enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Bodrum, diye diye

Bodrum, diye diye

Bodrum’la ilgili gözlemlerime geçmeden önce Bodrum adı gündeme geldiğinde dillerden düşmeyen ve yer yer fısıldadığımız trajik türkünün sözleriyle yazımıza giriş yapmayı uygun buldum.

Söylentilere ve yazılanlara göre; Bodrum Hâkimi, görevini yürütmekte iken canına kıyan güzel mi güzel Mefharet Hanımla ilgili değişik söylentiler var. Bunlardan mantıksal olanı; “Gönül ferman dinlemez”, sözcüklerinden devinimle Bodrum Adliyesindeki meslektaşı evli bir hâkimle gönül ilişkisine girerek istenmeyen sonuç sonrasında intihar ettiğidir!

Bir başka söylentiBodrum Hâkimi Mefharet Tüzün, Türkiye’nin ilk kadın hâkimlerindendir. 24 Eylül 1951 yılında Bodrum’da göreve başladı. Keşiflere at sırtında gidip geldi. Cesurluğu ve girişimciliğiyle kısa zamanda yöre halkının sevgisini kazandı! 1954’te kaybettiği nişanlısının ardından Tüzün’ün de beklenmedik ölümü, Bodrum’da büyük üzüntü yarattı! Bodrumlular, hâkimlerine olan sevgi ve saygılarını bu belirgin türküyü yakıp çığırarak yaşattılar.

Bu konuda araştıramaya dayanan, değişik kalemlerin aktardığı başka söylentiler de var.

***

Bodrum’dan söz edildiğinde elbette ki  Cevat Şakir Kabaağaçlı anımsanır. Bodrum Kalesi yakınındaki Cevat Şakir anıtının önünde yerimizi  alarak görüntülendik. Önündeki yazıyı okuduk.

17 Nisan 1890 tarihinde Girit’te dünyaya gelen Cevat Şakir Kabaağaçlı, İstanbul Robert Kolej’den sonra Oxford Üniversitesinde Yakın Çağlar Tarihi okuyarak mezun olur. Ülkesine döndükten sonra değişik gazetelerde çalışan Cevat Şakir, aile içinde gelişen ve nedeni tam olarak bilinmeyen bir olay sonrası babasını öldürür! 14 yıllık cezası hastalığı nedeniyle yedinci yılında bağışlanır.

Dergilerde yazmaya devam ederken, resim ve karikatür de çizer. Karşıt duruşlu kişiliği ve yazılarıyla dikkati çeken Cevat Şakir’in özgürlüğü uzun sürmez. Yazdığı bir yazı yüzünden üç yıl Bodrum Kalebentliğine sürgün edilir.

Onun için Bodrum sürgünü bir ceza değil, ödül olmuştur. Bu ödülün hem yazara, hem Bodrum’a hem de edebiyat dünyasına verildiğini söylemek uygun olur!

O artık Bodrum’un yazarıdır, şairidir, ressamıdır, süngercisidir, bahçıvanıdır, araştırmacısıdır. O artık bir  Halikarnas Balıkçısıdır. Elinde ışığı, Ege ve Akdeniz uygarlıklarının peşinde bir Diogenes’dir.

Onun tanınmasını sağlayan yazıları, zengin ve renkli doğa ortasında kaderiyle savaşımda olan insanlarla onları istismar eden insanlar arasındaki çatışmaları konu eden öykü ve romanlarıdır. Bu yapıtlarında deniz vemitoloji yanında gündelik yaşam iç içedir. Olaylar denizin üstünde, dibinde ya da kıyısında geçer. Kıt kanaat geçinen karakterlerinin gönülleri zengin, yürekleri aşk ve şiirle doludur.

Cevat Şakir, doğayı olduğu gibi seven, denizi, dağı, ağacı, kuşu, balığıyla doğayı yapıtlarına aktaran bir yazar olduğundan; toprağa ve denize geniş bir kültür birikimi ve zengin bir gönülle yaklaşır. Onda insan; kültür, tarih ve mekânın bir ürünüdür. Ege Bölgesi ve Anadolu’da yaşayan insan, bu topraklar üzerinde çiçek açmış ve olgunlaşmış uygarlıkların doğal mirasçılarıdır.

Onun Anadolu uygarlıklarına ait ilginç görüşleri, takip eden yıllarda “Mavi Hümanizma” diye adlandırılacak bir akım başlatır. Binlerce yıl önce, mitoloji kahramanı Odysseus’un dümen kırdığı bu mavi rotadaki serüvenli yolculuğa  “Mavi Yolculuk” adı verilir. Sonraki yıllarda turistik bir nitelik kazanarak Bodrum’u uluslararası üne kavuşturan bu yolculuk, aslında bir Akdeniz yaşam felsefesidir.

Cevat Şakir, Ekim 1973’te dünyaya son kez “Merhaba” diyerek aramızdan ayrılmıştır.

***

Bu yaz Bodrum’a tatile gitmeye karar verdik. Bir akşamüstü kızımın kullandığı araçla başladı yolculuk…

Gebze’yi geçtikten sonra  Osmangazi asma köprüsünü dört dakikada geçerek İstanbul, İzmit, Yalova, Bursa, Balıkesir illerinden yol kat ederek Akhisar Öğretmenevi’nde konaklama…

Sabah kahvaltısı sonrası doğaya süzülen güneşin ilk ışıklarıyla Manisa, İzmir illerinden Aydın ve Muğla iline… Söke, Bafa Gölü kıyısı, Milas ve Bodrum…

Neden sonra Akyarlar’da G…. Apartlara yerleştik. Sahipleri Ayhan-Cahit Gülan çiftiyle tanışmanın mutluluğunu yaşadık. Havuz başında çaylarımızı yudumladık. Ayhan Hanımın seslendirdiği şiirini dinledik. Başkaca  kısa söyleşilerimiz oldu. Şenel Altınparmak’ın apartta hem müdür hem de işçi işlevli başarılı çalışmasına tanık olduk. Günün belli saatlerinde havuzdan yararlandık ve çevresinde dinlenme olanağı bulduk. Havuz kenarındaki serin ortamda Şenel’in bağlamasıyla çalıp söylediği türküleri dinledik. Eşi Ayşe Hanım becerikli ve pratik… Ortaokul öğrencisi ikiz kızları Leyla ile Naz’ı sevimli bulduk! Onlara yapıtlarımdan imzaladım. Dilerim kızların gelecekleri ve kaderleri güzel olur!

İz bırakan öteki saptamalarım tümce tümce ve dize dize aşağıdadır:

*       Güneşin ilk ışıklarının masmavi denizle kucaklaşıp gözümüzde ulaşması kayda değer ve özgün bir görüntü…

*       Bostan satıcısı Hüseyin,  büfeci Mine ve garson Soner’in belirttiğine göre:  “Bodruma gelmeyen bir, gelen iki pişman!” İşletmeciler ve satıcılar, “altın yumurtlayan tavuğu kesme” düşüncesindeler… Bir porsiyon pidenin ünlülere 150.-TL’den satıldığını da söylenmektedir.

*       Cumartesi günü Turgutreis pazarına gittik. Arz talep dengesine göre olmalı, tüm ürünler pahalı. Özellikle üretici, “nasıl olsa alacaklar” kısır düşüncesinde ve fiyatları bu doğrultuya ayarlı… Dar gelirli, emekli ya da aylıklı memurun Bodrum’da tatil yapması olanaksızdır. İnanınız İstanbul, Bodrum’dan daha ucuz…

     İstanbul’dan site komşumuz Cüneyt-Ergül Ergen çiftinin Bodrum-Milas arası Adabükü sahilindeki satın aldıkları iki katlı yazlık evlerine ‘hayırlı olsun!’ ziyaretinde bulunduk. Babaları Kazım Ergen’le plaj sohbeti yaptık. O gece birlikte Bodrum’a geldik. Kaldırımlarda akan insan selinde özgürlük arayan genç bayanlara özgü podyumsal görüntülere bakarak küçük adımlarla caddelerde gezindik.

      Ergenler, döneceğimiz gece kaldığımız mekâna ziyarete geldiler. Kızımın doğum günü kutlaması da gerçekleştirildi.

*      Dokuz günlük tatil sonrası güneşin doğayı kucaklayan ilk ışık ve ışınlarıyla Bodrum’dan ayrıldık. Öğleye doğru Saruhanlı yakınlarında yol üstü “Bekir Bey’in Köylü Pazarı” sergeninde mola verdik. Baba, ana ve oğulun ilgisini gördük. Dinlendik, alış veriş ve kahvaltı yaptık.

Geliş yolumuzda ilerleyerek kısa bir mola daha verdik ve on saat sonra İstanbul’a döndük… Böylece (11–21 Ağustos 2016 arası) Bodrum tatilimiz noktalandı.

*

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.