enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

121 Yıl Sonra Emperyalizm Türk TEKEL’ini Yok Etti – İsmail Bozkurt Bodrum Gündem yazıları

Osmanlı devleti, 1854 Kırım Harbi’nden sonra gelen padişahların lüks harcamaları II. Abdülhamit döneminde artarak taşınamaz duruma gelmişti. II. Abdülhamit, Osmanlı borçlarının ödenmesi için, alacaklı Fransa, İngiltere, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Almanya’nın ısrarlı talepleri karşısında zor durumda kalmıştı.  II.Abdulhamit 2 Mayıs 1883 tarihli Muharrem Kararnamesi’yle Osmanlı devletine ait tuz, tütün ve alkollü içkilerin alım-satımı ve bunlara dair vergi toplama yetkisi Düyun-u Umumiye’ye bağlı Reji idaresine otuz yıl süre ile verildi.
Muharrem Karnamesi verilen yetkilerde ülke genelinde tütün, tuz alım satımı vergi tahsilat ve kaçakçılıkla mücadele yetkilerini Reji idaresi yönetecekti. Buna karşın Reji idaresne verilen yetkiler arasında İmparatorluk genelinde tütün artışı için çiftçilere eğitim verecek, ekim alanlarını izleyecek, ihtiyaç olan alanlarda depo ve antrepolar kurulacaktı. Reji yönetimi öncelikle tütün işleme atölyelerini kapattı. Demiryolu taşımacılığının artırılması ve hızlandırılması için, demiryolu istasyonlarında depolama tesisleri kurdu. Osmanlı  devleti üreticisinin ürettiği tütün, tuz ve alkolü içkiler ile ilgili fiyatlarını Reji yönetimi belirliyordu. Reji idarenin faaliyete geçmesiyle, geliri Osmanlı devletine ait olmayan, tuz, tütün, içki satışında ve ihracatında birkaç misli artış oldu.  Reji idaresinin devrede kaldığı 42 yıllık dönemde sattığı ürünün fiyatına %20 ölçülerinde zam yapılırken üreticiden aldığı fiyat her yıl aynı tutularak tütün üreticisi zora sokuluyordu.
Üstelik Reji idaresine verilen yetkiler arasında, idare ile üretici Anadolu köylüsü arasında çıkacak adli ve ticari sorunların çözümünde Reji idaresi yetkili olacaktı. Bu yetkiler kullanılarak, izinsiz bir köyden başka bir köye tütün ve tuz taşıyanlara ağır cezalar veriliyordu. Köylünün Rejiden izinsiz kendi kullanacağı tütünü saklaması da suç sayılmaktaydı.
Reji idaresi denetim yetkileri için silahlı kolcu kuvvetleri oluşturulmuş ve zamanla bu yetkiler kötüye kullanılarak yoksul Anadolu halkı üzerinde baskı ve zorbalığa dönüşmüştü.
Silahlı Reji kolcuları kaçakçılık tartışmalarında her yıl yüzlerce kişinin vurularak ölümüne neden oluyordu.[1],[2] Reji idaresinin yetkilendirdiği silahlı Reji kolcuları, 42 yıl boyunca Anadolu köylüsü üzerinde kontrol ve denetim giderek baskıya dönüştü. Bu nedenle çıkan çatışmalarda ölenlerin sayısının yaklaşık 20 bin kişiyi bulduğu tarihi kayıtlarda yer almıştır.
Bu konuda yaşanmış öykülerin acı bir hikâyesi de, Bodrum-Bitez’de tuz-tütün kaçakçılığında yaşanan olayları anlatan “Çökertme Türküsü” ile günümüze kadar gelmiştir.
1877-1878 yılı Osmanlı Rus Savaşı sonucundaki savaş tazminatı ile yeni bir borç ortaya çıkar. II. Abdülhamit bu borcun ödenmesi için 29 Haziran 1898 tarihinde Osmanlı Bankası’ndan 300.000 lira borç almak durumunda kalır. Borcun karşılığında Düyun-u Umumiye idaresinin kuruluşu olan Reji İdaresine kefalet karşılığı İstanbul, İzmir, Samsun, Adana, Şam ve Halep’te, altı ayrı tütün işleme fabrikaları teslim edilir.  Ayrıca Manastır, Halep, Kosova, Aydın, Yanya, Bağdat, Suriye bölgelerinin aşar vergisi gelirlerinin tahsil edilmesi yetkisi verilir. Böylelce tarihte ilk defa II. Abdülhamit döneminde Muharrem Karnamesiyle Osmanlı Devletinin temel gelir kaynakları ve vergi tahsilatını emperyalist sisteme teslim ediliyordu.
Bunların dışında ürün ruhsat yetkisi verilerek ticari tekel haline gelen Reji idaresi, işlenen tütünün çok az bir kısmını işlenirken, önemli bir kısmını ihraç ediyordu. Başka alıcısı olmayan tütün üreticisi, Reji idaresine  ürünü gerçek değerinin çok altında satmak zorunda kalıyordu.
Kısa bir dönemde  Girit ve Sisam adalarındaki tuzla işletmeleri Reji idaresine devredilmişti. Deniz ulaşımında ticari faaliyetleri kontrol etmek amacıyla iki ayrı sahil muhafaza gemisi satın alındı. Bu gemilerin masrafları da Osmanlı maliyesince ödeniyordu. 1892 yılına gelindiğinde değişik alanlara ve Kızıldeniz sahillerine  çıkış limanları inşası yapıldı. Buralarda işlenen yaklaşık 500.000 ton tuz sevkiyatı Hindistan pazarına gönderiliyordu.
Reji idaresinin 1906-1907 yılları tuz ihracatından elde ettiği kazanç hızlı bir artışla 1.075.880 liraya yükselmişti. Bu satışlardan Reji idaresi, her yıl üçer aylık taksitler halinde Osmanlı Devleti borçlarına karşı Düyun-u Umumiye idaresine sadece 750.000 lira ödeme yapldı. Halbuki kazancın önemli bir kısmı Duyunu Umumiye ortaklarına borç dışında kar olarak aktarılıyordu.
1913’te gelindiğinde Reji imtiyazı sona erecek olmasına karşın, Edirne’nin Bulgarlar istandan geri alınması amacıyla ordunun masraflarının karşılanması için ihtiyaç duyulan para, Reji İdaresinden sağlandı. Buna karşılık Reji imtiyazları 15 yıl daha uzatılır.[3]
Reji idaresi, 30 yıllık imtiyaz süresince 33 milyon lira kâr sağlamasına rağmen Osmanlı Devleti’ne sadece 908.206 lira ödeme yaptı.
1923’te Cumhuriyetin kurulması sonrasında Reji İdaresi’nin tüm malvarlığı ve yetkileri yasal düzenlemeyle Türkiye Cumhuriyeti devleti geri aldı. Yasal yeni bir düzenleme ile tütün, alkollü içkiler, tuz, kahve, barut ve patlayıcı maddelerin düzenleme yetkileri 1932 yılında kurulan İnhisarlar Umum Müdürlüğü’ne aktarıldı. Bu kuruluş daha sonra 1941 yılında TEKEL Genel Müdürlüğüne dönüştürüldü. Avrupalı alacaklıların tahvil ve faizlerine karşın;  Anadolu’nun fakir ve yoksul halkının bin bir güçlükle ürettiği; tütün ve tuz üretimi yok pahasına Anadolu halkının elinden alınması Cumhriyetin kurulmasıyla son bulmuş oldu.
24 Ocak 1980’e gelindiğinde ise özelleştirme politikalarıyla TEKEL’in kaderi yeniden emperyalizm sarmalıyıla karşı karşıya kaldı. 24 Ocak kararlarıyla, Dünya Bankası ve IMF’nin baskısında, tek taraflı serbest piyasa övgülerinde bilimsel analizler yapılmadan, Kamu İktisadi Teşekkülleri özelleştirilerek yerli ve yabancı sermayeye satılmaya başlandı. Haziran 2001′de T.B.M.M.’nde TEKEL’in özelleştirilmesi kanunu kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yasayı veto etti. Uyarı çare olmamıştı. Ulusal bütçeye önemli katma değer yaratan TEKEL’in kapatılması tarımsal endüstriye büyük darbe vuracaktı. Başka bir yönde sendikaların, aydınların ve uzmanların görüşleri, işçilerin mücadelesi dikkate alınmıyordu.
Özelleştirme furyası, ANAP iktidarlarında hızlanırken, yıllar sonra iktidare gelecek AKP’nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan “Babalar gibi satarım” diyordu.
Nitekim yapılan karşı mücadele görüşleri başarılı olamadı. Zaman içinde Cumhuriyetin neredeyse tüm ulusal varlıkları bilimsel ve sosyolojik analizleri yapılmadan “babalar gibi satıldı”. 2004 yılında TEKEL’in alkollü içkiler bölümü, Nurol Holding, Özaltın İnşaat, Limak İnşaat ve Tütsab Ortak Girişim Grubu tarafından Kıbrıs’taki Taşel Ltd. Şti.’nin yüzde 51 hissesi ve 17 fabrika kayıtlarında olan yüksek değerli stokları ile birlikte Mey İçki Sanayii Anonim Şirketi’ne 292 milyon dolara satıldı.  Hemen iki yıl sonra TEKEL’in yüzde 90’lık hissesi ile birlikte sütre gerisinde bekleyen ABD’li Texas Pacific firmasına tam 810 milyon dolar bedelle satıldı.
Sonuçta yeni Reji emperyalizmi, 121 yıl sonra tarihsel süreçte, Türk TEKEL’ini tüm katma değerleriyle çöreklenmiş oldu.
Ne yazık ki kısa zamanda Tütün Eksperleri Derneği’nce hazırlanan 2018 Tütün Raporu’nda devletin tütünden gelen katma değeri, ticareti ve işgücü tam tersine dönmüştü. 4733 Sayılı Tütün Yasası ile 15 yılda tütün üreten kişi sayısının % 86 azalarak 405 binden 56 bine düştüğünü, tütün üretiminin ise % 48 azalarak 159 bin tondan 82 bin 500 tona gerilediğini görüyoruz. Aynı yıllarda tütün ihracatı 352.6 milyon dolar iken, ithalat 522.7 milyon dolara yükseldi.
KİT’lerin özelleştirilmesi, taşıdıkları önem ve ülke ekonomisine sağladıkları katma değerler açısından önemli kayıplara neden oldu. Tütün açısından bakıldığında, 2010 yılında 30 ayrı üretim havzasında üretim yapan, 57 tane yaprak tütün işleme merkezlerinin 52’si hızla kapatıldı. Batman, Adıyaman, Muş, Bitlis, Diyarbakır’da yaprak tütün merkezlerinde çalışanlar işçiler, işlerini kaybederek aileleriyle birlikte şehir merkezlerine göç etmek durumunda kaldı. Endüstriyel tarım bağlı iş gücünden çıkarılarak işsizlik ordusuna katıldılar.

Tütün üretiminde emekçi Türk kadınları

Başlangıçta 1970’lerin sonunda ülkelerin refahı adına başlatılan “Özelleştirme” Neo-liberal hedeflerin bir parçasıydı. Neo-liberallerin hedefinde gizlenen emperyalizm politikaları ile Türkiye’nin TEKEL üretim kaynakları aracı komisyoncu marifetiyle emperyalist egemenliğine teslim ediliyordu.
Hedef bu olunca, Türkiye’de ulusal üretime katma değer ve istihdam sağlayan 110 yaprak tütün işleme atölyeleri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 ayrı pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir suni ipek, viskoz fabrikası özelleştirme ile elden çıktı.
Bir başka yönde TEKEL’in sigara bölümü ise yabancı sermayenin iştahını kabartmaya devam ediyordu. Kurumun 2001 yılında özelleştirme kapsamına alınmasının ardından 2002 yılında Türkiye’de şirket kuran ABD’li sigara devi British Amerikan Tobacco (BAT), 2008 yılında TEKEL sigara fabrikalarını satın aldı. Böylece 2008 yılı itibariyle hem alkollü içki bölümü hem de sigara bölümü tamamı ABD’li sermayedarların eline geçti.
Hâlbuki Türkiye’de tütün tarımsal ürün olarak yüksek ihracat değerine sahip olmakla birlikte sigara tüketimi olarak dünyanın ilk yedi pazarından birini oluşturuyordu. Bu durum çok uluslu şirketler hedefinde tütün üretiminde ihracatçı bir ülke olan Türkiye, giderek ithalatçı konuma düştü. Böylece 2008 yılı sonrasında tütün ithalatı ve ihracat rakamları terse çevrildi. Bu durum ülke genelinde tütün üretiminin daralmasına neden oldu.
Gelinen noktada 3.1.2002 tarihinde çıkarılan “4733 Sayılı Tütün ve Tütün Mamulleri Alkol Piyasası Düzenleme Kanunu 5 inci maddesinde “Kurumun gelir ve giderleri ile denetimi” başlığı altında sıralanan idari para cezaları oldukça düşündürücüdür. 4733 sayılı kanunun 5. Maddesiyle yaprak tütün üretimi ve ticaretine ilişkin yönelik 16 ayrı hüküm altında 1000 TL ila 250.000 TL’ye kadar ağır idari para cezaları sıralanmıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, kendi topraklarında üretilen yaprak tütün üretiminde yabancı üreticinin rekabet alanını etkin kılmak için böylesine ağır cezalar uygulanması söz konusu olamaz.
TEKEL’in iç ve dış piyasadaki rekabet düzeni Ziraat Mühendisleri Odasının verilerinde görüldüğü gibi devletin ulusal katma değeri Reji sistemini takip eden batılı emperyalist şirketlere aktarılmasına neden oldu.

Özelleştirme Sonrası Türkiye’nin Aleyhine Dönüşen

Tütün İthalat ve İhracat verileri

  2008 2017
İthalat 83.6 Bin Ton 99.7 Bin Ton
İhracat 152 Bin Ton 51.3 Bin Ton
İç Piyasada Yerli Tütün Kullanımı
İthal Tütün 80.4 Bin Ton 96.2 Bin Ton
Yerli Tütün 27.8. Bin Ton 13.7 Bin Ton
Kaynak: Ziraat Mühendisleri Odası

Dünya pazarında önemli bir üretici, ihracatçı ve aynı zamanda yedinci büyük sigara pazarına sahip olan Türkiye, böylelikle tütün ihraç eden ülke durumunda iken, ithal eden duruma geldi. TEKEL’in satışının gerçekleşmesi için yıllarca takipçi olan emperyalizm simsarları, önce 52 adet yaprak tütün işleme merkezlerini kapattırarak 3 milyon kişinin işinin ve ekmeğinin elinden alınmasına neden oldu. Ne yazıkki başarısız özelleştirmeler, rekabet hukukuna aykırı olarak kapatılan Türk TEKEL’inin satılması sonunda işlenmiş tütün ve sigara pazarının % 90’ı yabancı sermayeyi oluşturan çok uluslu şirketlerin tekeline aktarılmış oldu.
Sonuçta tarihsel süreçte 1883 tarihinden bu yana emperyalizm yöntemlerinde Dünya Bankası ve İMF’nin yönlendirme baskısında,  Reji anlayışında, rekabet hukukuna aykırı olarak Türk TEKEL’ini bütünüyle yok edilmesine neden oldu…

Kaynak:
[1] Rıfat Özsoy’un Tutsaklığa Giden Yol Osmanlı Borçları Ankara 1999 Turhan Kitapevi Sf. 210-211
[2] Sinan Meydan, Sözcü Gazetesi 8 Ekim 2018
[3] Doğan Avcıoğlu; Türkiye’nin Düzeni Sf. 134-137.

Yorumlar

  1. hüseyin sımsık dedi ki:

    geri kalmış eğitimsiz kapitalzme esir olmuş toplumların her zaman yeni den tarih yazarlar

  2. Mithat dedi ki:

    İsmailciğim,
    Elinize sağlık çok güzel özetlemişsiniz. Edinmiş olduğunuz kaynaklar da çok isabetli.
    İnsan üzülüyor.Üreticiler ve bu fabrikalarda çalışan işçiler bu kadar mı kayıtsız kalıyor ki …
    Halen bu zihniyete oy veriyorlar.
    Yazıklar olsun Selamlar…