enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Melih Cevdet Anday’ı Özlemek

          Not almayı ya da sevdiğim yazıları arşivlemeyi severim. Eskiden gazete kesikleri biriktirir, ajandalar doldurur, sık sık da bunlara göz atardım. Günümüzde dijital bellekler bu işleri üstlendi; hem kolaylaştırdı hem de zaman kazandırdı. Fakat yine de el yazısı notları karıştırmak güzel. Geçenlerde bir başka belgenin izini sürerken Türk edebiyatının seçkin kalemlerinden Melih Cevdet Anday’ın yıllar önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Çığır ve Şiraze” başlıklı yazısına rastladım. Bir baktım ki, son cümlesinin altını çizmişim: “Akla aykırı bir yaşantı içindeyiz.” (08.4.1997).

Yüreğim cız etti; aradan neredeyse çeyrek yüzyıl geçmiş, değişen bir şey yok. Hatta daha kötüye, akıldan tümüyle uzaklaşmaya yönelik bir gidişe tanık oluyoruz hep birlikte. Toplumun önemli bir bölümü bilimsellikten uzak yaşıyor ne yazık ki. Lafa gelince aklın ve bilimin gücünü savunur görünenler bile, kimi sert dönemeçlerde tavır değiştirip bambaşka yollara sapabiliyorlar. Büyük bir kesimle herhangi bir konu üzerinde konuşamıyor ve tartışamıyorsunuz. Bir süre sonra oradan buradan devşirilmiş boş inançların gölgesi çöküyor üstünüze çünkü. Yol almanız olanaksız.

O kısacık cümle, bir an için bunları düşünmeme neden oldu. Sonra arkama yaslandım ve Melih Cevdet Anday’ın yazılarını, şiirlerini ne kadar özlediğimi fark ettim. Kendisiyle yüz yüze tanışmamıştık, yaz aylarını Ören’de geçirdiğini biliyordum üstelik, birkaç kez yolumu düşüreyim dedim, olmadı. Dişe dokunur bir gerekçe olmadan herhangi birinin karşısına çıkmayı sevmem çünkü. Benzer bir çekingenliği son yıllarını Turgutreis’te geçiren Ülkü Tamer’le de yaşamıştım. Sonu pişmanlık mı, evet! Ama bir noktaya kadar… Neyse, o da ayrı bir yazının konusu.

Dönelim Melih Cevdet’e. Hemen her okul söyleşisinde sorulan sorudur: “Örnek aldığınız bir yazar oldu mu?” Gönül rahatlığıyla yanıtlarım: “Evet, oldu: Melih Cevdet Anday.” Edebiyatın merdivenlerini çıkarken birden fazla ustadan etkilenirsiniz kuşkusuz, ama kimilerinin eteğinden daha sıkı tutarsınız. Melih Cevdet benim için böyle biriydi. Onun yapıtlarını okuyarak her metnin, -elbette şiirin de- düşünsel bir altyapısı olduğunu, bunu estetik bir biçime dönüştürmede “ses”in çok önemli bir işlev taşıdığını öğrendim. Bu etkiyle gerek yetişkin, gerekse çocuklar için yazdığım kitaplarda metnin iç sesini ve sözcük ekonomisini göz önünde tutmaya çalıştım, çalışıyorum.

Daha sonraları kendi yolunuzu buluyor ve bir zamanlar önder bellediklerinizle belli bir aralık oluşturuyorsunuz gerçi. Bu da doğal. Ama Melih Cevdet Anday’ı toplumsal aydınlığın ivmesini artıran kültür adamlarından biri olarak gördüm hep. Yalnız şairliğiyle değil, köşe yazıları ve birbirinden önemli denemeleriyle de bu ülkenin geleceğine önemli katkılarda bulunduğuna inandım.

“İnsanlık, eninde sonunda, bilim–dogma çatışmasını her yerde yaşar. Çağın buyruğudur bu. Biz işte bu çatışmayı tam olarak yaşayamamışızdır. Bilim inancımız, sınıf geçmeye yetecek oranda kalmıştır hep. Aydınlanmayı yarım yaşadık,” derken de birkaç cümleyle onulmaz hastalığımıza neşter vurmaktadır. Bu sözlerde yer alan, “sınıf geçmeye yetecek oranda” saptamasına dikkat kesilmeliyiz. Gerek eğitim alanımızda, gerekse çağdaş dünyayla kurduğumuz ilişkilerde böyle bir kolaycılığın ardına sığınmıyor muyuz? Aydınlanmaya dönük bir düşünce yapısını benimsemeden ve onu hakkıyla özümsemeden, deyim yerindeyse ‘kopya çekerek’ ve hatta ikiyüzlü davranarak şirin görünmeye çalışmıyor muyuz?

Anday, her zaman ilericiliğin, devrimlerin, toplumsal mutluluğa dönüşecek yeniliklerin yörüngesinde yer almıştır. Bu yörüngede gezinirken de sık sık uyarmıştır okurlarını. İşte onlardan yalnızca biri: “İkide bir Mustafa Kemal yaratılamaz. Gericiliğe ödün vermenin acı sonuçları ile karşı karşıyayız.”

Şöyle bir çevremize baktığımızda, bu türden uyarılara toplumun hâlâ gereksinimi olduğunu gördükçe, o güzelim yazılarına insanın nasıl olur da özlemi artmaz?

Ya şiirleri? Üzerinde günlerce konuşulabilir, ancak biz minik bir esintiyle yetinmek zorundayız:

“Ey haksızlığın ve yalanların amansız düşmanı aklım

           Ve ey kalbimdeki sonsuz aşk

           İkinize güveniyorum.”

Bu dizeler bile birçok şeyin anahtarı aslında. Bu anahtar belki ilk anda göze çarpmaz, herkes tarafından bir çırpıda bulunamaz, fakat insanın doğayla, öteki insanlarla, nesnelerle ve zamanla olan ilişkisini derinden irdeleyen bir bilgedir o. Mitoloji ile çağdaşlığı birleştiren estetik yorumlarını özlüyorsak bugün, işte bu bilgeliktir özlemimizin kaynağı. Değerli yazar Vecihi Timuroğlu’nun, Melih Cevdet Anday’ı incelediği kitabına “Bilge ve Duyarlı” başlığını koyması da boşuna değildir.

“Göçebe Denizin Üstünde” adlı yapıtının sunuş dizeleri, bütün ürünlerindeki yetkinliği ne güzel özetler:

“Tam konuşmaya başlarken

           Güneş açmasın mı”

Kimdir konuşan? Kendisi mi, kurmaca bir karakter mi? Bence ikisi de… Konuşan ya da konuşturan Melih Cevdet Anday olunca, her buluşmada ayrı bir güneş açar zihnimizde. Bu da aydınlanmanın başka bir boyutudur doğrusu. Ünlü eleştirmen Mehmet H. Doğan, onun için Yaşı belirsiz bir ustadır,” demişti.

Öyledir gerçekten.

Demek ki her zaman özleyeceğiz!

******

Yorumlar

  1. Muhammet TOMAR dedi ki:

    Cumhuriyetin ikinçi sayfasındaki yazılarını birde RAZİYE diye bir roman öztini okudum .Cumhuriyetteki bir yazısınında bize bazı derslerin gereksizliği ile ilgili herdersin gerekliliğini çok basit bir şekilde anlatımı hiç aklımdan çıkmadı zaman zaman öğrençilerime adını anarak anlatmışlığım var .Özlüyoruz Mehmet hocam sizide zevkle okuyoruz iyi ki varsınız yüreğinize kaleminize sağlık

    1. Mehmet Atilla dedi ki:

      Sevgili dostum, Samsun’u ve oradaki dostlukları hiç unutmadım. Yazdığım her şeyin özünde sizlerle geçen on yılın birikimi ve izleri var mutlaka. Desteğine, içtenliğine çok teşekkürler. Her zaman…