İnsana İnanan Bir Model Kuantum Öğrenme / Barış Aygener Bodrum Gündem Yazıları

Barış Aygener
Barış Aygener
  • 20.05.2020
  • 1.404 kez okundu

Bugün dijital toplumdan söz ediyorsak bunda kuantum fiziği ve moleküler biyoloji çalışmalarının rolü büyük. Yeni fizik olarak adlandırılan bu çalışmalar sonrasında keşfedilen alanlar, Newton’un klasik fiziğine dayanan pozitivist paradigmasını yetersiz kıldı, yeni konu ve sorunları çözemez hale getirdi. Paradigmanın değişimi her alanda etkisini göstermeye devam ediyor.

Artık, tek nedenli ve tek yönlü, birinin diğerini belirlediği nedenselliklere dayalı çıkarımlar olguları açıklamada yetersiz kalıyor; mutlak, kesin doğrulardan değil olasılıklardan söz edebiliyoruz. Artık, biliyoruz ki dünyanın herhangi bir yerindeki kelebeğin kanat çırpışı dünyanın farklı bölgelerinde depreme neden olabiliyor. Olayların birbirinden bağımsız gerçekleşmeyeceği ortada, birlikteliği vurgulayan cümleler çoğaldı.

Lokomotifliğini fizik ve biyoloji bilimlerinin yaptığı çalışmalar, psikoloji alanında da yeni kuram ve yaklaşımların doğmasını sağladı, bu yaklaşımlar da eğitime uyarlanarak farklı ve yeni öğrenme modellerinin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. Bilişselci kuram, çoklu zekâ kuramı, sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı…

Kuantum fiziğinden yararlanarak geliştirilen öğrenme modellerinden biri, kuantum öğrenme.

Biliyorsunuz ki kuantum fiziğine göre görebildiğimiz ve göremediğimiz her şey enerjiden oluşuyor. Kendisi de enerji olan düşüncelerimiz çevreye sürekli enerji yayıyor. Ancak bunu kabul ettiğimizde yaydığımız enerjiyi kontrol etme şansımız olabilir. Olumlu düşünüp olumlu yaklaştığımız taktirde olumlu olaylarla karşılaşabiliriz. Yani bırakın sözlerimizi, düşüncelerimizin bile olanlar ve olacaklar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkisi var. Düşünüşlerimiz, olur, yaşama geçer, değiştirir, dönüştürür…

Bu düşünme biçimini öğrenme alanında kullanmak isteyenler, kuantum öğrenme modelini üretmişler, sınırları, yetersizlikleri, yanlışları, önyargıları vurgulayan ve potansiyelimizin ortaya çıkmasını engelleyen kalıp yargıların kırılmasını isteyerek.

Kuantum öğrenmenin geçmişi 1970’li yıllara, Bulgar eğitimci G. Lazanov tarafından geliştirilen ve daha çok dil öğrenmelerinde kullanılan “suggestopedia” çalışmalarına kadar götürülebilir. 1980’lerde ABD’de B. DePorter kuantum enerji çalışmalarını eğitime uyarlamak istemiştir. Kuantum fiziğinden hareketle oluşturulan ve pek çok yeni kuramın sentezlenmiş hali olarak ortaya çıkan kuantum öğrenme; hızlandırılmış öğrenme teknikleri ve NLP, sağ-sol beyin teorisi, üçlü beyin teorisi, görsel, işitsel, kinestetik öğrenme biçemleri, çoklu zekâ teorisi, suggestopedia, holistik eğitim, deneyimsel öğrenme, metaforik öğrenme, duygusal zekâ gibi birçok yöntem ve tekniğin anahtar kavramlarını kapsıyor.

Kuantum öğrenme anlayışının temel amacı nedir? Bireyin bir bütün olarak kendini gerçekleştirmesi. Anlayışa göre, bireyin öğrenme potansiyelinin ortaya çıkmasını engelleyen unsurlar, çevreden gelen, özellikle aile ve öğretmenlerin öğrenci üzerinde oluşturduğu olumsuz telkinlerdir. En yakınlarımızın üzerimizde oluşturduğu olumsuz yargılardan oluşan koşullandırma ve telkinler, sadece ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklarımızın temelini oluşturmuyor, bununla beraber öğrenme sürecimizi baltalıyor. Kaygı, korku ve olumsuz koşullandırmalar, var olan potansiyelimizin gerçek yaşamla buluşmasını önlüyor. Kuantum öğrenmede öğrencinin üzerindeki baskının ortadan kaldırılması önemli olduğundan, sınıf ortamında barok tarzı müzik dinlenmesinden rahat oturma olanaklarının hazırlanmasına kadar bir dizi önlem alınıyor.

Kuantum öğrenmenin her yaş grubu ve her stildeki öğrenenler için uygun olduğunu belirten DePorter’a göre, kuantum öğrenme beş temel ilkeye dayanır. İlk ilke, sınıf çevresi, vücut dili, derslerin ve ders notlarının tasarımının öğrenme ortamında bulunmasına dayanır. Çünkü ideal öğrenme ortamı; uygun ışık, amaçlı seçilmiş renkler, pozitif olumlama posterleri, bitkiler, sahne donanımı ve müziği içerir. İkinci ilke, derslerin orkestra düzeninde ve dikkatlice, amacına uygun olarak işlenmesidir. Üçüncü ilke, beynimizin karmaşık uyaranlarla baş etme çabasını anlamlı bulduğundan yeni öğrenilenlerin başka öğrenmelerle ilişkilendirilmesi gerektiğidir. Dördüncü ilke, öğrenme ortamının rahatlığının güvenli öğrenmeyi olanaklı kılacağı ve becerilerin sergileneceği düşüncesine dayanır. Beşinci ilke ise öğrenmeye değer olan bir şeyin kutlanmaya da değer olduğudur, bu ilke pozitif duygusal birlikteliklerin oluşmasına hizmet eder.

Kuantum öğrenme ilkelerinden hareketle, öğrencinin doğal öğrenme isteğini motive etmek ve öğrenmeyi, dinamik, kolay ve kalıcı kılmak adına, bir öğrenme tasarımı geliştirilmiş. Bu öğrenme tasarımının altı aşaması bulunuyor. Altı aşamalı modele, kuantum öğrenme döngüsü adı veriliyor.  İlk aşama, öğrencinin “yakalama”nmasına yönelik; bu aşamada öğrenilecek olanın yaşamla bağının kurulması, öğrenci deneyimlerini çağırması, öğrencide merak uyandırıp dikkat çekerek “Burada bana yönelik bir şeyler olmalı.” yargısının oluşturulması amaçlanır. Öğrencinin  öğrenmeye hazır hale geldiği; yani öğrencide “Sırada ne var, merak ediyorum.” duygusunun oluştuğu ilişkilendirme aşaması, beynin doğal öğrenme, keşfetme isteğinden faydalanır. Oyun, simülasyon, alıştırma ve çağrışımlardan faydalanılarak belleği geliştiren mnemotekni, zihin haritaları, takım etkinlikleri gibi teknikler kullanılır. Üçüncü aşama, etiketlemedir.  Etiketlemede, beynin doğal etiketleme ve tanımlama isteğinden yararlanılır ve bilgiler, formüller, sebepler ve mekânlar etiketlenir. Öğrencide “anladım” duygusunun oluştuğu; öğrenciye düşünme becerilerinin, öğrenme stratejilerinin ve kavramların öğretildiği bu aşamada renkler, grafikler, destekleyiciler ve posterler kullanılabilir. Dördüncü aşama, öğrencide yeni bilgiyi önceki bilgilerle birleştirme ve uygulama olanağı tanıyan “gösterme aşaması”dır. Öğrencilere öğrendiklerini uygulayabilecekleri aktiviteler vermek, onların ne bildiklerini anlamalarını sağlayarak onlara güven kazandıracaktır. Takım çalışmaları, gösteri, orijinal video çekimleri, posterler, oyunlar, şarkılar, not alma ve grafik çizimleri öğrenme sürecini kolaylaştırıcı tekniklerdir. Beyindeki sinir ağlarının güçlendiği, edinilen bilgi ve becerilerin öğrenenlerin beynine çivilendiği beşinci aşama “tekrarlama aşaması”dır. Öğrencide “bildiğimi biliyorum” duygusu oluştuğu için özgüven de  gelişir. Öğrenciye öğrendiklerini öğretme, oyun yaratma, drama, gösteri yapma gibi fırsatların verildiği bu aşamanın öğrencilerin gelişim seviyelerine uygun olması, çoklu zekâ içerikli olması ve farklı duyulara hitap etmesi önemlidir. Altıncı ve son aşama, kuantum öğrenmenin “öğrenme değerliyse kutlama değerlidir” ilkesinin gerçekleştiği “kutlama” aşamasıdır. Başarının, gayretin, sabır ve mücadelenin karşılık bulduğu bu aşamada öğrencide “Başardım” duygusu oluşur. Kutlama aşamasındaki etkinlikler değişkenlik gösterse de bu aşama öğrenme zevkinin yaşanması ve tekrar öğrenmeye ilişkin motivasyonun sağlanması açısından değerlidir.

Sosyal yaşamda da eğitimde de işin sırrı, insan insana iletişim kurmak, değil mi? Öğrencinin de insan olduğunu, değerli bir varlık olduğunu hissettirmek, insana inanmak ve güvenmek, emek vermek, olumlu, sevecen, samimi yaklaşmak… Böyle yaklaşıldığında beden de cevap veriyor, beynimizin tüm kıvrımları her ne yapıyorsak o işe katılıyor, bağlantılar kuruluyor, işte o zaman her şey eğitim materyaline dönüşebiliyor.

İşin sırrı sevgide, sevgiyle yaklaşmakta mı yoksa?

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ