Yeni Deprem Mekanizmasına Doğru – Ronald Karel Bodrum Gündem Yazıları

Ronald Karel
Ronald Karel
  • 05.11.2020
  • 4.484 kez okundu

İzmir depremi bizleri kahretti.

Türkiye neredeyse boydan boya bir deprem ülkesidir ve maalesef bununla yaşamaya mecburuz. Başka çaremiz yok.

Deprem Bilimci Prof. Övgün Ahmet Ercan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Seferihisar açıklarında meydana gelen depremin 2 bin 500 yıldan bu yana bölgede yaşanan bu büyüklükteki 17 depremden biri olduğunu söyledi.

Ercan, depremden çıkan enerjinin yaklaşık 40 atom bombası gücünde olduğunu ve deprem odağında 2 metre 36 santim yamulma yarattığını söyledi. Depremin kırık göçüntü türü olduğundan etkisinin de büyük olduğunu belirten Ercan, 15 ile 30 gün arasında sürecek artçı depremlerin 5.9 büyüklüğüne ulaşabileceğini kaydetti.

KIRIK BOYU 74 METRE

İzmir’in bazı ilçelerinde depremin 4 kat daha fazla hissedildiğini söyleyen Prof. Dr. Ercan, “Depremi İzmir, Bayraklı, Alaybey, Karşıya, Bostanlı Mavişehir, Çiğli 4 kat daha büyük duymuştur. Deprem odağındaki yamulma 2 metre 36 santimdir. Depremden çıkan enerji yaklaşık 40 atom bombası gücündedir. En güvenli yer olarak Yamanlar Dağı davranmıştır. Bu büyüklükte ya da daha büyük deprem olmaz. Deniz içinde oluşan kırık boyu yaklaşık 74 kilometredir. Son 2 bin 500 yıl içinde bu bölgede bu büyüklükteki depremlerin sayısı yaklaşık 17 tanedir” dedi.

Ahmet Övgün Ercan benim takdir ettiğim bir hocadır. Mütevazidir, ‘’şöyle deprem olacak, böyle deprem olacak diye sallamaz’’ Yazmadan, konuşmadan bin kere düşünür ve halkı boş yere tedirgin etmez.  Kendisiyle sohbet ederiz, konuşuruz.

2 Kasım tarihinde telefon ettim ve kendisine ‘’Bu İzmir depremi Bodrumu etkiler mi?’ diye sordum. Bana etkilemeyeceğini söyeldi. Güvendiğim yegane yer bilimci..

Depremlerden korunabilmek için her ne kadar tedbir alırsanız alınız yüzde yüzlük bir sonuca ulaşamayacağız. GeoCosmo olarak yılların verdiği tecrübe, çalışma ve araştırma sonucu bu konuda epey yol aldık.

Normal olarak, sağlıklı bir deprem kestirimini, (yani Anglo Saxon ülkelerinde yapılan bir hava tahmini gibi) yapabilecek duruma önümüzdeki birkaç senede geleceğimizi ümit ediyorum.

Bu ne demektir?

Şu, veya bu bölgede 72 saat sonra Mag 5.0 ile Mag 5.5 arası bir deprem olma ihtimali 80% e ulaşmıştır. Şimdi herkes takdir eder ki bu hava raporu kestirimi ile pek bağdaşmayan bir kestirim şeklidir. Hava raporunda 80% ihtimalle yağmur beklersin bir bölgede, ama yağmaz.. Adam sabah evden çıktığında eline şemsiyeyi almıştır ve basar küfürü.. Ama bir deprem kestirimi zaten insansları rahatsız etmiştir, ardında ölüm korkusu vardır, yıkım vardır. Depem olsa veya olmazsa sinirler gerilir. Hele hele büyük bir şehirde yapılacak böyle bir kestirim, deprem olsa da olmasa da kötü sonuçlar doğurur.

Deprem konusu değişiktir, hassastır. Aslında yaptığımız ve daha derinden benim yaptığım alt yapı çalışmasında deprem kestirimi, hava raporu kestiriminden daha gerçekçi olabilecektir. Çünkü hava raporu kestirimde her ne kadar muazzam yazılımlar kullanılıyorsa dahi, mesela bir yüksek basınç sisteminin son anda kuzeye çıkması, yağışı erteleyebilir yani yazılıma uymayabilir. Bu daha fazla büyük kasırgalar içindir. Son anda yön değiştirirler.

Halbuki bizim çalışmamızda depremin olduğu nokta bellidir ve sabittir.. Sistem oturtuluğunda depremin stres yapan noktası yani ‘focus’, kırılma noktası değişmeyecektir.. Epicenter yani depremin merkez üssü değişmeyecektir. Yeter ki mülti parametrelere dayanan sistemi oturtalım.

Kısacası deprem ön sinyallerini incelerken gerek depremin gerek kırılma noktası gerekse merkez üssü sabittir.


Yıkıcı İzmir depremine gelince. Eğer binalar sağlam yapılsaydı, kullanılan malzemeler eksiksiz olsaydı hiç kimsenin burnu bile kanamayabilirdi. Depremlerde sadece tusunamiler insanların hayatı için tehlikeli olmalıdırlar. Ama ne yazık ki bütün dünyada bazı açıkgöz mütahitlerin yüzünden depremler can almaktadırlar. Ya malzemeden çalıntı olmuştur ya da zemin sağlam değildir. Ben Fransa da bazı köy evlerinin kum üzerinde inşa edildiğini ve bir kuvvetli yağış nedeniyle onlarca evin çöktüğüne şahit olmuştum.

Ayrıca benim dikkatimi çeken bir konu da depremlerin kuvvetlerini ölçme konusudur. Bir deprem olduğu zaman kuvveti hakkında her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Neredeyse birçok kurumun kaydettiği kuvvet değişik oluyor.

Şimdi İzmir depreminin kuvvetini ölçen istasyonları görelim. Görüldüğü gibi biraz her kafadan bir ses çıkmışa benziyor. ASLINDA Mag 6.6 ile Mag 7.2 arası değişmektedir. Aşağıda gözükmüyor.

Bazı uzmanlara göre tusunaminin nedeni denizdeki taban 6 metre aşağıya düşmüş. Burada resim veya video koymamayı tercih ettim, zaten isteyen youtube dan bulabilir.

Deprem Ön Sinyalleri projemiz son aşamaya varmış durumdadır.

SAĞLIKLI BİR DEPREM KESTİRİMİ ANCAK EN AŞAĞI 13 SENSÖRLÜK YER İSTASYONLARINDAN YAPILABİLİR.

Ancak bu da yetmez. İstasyonlar ne kadar çok olursa ve aralarındaki mesafe 75 km ve cıvarı olursa belli bir sonuç elde edilebilir.

Gerisi yanlıştır, boşa çabadır.

Başaramazsak yine deneyeceğiz, yeni baştan yapacağız, gece gündüz demeden tekrar deneyeceğiz, hataları bulup tekrar deneyeceğiz. Taa ki muvaffak oluncaya kadar. Alaska daki istasyonu birkaç kere söküp baştan koyduk. Bilim böyle birşeydir. İçinde yüzeceksin, memur kafasıyla bilimsel araştırma olmaz. Ruhunu, zekanı ve bütün benliğinle yaptığın bilimsel araştırmayla aynı ruh olacaksın. O zaman eninde sonunda muvaffak olursun.. Ve dünyanda alabileceğin en güzel intikam, seninle 50 sene ‘’olmaz, bilimsel değildir ‘’ diyen dünya bilimadamlarına zaferini ilan etmekle olacaktır. Kavga ve laf yetiştirmek gerçek bir araştırmacıya yakışmaz. Bu gibi polemikler zavallı beyinlere yakışır.

Solda uydu sinyalleri sağda ise yer istasyonlarımızın sinyalleri ile elde edilecek sonuçlarla paketler hazırlanmaktadır. GeoCosmo ABD de Palo Alto da iki adet eksik sensörlerle istasyon kurdu. Bu istasyonların özelliği daha çok elktromanyetik dalgaları kaydetmektir. Alaska da Kodiak şehrinde 4 değişik sensörlü istasyon mevcuttur. Peru nun Lima şehrinde sadece elektromanyetik ve ozon kayıt eden istayon bulunmaktadır. Bunların hiç yeterli olmadığını bilerek sadece bazı ölçüm deneyleri yapılmaktadır.

Yukarıda görülen gerek uydulardan gerekse yer istasyonundaki olması gereken 12 ile 14 arası sensörden elde edebileceğimiz sinyalleri nasıl olası bir depremle bağdaştıracağımız üzerinde artık son safhaya gelmek üzereyiz. Bazı uluslararası jeolog ve bizim dediğimiz gibi sismolog ve depremciler bize danışman olarak katıldılar. Artık eskisi gibi yer bilimcileri bizi tanımamazlıktan gelmiyorlar.

Ben şahsen bazı geceler zoom toplantılarına gerek San Fransisco gerekse Tokyo saatlerine uymak zorunda kaldığım için çok az uyuyabiliyorum. Lakin bütün bu araştırmalar ve çalışmalar geleceğe ve hayat kurtarmaya dönük olduğu için bu zor hayatı büyük bir zevkle yaşıyorum.

Ülkem Türkiye başta olmak üzere her büyük depremde can kaybı ve mal kaybı gördüğümde kahroluyorum gerçekten.

Almanya daki Eumetsat ile yeniden kontrat imzaladım ve uydulardan görüntüler alabileceğim. Aynı zamanda NASA nın Terra ve Astra uydularındaki görüntülerini elde edebileceğiz. (Zaten elde ediyoruz)

 GÜNEŞ LEKELERİ (SUNSPOTS) VE DEPREMLER

 Bazı bilim adamları, güneş lekeleri ile Depremler arasındaki bir ilişkinin farkına vardılar ve depremleri tahmin etmeye yardımcı olmak için güneş lekesi (GÜNEŞTE AÇILAN DELİKLER) verilerini kullanmak istiyorlar. Teori, manyetik alanın yoğunlaşmasının jeo-kürede değişikliklere neden olabileceğidir. NASA ve Avrupa Yer bilimleri Birliği, güneş lekesi hipotezine çoktan onay damgasını koydu; bu da, güneş-dünya ortamındaki değişikliklerin, kendisine eğilimli alanlarda depremleri tetikleyebilecek dünyanın manyetik alanını etkilediğini öne sürüyor. Böyle bir tetikleyicinin nasıl çalışacağı halen belli değil.

Journal of Scientific Exploration, Cilt. 17, No. 1, s. 37–71, 2003, de depremleri anlamaya çalışan jeofizikçilerin karşı karşıya olduğu daha gerçekçi sorunları ele alan mükemmel bir rapor var. GeoCosmo olarak, güneş lekeleri meydana gelir gelmez 50% ihtimal yer çekiminde bir raharsızlık meydana geliyor. Bu konuda bilimsel makaleler yayınlandı.

Benim de bu konuda dünyanın her yerinde yayınlanan ciddi bilimsel makaleleri elde etmek. Ayrıca kendime göre istatistikler de tutuyorum.

Twitter da beni takip edenler bilirler. Ben bir de proton ağırlığı üzerinde duran bir araştırmacıyım.

Nature Scientific Reports’ta 13 Temmuz’da yayınlanan yeni bir çalışma, Güneş’teki güçlü patlamaların Dünya’da büyük depremleri tetikleyebileceğini öne sürüyor. Yazarlar, ISC-GEM kataloğunda bildirildiği üzere, SOHO uydusu tarafından kaydedilen 20 yıllık proton yoğunluğu ve hız verilerini ve ilgili dönemde dünya çapındaki sismisiteyi analiz ettiler. Proton yoğunluğu ile büyük depremlerin oluşumu (M> 5.6) arasında, bir günlük zaman kayması ile net bir korelasyon buldular.

Güneş Lekesinin yapığı patlama NASA’nın SOHO uydusu üzerindeki LASCO, MDI ve EIT kameraları ile görünebilir. Güneş patlaması, güneş lekelerini oluşturan manyetik ilmek üzerindeki plazmanın, manyetik konfigrasyon değişimi nedeniyle ani olarak salınması ile oluşur.

Güneş patlamaları, güneş rüzgarları, proton ağırlığı ile Kp anormallikleri bir araya getirilip büyük depremler ile istatistiksel sonuçlar elde edilmiştir.

Bu araştırmalar sadece Lorents kuvvetinin faylarda dengesizlik yaratması üzerine hesaplanmıştır. Lakin dünyamız güneş fırtınaları esnasında sadece elektromanyetik fırtınalara maruz kalmayıp bir yığın gaz parçacıklarının da etkisi altında kalmaktadır.

İYONİZE DEPREM BULUTLARI

Hatırlatalım.

NASA Ames’teki laboratuarlarda gerçekleşen deneylerle başlamıştı ve deneylerden şu sonuç alınmıştı.

Tektonik güçler yeryüzündeki levhaları veya levha parçalarını birbirlerine ittikçe, kayaların bazı kısımlarında stres oluşturuyor. Bu itmeler eğer sabit hızda olursa, stres doğrusal olmayan şekilde artıyor; yani bir yerden sonra aşırı derecede artıp depreme sebep oluyor. Fakat depremi oluşturan bu geri dönüşümü olmayan noktaya gelinmeden önce, kayaların stres altındaki yerlerinde “positive hole charge carrier” denilen, kayaların içinde rahatça dağılabilen elektronik şarjlar ortaya çıkıyor.*

Bu parçalar yüzeye geliyor ve yer yüzeyinde çok yüksek elektrik alanı oluşturuyorlar. Bu yüksek elektrik alanlarının yüksek voltaj yüklü alanlar ile aynı olmadığını belirtmek lazım.

Çünkü elektrik alanını hesaplamak için, voltajı uzaklığa bölmek gerekiyor. Voltaj sadece birkaç volt olsa bile, uzaklık kısa olursa (mesela birkaç nanometre kadar), oluşan elektrik alanı santimetre başına bir milyon volt’a eşit oluyor. Bu miktar, havanın yeryüzüne elektron vererek iyonize olmasını sağlamak için yeterli bir miktar. Pozitif yüklü iyonlar havaya karışıyor ve sürüklenerek veya konveksiyon ile atmosferde yukarıya çıkıyor. Bu iyonlardan her birinin üzerinde bir su taneciği yoğunlaşabilir. Fay hattı üzerinde bulutların oluşup oluşmayacağını, nerede ve ne zaman oluşacağını belirleyen çok önemli bir kriter, havanın yüksekliğe bağlı olarak nemi ve sıcaklığıdır.

* (“positive hole”, elektronların eksilmesi ile oluşuyor. Elektron eksikliği, eklenmiş bir pozitif şarj ile aynı etkiyi yapıyor ve bu “delikler” elektrik alanlarında pozitif şarjlar gibi davranıyor).

İyonize deprem bulutlarının meydana gelebilmesi için rutubet-nem şarttır. Yoksa 6.0 kuvvetindeki bir deprem dahi deprem bulutları yapmayabilir. İkinci önemli husus da depremin merkezi en aşağı 25 km civarı olabilmeli ki bozuk elektronlar yeryüzüne çıkabilsinler.

Bana günde birkaç kez sabit bulut fotoğrafları gönderiliyor. Kimse zahmet etmesin, fotoğraflardan bir şey anlaşılmaz. Bulutların hareketleri önemlidir. Ayrıca o hareket eden bulutların tam nerede oldukları da çok önemlidir. Hava haritasını görmek lazım. Cepheler varsa görmek lazım. Sıcak cephe, soğuk cephe, stasyoner cephe veya en çok aldatan occlusion cephe gibi. Nem durumu çok önemlidir. Rüzgar yönü ve hızı, orta tabakadaki bulutların isimleri ve alt tabakadaki bulutların hız ve yönleri vb.

Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi, iyonize bulutlar tam depremin olduğu hepicenter ın üzerinde oluşmayabiliyorlar. Bunun iki sebebi var. Ya kayalar geçit vermiyorlar ve yukarıya çıkmak için yerin altından ilerliyorlar, ya da çıktıkları atmosferde nem az olduğu için iyonlar oluşmuyorlar. O zaman resimde görüldüğü gibi Marmara denizinin güneyinde nemle karşılaştıklarında iyonize bulutlar oluşturuyorlar. Bizim yaptığımız araştırmalar göre bu H202 yani peroxy ilave ediliyor. İşte bu 75% ve 90% nem oranında oluşan bulutlar, örneğin bir alçak basınç sisteminin güneyinde güney batıdan kuzey doğuya doğru hareket ediyorlarsa bile sabit kalıyor gözüküyorlar. Çünkü bunlar gerçek anlamda meteorolojik bulut kitleleri değiller. Yine de normal bulutlarla karıştığı için bazen tam olarak keşif edilemiyorlar. Burada dikkat edilecek başka bir husus da deprem derinliğidir. Eğer 1 km ile en fazla 35 km civarı olursa o zaman iyonizasyon görülebilir. Ama yine de litodferin jeolojik yapımı çok önemlidir. Çok derinde meydana gelen bir deprem çok nadiren bulut yapar, iyonların yani elektrik şarjların yer yüzüne çıkmaları çok zordur.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi depremin derinliği çok fazla, atmosferde nem oranı çok yüksek olmasına rağmen iyonize bulutlar oluşmamıştır.

Yukarıdaki resmi bana arkadaşım Seçkin Vaner gönderdi. Mart 1970 senesinde Gediz depremi öncesi keşfettiğim ilk anormal meteorolojik olaydı. Alt tabakadaki stratus bulutları aşağı yukarı 5 saat kadar, orta tabakadaki nimbo stratuslara tam ters yönden hareket ettiler. Occlusion cephe yoktu. Sıcaklık azalmadı, barometre yükselmedi bile. O gece Gediz fena halde sallandı.

Yukarıda ise Kobe de deprem olmadan önce litosferden tam dik olarak atmosfere yükselen iyonze bulut görülüyor. Gelecek yazımda İtalya da meydana gelen depremlerden önce atmosferdeki bulutları yayınlayacağım.

Yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü gibi bulutların şekilleri önemli değildir. Bulutların duruşları ve genel meteorolojik durumlardaki hareketleri çok önemlidir. Lakin bunu anlamak için temel bir meteoroloji bilgisine sahip olmak lazımdır.

Sevgili arkadaşlar, tekrar yazıyorum. Bizim ülkemiz bir deprem ülkesidir, bununla beraber yaşamaya alışmalıyız. Mühim olan yaşadığımız binaların sağlam zeminlerde ve depreme dayanıklı olarak inşaa edilmesidir. Gelecek makalemde İtalya depremlerinin hangi atmosfer şartlarında meydana geldiklerini yazacağım. Yukarıdaki İyonize bulutlar başlığının altındaki resim onlardan birisidir.

Sağlıcakla kalınız.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ