DALLARIMDAN DÜŞEN YAPRAKLAR – Dr.Metin Aycıl Bodrum Gündem yazıları…

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 04.07.2020
  • 2.719 kez okundu

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,

Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,

Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında

Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.

Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar

Seninle yeşerdiler, seninle soldular..

Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

Özdemir ASAF – UMUT YAPRAKLARI

Yaşadığımız salgın günlerinden herkes ve her kesim olumsuz bir şekilde etkilendi. Bu hastalık nedeniyle aramızdan ayrılanlara rahmet, hastalara da şifa diliyorum.

Ben kendi payıma, bu salgın nedeniyle ilk kez yaşım ile yüzleşmek zorunda kaldım. Yaşım altmışaltı oldu; ancak benim hiçbir zaman ‘yaş’ diye bir gündemim olmadı. Hayat felsefesi olarak; “ezelden ebede” bir yolculukta olduğumu düşünürüm. Gelişim odaklı ve dinamik bir hayat sürdürmeye gayret ederim. İlk kez bu salgın, bana yaşımı, hem de adeta kafama vura vura sürekli hatırlattı. Uzun süre eve bağlı yaşadım, sonra da hafta sonları sınırlı saatlerde dışarı çıkabildim. Bu günlerin de geride kalacağına, birbirimizi kucakladığımız güzel günlerin yine geleceğine inancım tam.

İçinden geçmekte olduğumuz süreç nedeniyle mi bilemiyorum, olayları farklı açıdan da görüp değerlendirmeye başladım.

Büyüklerimi ve arkadaşlarımı bayramlarda ve özel günlerinde aramayı ihmal etmem, bazılarını kandillerde de ararım. Bu günlerin değerli fırsatlar olduğunu düşünürüm. Vefalı olduğumu çekinmeden söyleyebilirim; ‘Vefa’ benim temel değerlerimden biridir. Temel değerlerin niteliği, sizi tutsak almasıdır, yani isteseniz de başka türlü davranamazsınız; daha doğru bir ifadeyle, başka türlü davranmak istemezsiniz.

Dostlarımızı ve özellikle büyüklerimizi aramak, çocukluğumuzu ve gençliğimizi bugüne taşıyor; sohbet ederken, o yıllar bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçiyor. Bazen gülüyoruz, bazen gözlerimiz buğulanıyor.

Başta da söylediğim gibi, benim yaşım altmışaltı, dolayısı ile benim çocukluğumu bilen büyüklerimin sayısı gittikçe azalıyor. Ölümün ötesine uğurladığım her büyüğümün ardından, söz konusu büyüğümün bendeki yeri karanlık bir boşluk olarak kalıyor; zira onların yerinin dolması söz konusu değil.

Çok sevdiğimiz bir aile büyüğümüzü çok ileri bir yaşında sonsuzluğa uğurladık. İleri yaşına rağmen bilinci açık, zarafetinden hiçbir şey kaybetmemiş, eski bir İstanbul hanımefendisiydi. Kendisinin dostluğuna mazhar olmaktan her zaman gurur duymuşumdur; bunu kendisine de sıklıkla ifade etmişimdir. Din bilgini, filozof bir babası vardı. Babası ben on yaşındayken vefat etmişti. Aile büyüğümüzün zengin anılarının ses kaydını yaptığım ve kendisini ölümsüz kıldığım için çok mutluyum. Bu tür ve benzer anılarımı “Sokak Lâmbalarım” adlı bir kitapta topladım; ancak henüz yayınlatamadım.

Geçtiğimiz bayram aradığım bir büyüğüm yine bana güzel sözler söyledi, eski günlerden söz etti ve beni o güzel günlere geri götürdü; ya da o güzel günleri bugüne getirip beni yine çocuk yaptı. Her zamanki gibi çok mutlu olmuştum.

Geçen ay bir yakınımızı daha sonsuzluğa uğurladık. Evden çıkamadığım için uğurlamaya gidemedim. Eşini telefonla aradım. Sohbet ederken yine eski yıllar film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Ben de kendisine; “Artık altmışaltı yaşında oldum” dedim. Kendisi de bana; “Metin’ciğim sen de büyümüşsün” dedi. O kadar hoşuma gitti ki bu ifade; yanında olsaydım ellerinden öperdim.

Şuna karar verdim ki:

Büyüklerimiz yaşadığı sürece çocuğuz.

Allah hepsine sağlıklı uzun ömürler versin.

Çocukluğumun artık bana veda etmeye başladığını görüyorum. Bunun da, beni az da olsa ürperttiğini itiraf etmeliyim. Sonsuzluğa uğurladığım her büyüğüm, dalımdan düşen yaprak gibi. Hepsi benimle birlikte yaşamaya devam edecekler.

Ağaçlarımızda yeni tomurcuklar çiçeklenecek ve dallanacaklar; çocuklarımız ve onların çocukları, kuş cıvıltısı gibi baharı müjdeleyecekler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ