Kadına Aşk, Kadına Aşk, Kadına Aşk

Dr. Metin Aycıl
Dr. Metin Aycıl
  • 30.07.2020
  • 4.128 kez okundu

Bir kadın bu kadar özlenmez ki

Bir erkek bu kadar sevemez ki

Bir fırtına sanki

Hasretin dinmiyor, yaşamayan bilemez ki

Bu sevda nasıl biter?

Ah şu zalim geceler

Gelsin dostlar, içkiler

Ama ben yine gözü yaşlı derbeder

Bu sevda nasıl biter?

. . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . .

BİR KADIN BU KADAR ÖZLENMEZ Kİ – Nino VARON

Değerli sanatkâr ve müzik insanı Nino Varon birçok beste, güfte yaratmış ve birçok şarkıcının ünlenmesine vesile olmuş bir kimsedir.  Çok sayıdaki beste ve güftelerinin arasında; “Bir Kadın bu kadar özlenmez ki” çok etkilendiğim bir yapıttır; yukarıda sadece bir bölümünü paylaştım. Ebediyete uğurladığı Kadınının ardından yazdığı bu eserin hikâyesini de kendisinden dinleme hazzına erdim.

Kendi sesinden okuduğu aynı isimli albümünün kapağında şunları ifade ediyor Sevgili Nino Varon:

Bir kadın bu kadar çok özlenir; çünkü hakketmiştir özlenmeyi

Geride seni hatırlatacak bir eser bırakmadınsa hayatın boşa geçmiş demektir” söylemine birçok yazımda yer vermişimdir. Bir kimsenin, âşık olduğu Kadınını başyapıt yaptığı bir eserinde, ölümsüzlüğe ermesinin anlamı, Aşkının kimliğinde, kendi cennetini yaratmasıdır.

Size sağlıklı ömürler diliyorum ve önünüzde saygıyla eğiliyorum Sevgili Nino Varon.

Hayatta olan bir kimseyi yüceltmek, maalesef pek alışılagelmiş bir şey değildir. Gidenin ardından methiyeler düzmek de bana çoğu zaman anlamlı gelmez. Örneğin; ünlü ressam Vincent van Gogh’un hayatı geçim zorluklarıyla geçmiştir. Değeri ölümünden sonra anlaşılmış, yapıtları büyük paralarla alıcı bulmuştur. Bunun da kendisine hiçbir faydası olmamıştır.

Söylemek istediğim: İnsanları yüceltmekten çekinmeyelim; hele Aşkını yücelten ve Aşkında yücelen insanları yüceltmek hazzını hiç ertelemeyelim.

Yazımın başlığına anlam yüklemeye devam etmek istiyorum. Bunun için yine anılarıma sığınacağım:

Herhalde üç-dört yıl oldu, bir derste öğrencilerimle kaygılar ve korkular üzerine konuşuyorduk. Öğrencilerime; “Kaygıları, kaygılarla uğraşarak; korkuları, korkularla uğraşarak yok edemeyiz. Hiçbir şey yok olmaz zaten. Bunun yerine tutkularımızı ve sevdalarımızı güçlendirmeliyiz.

Ardından öğrencilerime sordum: “Kimler korkularını paylaşmak ister?” Bir öğrencim, uçaktan çok korktuğunu söyledi. Kendisinin, aynı zamanda bir Anne olduğunu biliyordum. Öğrencime şöyle bir soru yönelttim: “Diyelim ki, evlâdın Amerika’da ve uzunca bir zamandır görmüyorsun kendisini. Yine uçaktan korkar mısın?” Öğrencim hiç düşünmeden; “Hayır Hocam” cevabını verdi. Evlât sevgisi, uçak korkusundan çok daha ağır basmıştı. Gündemi “Korkumu nasıl yenerim?” değildi, hiç aklına bile gelmemişti.

Söylemek istediğim de bu. Terazinin bir kefesine korku, diğerine de tutkuyu koyduğumuzda; korkuyu yok etmek için yine korkuyla uğraşırsak, ister istemez “korku” kefesi ağır basacaktır. Oysa biz her zaman tutkularımızı ve sevdalarımızı beslemeliyiz. Bize yaşama sevinci verecek, bizi hayata bağlayacak olan tutkularımızdır.

Hayatımızdaki bütün olumsuzluklar için geçerlidir bu; öfke, kızgınlık, hastalık, kavga bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Farkındayım, yazımın başlığının altı hâlâ dolmadı; ancak sonuna geldim.

Gündemimizden eksik olmayan konu “Kadına Şiddet”. Şiddet karşıtı söylemler, lânetlemeler, yürüyüşler, demeçler, bildiriler. Çok da bir yararı da olduğunu maalesef söyleyemeyiz.

Terazinin bir kefesinde “Kadına Şiddet” varsa, diğerine de “Kadına Aşk”ı koyalım diyorum ve gündemimiz her zaman “Kadına Aşk” olsun diyorum. Manşetlere bunları taşıyalım, Aşkları paylaşalım.

Aşk ölümsüzlük demektir. “Hayat” ve “Ölüm” eksenlerinin kesiştiği noktadır ölümsüzlük. Bu noktada açan gülde bulur ifadesini Aşk.

Dilerim ki hepimizin yollarında güller açsın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ