enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Usta Gazeteci Orhan Erinç kaleminden Gazeteci Çetin Emeç (Basın tarihine notlar)

Usta Gazeteci Orhan Erinç kaleminden Gazeteci Çetin Emeç (Basın tarihine notlar)
Çetin Bey’i (Emeç) bir silahlı saldırı sonucu kaybedişimizin 31’inci yılında sevgi ve özlemle anıyorum.
7 Mart 1990 sabahı evin telefonu çaldı. Açtım, Sesinden tanıdığım TGC Başkanı Nezih Demirkent’ti. Üzgün bir sesle; “Orhan,Çetin’i vurmuşlar…” dedi ve kapadı. Ben de TGC Genel Sekreteriydim. Evlerimiz arasında da 500 metre ya var, ya yoktu. Hemen bir taksiye atlayıp Göztepe SSK Hastanesinin yolunu tuttum ama iş işten geçmişti…
*******
Meslektaşlarım, Çetin Bey’in genel yayın yönetmenliğini, aslına uygun bir biçimde anlattılar. Ancak giderek azalıyoruz. Çetin Bey’in
o düzeye nasıl geldiğinin özeti de eksik kalmasın istedim. Ben Son Posta’da 14 Şubat 1957’de gazeteciliğe başladığımda gazetenin sahibi Demokrat Parti İzmir Milletvekili Selim Ragıp Emeç, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü de büyük oğlu Çetin Emeç’ti. Çetin Bey aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiydi. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonunda, 5 Haziran’da Selim Bey tutuklandı. Böylece gazetenin bütün yükü Çetin Bey’in üstüne kaldı. Selim Bey, şeker nedeniyle gözleri rahatsızlandığında, döviz tahsis kuyruğuna girip Maliye Bakanından imza almayı kendine yediremediğinden görmez olmuştu. Gazetenin tiryakilik yaratmış köşesi ikinci sayfadaki “İster İnan İster İnanma” köşesiydi. Bilgi deneyim ve gözlem isteyen yazıları Selim Bey yazardı. Tutuklandıktan sonra köşeyi Çetin Bey yazmaya başladı ve böylece eylemli gazeteciliğe adım atmış oldu. Sonra adına köşe de açıldı. Askeri yönetim, diğer milletvekilleri gibi Selim Bey’in gelirlerine de blokaj uygulamıştı. Bu uygulama gazeteyi de kapsıyordu. Çetin Bey’in bütün çabalarına karşın gazetenin son sayısı 28 Eylül 1962’de çıktı. Ücret ödemeleri aksadığında mürettiphane iş bırakınca yeni bir sayı da yayımlanamadı. Çetin Bey’in ve bizlerin yetiştiği ortam, gazeteciliği hiç koşulsuz önde geldiği bir ortamdı. Selim Bey’in DP Milletvekili olması haberciliği etkilemezdi. Ben 1960 yılı Ocak ayında istihbarat şefi oldum. Selim Bey’den hiç bir uyarı almadım. Selim Bey’i 2 Ağustos 1970’de kaybettik. Ve mezarı başında öğrendik ki; Adnan Menderes birkaç haber için kendisini arayıp teessüflerini ……………..
*******
(Buraya gelince heyecan, hüzün ve biraz da yatakta yazmanın ciğerlerimi sıkıştırması sonucu olsa nefes alma zorluğu yaşadım. Küçük kızım Aslı, cankurtaran çağırmış. Onlar da beni Florence Nightingale Hastanesi (Kızıltoprak) Acil Servisi’ne götürdüler. Bir caba başladı. Birisi oksijen tüpüne bağladı, birisi kan aldı, birisi röntgen makinesini getirip, yataktayken ciğerlerini arkasına film şasisini koyup röntgen çekti. Birisi de bir kez daha Kovit-19 testi yaptı. Doktorlar hep yanımdaydı. Beş saat kadar sonra “Bir şey yok eve gidebilir” demişler. Kovit testim de negatif çıkmış. Yalnız gece yazı yazmamı yasaklamışlar. Tam burada ara vermişim. Şimdi aypedin başına geçtim.)
*******
bildirmiş. Selim Bey bunların hiç birini bize yansıtmadı. Ustalarımız Özer Öztep, Muzaffer Kayar, Cengiz Tuncer, Tarık Dursun
K. ve Son Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Yücel’den öğrendiklerim ile 61 küsur yıl gazetecilik yapabildiğimi sanıyorum. Son Posta bir dönem atılım yapabilmek adına Necip Fazıl Kısakürek’i kadrosuna aldı. Çetin Bey evine gittiğinde kendisine pastahaneden aldığı Profetirol  ve milföyleri ikram ederken “Sizin için yaptırdım” dediğini anlatırken kıkır kıkır gülerdi Necip Fazıl. Yassıada davaları sürerken bir gün “KırmızıYakalı Gardiyan” başlıklı bir “Çerçeve” yazdı. Yazının kurmay subayları hedef aldığı iddiasıyla ortalık karıştı. Bedii Faik Dünya’da çok sert bir yazı yazdı. Necip Fazıl yanıt verdi ve polemik belden aşağı sözcüklerle sonuçlandı. Bedii Bey yıllar sonra yazılarının gerekçesini
“Kuleli Askeri Lisesi protesto yürüyüşü yapıp Son Posta’nın camını çerçevesini indirecekti.Onu önlemek için öyle yazdım” demişti.
Çetin Emeç ile ilişkimiz Hayat, Ses dergilerine geçtiği zaman da sürdü. İstanbul’un sorunlarına ilişkin bir konu oldu mu bana yazdırıp telif öder,
Hayat Dergisi’nin diline çevirmeyi de kendisi yapardı. Ben 1981 Ağustos’unda Nezih (Demirkent) Ağabey tarafından Hürriyet’e alındım. İşim çok değerli bir kadro tarafından hazırlanan ansiklopedinin yöneticiliğiydi. Uzun süredir çalışılıyordu. 1981 yılının Aralık ayında Nezih Ağabey gidince idare ve yazı işleri de ayrıldı. İdarenin başına Arda Gedik, Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliğine de Hürriyet Grubu’nun içinden Çetin Emeç geldi. Arda Bey lise düzeyindeki öğrenciler için hazırlanan ansiklopediyi Hürriyet’e yaraşır bulmadığı için kapatmak istedi. (Bunun hikayesini Yusuf Çotuksever Hocam yazsa basın kültür tarihine çok önemli bir katkı olur.)
*******
Kıbrıs çıkarması sırasında 5N1K kuralı kapsamında kesin cümlelerle yazılmayan bilgilerin aktarılması için Nezih Bey “Bir Günün Hikayesi”
adlı yazanı belli olmayan bir köşe yaratmıştı. Çetin Bey o köşeye de sahip çıktı. Editörlüğünü bana verdi. En çok bilgi aktaran arkadaşım Sezai Bayer’e buradan selam olsun. 1982 yılında kimse olmadığı için Ramazan Sayfası hazırlığını eniştem Mithat Sertoğlu’nun kesitlerinden hazırlamak üzere bana verdi. 1983 yılı olmalı, ramazan yaklaşırken Çetin Bey, masama gelip “Bir Doçent geldi Orhan bey, bize ramazan sayfası hazırlamak istiyor” dedi. “Gönderin görüşeyim” dedim. Doçent geldi. Biraz hoşbeşten sonra konuya girdik. Konularını saydı. Ben de biraz ukalalık edip
“Şunlar da olmaz mı?” diyerek bir kaç konu attım. Nereden bildiğimi sordu. “Aileden kulak dolgunluğu” dedim. Konuşma en önemli bir yere gelmişti. “Daha önce böyle bir sayfa yaptınız mı?” soruma verdiği yanıt her şeyi çözdü. “Daha önce Tercüman’da Necp Fazıl’la hazırlıyordum. Anlaşamadığım için ayrıldım.” dedi. Yeniden konuşmak üzere telefonların alış verişinden sonra ayrıldık. Çetin Beye “Çok iyi bir uzman bulduk” diyerek masama döndüm. Bir saat kadar sonra telefonum çaldı. Yaşar Nuri Öztürk Hocaydı. BanaOrhan Bey, kendini niye saklıyorsun?” diye fırçayı bastı. Meğer çıkınca arabaya atlayıp Süleymaniye Kütüphanesine gitmiş. Şeyh, şair, hattat, Mesnevihan, Hadis Bilimci dedelerimin kitaplarını bulmuş. “Hocam ben onların bildiklerini bilmiyorum ki. Mezar taşları ile mi övüneyim” dedim. İşte Yaşar Nuri Öztürk ile dostluğumuz da böle başlamış oldu. Yaşar Nuri Öztürk gibi bir din aliminin kamuoyuna yansıtılmasında biraz da olsa payım olduğunu düşünüp sevinirim.
(Biraz uzun oldu ama Basın Tarihimize katkı olsun hem de Çetin Emeç’in bilinmeyenleri gündeme gelsin istedim. Yazıda adı geçenlerden aramızda olmayanların ruhu şad olsun. Zorunlu olarak kendimden de söz ettim. Umarım bağışlanır.)
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.