten siyasete toplumsal kurumların tümü bu anlayışa uygun inşa olur. Aristoteles bir paradigma öncüsüdür, felsefi görüşleri ve fizik anlayışı ile Antik Çağ’dan modern döneme kadar düşünüş biçimini derinden etkilemiştir. Bu düşünüş biçiminin, paradigmanın etkisi altında oluşan bilim anlayışıyla Orta Çağ kilisesi bilim üretmiş, bu anlayışın belirlediği mimariyle binalar inşa edilmiş, müzik yapılmış; yaşama ilişkin konular söz konusu paradigmanın önceliklerine göre sıralanmış, sorunlar paradigmanın kavramlarıyla ele alınmıştır.

Tarihsel süreç içinde paradigmalar değişir, bir paradigma yerini bir diğerine bırakır, eski paradigmalar yeni konuları kavramakta, sorunları çözmekte yetersiz kalır, paradigmal değişim  elbette kolay olmaz, Kuhn’un deyişiyle devrimsel nitelikte olur değişim, eski paradigmalar tahtlarından inmemekte dirense de sonuçta yeni bir paradigma doğar.

İşte Newton da paradigma öncülerinden biridir. Newton ve arkasından gidenler, ortaya koydukları klasik fizik anlayışı ile pozitivist paradigmanın mimarları olmuşlar ve geçen dönemin yani modern sanayi toplumunun düşünüş biçimini etkilemişlerdir. Fakat fizik alanında yapılan çalışmalar, insanlık tarihinde dönüm noktası olmuştur. Kuantum araştırmaları sonunda atom altı dünyanın keşfedilmesi, moleküler biyoloji alanındaki açılımlar, olan biteni açıklamakta pozitivist paradigmayı etkisiz hale getirmiş, yerinden etmiştir.

Kuantum fiziğinin yeni açtığı alanların;  yapay zekânın, robotların, transhümanizmin konuşulduğu günümüz dijital toplumunda eski eğitim anlayışının değişmeksizin yaşamına devam etmesi düşünülemezdi, değil mi? Paradigma değişti, tüm toplumsal kurumlar gibi eğitim de değişiyor, değişecek. Bilginin sürekli yenilendiği, eskilerin ise kullanılamaz olduğu dijital toplumda eğitim anlayışlarının, modellerinin değişmesi işin doğasının bir gereği.

Farklılaşan nesli yakalamak her geçen gün zorlaşmıştı, eski kavram ve anlayışlar yeni durumları karşılayamaz haldeydi. “Yeni okullar”, bilgiyi aktaran değil bilgiye ulaşmayı öğreten, bilgiyi çok yönlü ve derinlemesine irdeleyen kurumlar haline dönüşüyor, dönüşecek.

Kuantum dünyası bize ne öğretti, neleri fark etmemizi sağladı?

Felsefesini Newton fiziğinden ayrı düşünemeyeceğimiz Kant’ın Hume için söylediği sözleri günümüze uyarlayarak ele aldığımızda şu soruyla baş başa kalıyoruz: Kuantum fiziğinin başını çektiği bilimsel çalışmalar, bizleri hangi dogmatik uykumuzdan uyandırdı?

Öğrendik ki doğal ve toplumsal olguların bir tek nedeni değil, pek çok nedeni vardır. Sürekli değişme bunlara ilişkin bilgileri de değiştirmektedir. Böylelikle olgulara ilişkin bilgiler, mutlak, genel geçer doğruluğa sahip olamaz.

Öğrendik ki her şeyi tam olarak bilip açıklayamayız, belirsizlik ilkesince.

Öğrendik ki her olgu için aynı yöntem uygulanamaz, birden fazla yöntem vardır. Olgular arasındaki neden-sonuç ilişkisi, kesin ve değişmez değildir. İlişkilerde tek yönlü değil karşılıklı nedensellik vardır.

Öğrendik ki her şey, olay, durum  birbiriyle  ilintilidir, bağlamsallığa dikkat etmek gerekir.

Öğrendik ki nesnellikten ziyade açı vardır. Her olay, gerçekleştiği ortama göre değerlendirilmelidir.

Öğrendik ki basit varlıklar birleştiğinde yeni özellikler ortaya çıkar. Bütünlükler, parçalarına indirgenemez, karmaşık yapılar oluşturur.

Öğrendik ki yanlışları eleye eleye doğruları bulabiliriz. Doğruyu bulduğumuzdan da hiçbir zaman emin olamayız. Bilimin temelinde kuşkuculuk yatar. Olasılıklar bilinebilir; ancak kesin sonuçlar kestirilemez.

Ve daha neler neler öğrendik, öğrenmeye devam ediyoruz.

Tüm bunları öğrenince, öğretmen bilginin tek sahibi, öğretici rolünde kalamıyor, yaşamdan kopuk müfredat öğrencinin ilgisini çekmiyor, öğrencileri sözel sayısal diye saçma sapan sınıflamalarla ayıramıyoruz, test ve deneme sınavlarıyla parlak zekâları oyalayamıyoruz, devamsızlık sorununu tehditlerle çözemiyoruz, farklı yaşam biçimlerinin görsel ifadelerini disiplin maddeleri ile karşılayamıyor, karne notları verildikten sonra öğrencileri okullara çekemiyoruz…

Öğrenmeseydik, ne iyi olurdu mu diyorsunuz? Atom parçalanmasaydı, dünya düz olsaydı, bebekleri leylekler getirseydi…

“Durdurun dünyayı inecek var!” diyenlerden misiniz yoksa?

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Nasfet iristay dedi ki:

    Yazınızın belirli bir kitleye hitap ettiği aşikar.ama şayet paradigma yerine değerler dizisi,örnek,model,kuantum yerine atom altı parçacıklar,transhumaniz yerine yeni insanlığın tümü(bunu not kısmında kısaca açıklayabilirdiniz) gibi sizi okumak isteyen okuyucularınıza daha yakın olurdunuz kanısındayım.Saatte 1670 km hızla hareket eden bir dünyanında hemen durması zor olurdu(mecaz anlamda)

    1. Barış Aygener dedi ki:

      Nasfet Bey,
      Yazıyı tasarlarken bir taraftan gündemi yakalama kaygısı güttüm, diğer yandan ise söz konusu durumu temellendireceğimiz kuramsal birikimi kaybetmek istemedim, bunun sonucu olarak bilim ve bilim felsefesinin kavramlarını kullanmak durumunda kaldım, okuyucunun ileri okumaları için de referans oluştursun istedim söz konusu kavramlar. Duyarlılığının için teşekkür ederim, sonraki yazılar için küpenizi kulağımda hissedeceğim. Selâm ve saygılarımla

YORUM YAZ