enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Meşruiyet ve Sorumluluk – Cevat Öneş Bodrum Gündem yazıları…

Uykuda görülen bir kâbus, çöken karabasan gibi yaşanmakta olan Türkiye gerçekleri fotoğrafını Milletimiz hak etmiyor. Çocuklarımız, gençler için örnek alınabilecek görüntüler vermiyor.

İnsan Hakları Eylem Planının değerlendirilmekte olduğu bir dönemde, 17 Mart 2021 günü, Halkların Demokrasi-HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması sürecinde yaşananlar, Türkiye’nin yeni bir eşikte olduğunun göstergelerindendir.

Kumpas davaları, Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri/yazarları davaları, CHP milletvekili Enis Berberoğlu, HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, sivil toplum aktivisti Osman Kavala gibi simgeleşen ve çok sayıda örnekleri olan yargılamalarda, Anayasa Yüksek Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin hak ihlalleri kararlarına rağmen, açık şekilde tespit edilebilen “siyasi kontrol”ün sürekliliği, yargı sistemimizin içerisine girdiği çıkmaza işaret ediyor. Bu durumun, Hukukun Üstünlüğü, Evrensel İnsan Hakları, Kurumsallaşma, Demokrasi, Özgürlük, Barış gibi tüm yaşamı şekillendiren mekanizmalarda yaratabileceği yozlaşma, körleşme, güven erozyonu sonuçları bakımından hayati önemi haizdir.

Hukuk ve Anayasanın amir hükümlerine rağmen, Gergerlioğlu’nun fezlekesinin, talimat sonucu olduğu anlaşılan, TBMM Başkanı iradesiyle okutulması, Türkiye demokrasisi için duyulan endişeleri artırmıştır.

 İnsan Hakları mücadelesi içinde tanınan, barışçı ve ilkeli duruşuyla, geniş toplumsal vasatlarda haklı sempatiye sahip, örnek alınması gereken bir milletvekilinin, “barış” tweet’i için hedef seçilmesi, sorunlu “Cumhur İttifakı Zihniyeti”nin niteliğini de gösterir mahiyettedir. Ayrıca muhafazakâr kimliğini de korumakta olan Gergerlioğlu’nun, demokrat ve insan hakları savunucusu kimliğiyle, siyasi iktidar karşıtı duruşunun cezalandırılarak, MHP’ne Büyük Kurultay öncesi hediye verilmesi hususu da, kayda geçirilmesi gereken bir durumdur.

Aynı gün, HDP’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dava açıldığının açıklanmasının, önceden planlanan siyasi projenin sonucu olarak değerlendirilmesi tartışmalarını da gündeme sokmuştur.

1990’lı yıllara dönüş benzetmeleri yapılan HDP’nin kapatılması olayının, Cumhur İttifakı iktidarının, her ne pahasına olursa olsun, devamlılığının korunması kararlılığının okunabildiği gelişmeler değerlendirildiğinde, demokrasi mücadelesi verdiklerini iddia eden siyasi partilerin ve güçlerin sorumluluklarının ağırlığının yanısıra ittifak ve mücadelelerindeki nitelik yeterliliğinin tespitini de, Türkiye’nin geleceği bakımından, hayati önemi haizdir.

MEŞRUİYET…

Türk Dil Kurumu sözlüğü, Meşrutiyet’i “Geçerli Olma Durumu” olarak tarif eder.

Siyaset bilimi, hukuk, sosyoloji gibi birçok dalda, Meşruiyet ’in tarifi ve tespiti bakımından, farklı görüşler açıklanabilir.

Konumuz itibariyle, İnsan Hakları Mücadelesi tarihinin, Demokrasi Zihniyeti ve pratiğinin ortaya çıkardığı sistem ve yönetimler çerçevesinde, meseleye yaklaşımımız, somut sonuçlar verebilecektir.

Hukukun Üstünlüğünün şekillendirdiği Nitelikli Demokrasilerde, Meşruiyet ’in kaynağı sadece sandık değildir. Hak ve hukukun işlerlik ve süreklilik kazandığı, insani yaşam için politikalar üretildiği, kurumsallaşan yapıda, hesap verilebilirlik, denetlenebilirlik kurallarının işletildiği, milli iradenin oluşumu ve pratiğine güven duyulduğu, Evrensel İnsan Haklarının içselleştirildiği bir düzen için ilkeli çalışmalar yapılması, esas olandır.

Söz konusu genel ilkeler çerçevesinde, anayasa-yasalar-hukuki normlarla uyumluluk ile hak-hukuk eşitliğini sağlayan kararlar ve pratikler bütünlüğü, siyasi meşruiyet’ in, toplumsal-kamusal güvenliğin kaynağını gösterir.

Mevcut anayasa ve hukuki mevzuat karşısında, paralel fiili, keyfi, örtülü alınan her kararın, meşruiyeti ortadan kaldırdığını, zedelediğini söyleyebiliriz.

Yasama, yargı, yürütme yetkilerinin, ekonomi, kültür, inanç alanlarına kadar, her konuda karşılaşılan fiili kararlar karşısında, gerçekte siyasi iktidar ve bazı kurumsal yapıların, hukuki-toplumsal meşruiyetlerini sorgulayıcı, çok sayıda örnekler gösterilebilir. Özellikle hukuk, yargı, laiklik, milli eğitim, kamu harcamaları, liyakatli personel kullanımı gibi alanlarda görülen tasarruflar, meşruiyet yönünden de dikkatleri çekmektedir.

HDP’NİN KAPATILMASI…

Kürt Sorunu, Siyasal İslamcı Zihniyet ve pratikler gibi Cumhuriyet’imizin günümüze kadar çözümleyemediği, temel meselelerdendir.

Sorunların çözümlenemeyişinin, öncelikli sebebi olarak, 20.yy. mucizesi olarak kabul edilen Cumhuriyet’imizin, nitelikli demokrasi ile taçlandırılamaması oluşunu gösterebiliriz.

PKK, çözümlenemeyen Kürt sorununun sonuçlarından biridir. HDP’de Kürt sorununun ve PKK’nın etkileyebildiği siyasi harekettir.

Etnik kimlik, aidiyet duygusunun da tetiklediği Kürt sorununa yaklaşımda, dar çerçeveli güvenlikçi yaklaşımların öncelik alması ve süreklilik kazanması, çözüm şartlarını ağırlaştırarak, devamlılığını sağlamıştır.

Türkiye yönetimlerinin, göreceli farklılıklara rağmen, genel olarak güvenlikçi tedbirler dışındaki, siyasi-ekonomik-sosyal-hukuki-psikolojik gibi iç dinamiklerin yanısıra, konunun bölgesel ve emperyalist politikalarla bağlantıları üzerinde yapageldikleri hatalar zinciri, “terör” boyutuna da derinlik kazandırmıştır.

HDP’nin; değerli araştırmacı yurtsever gazeteci Barış Terkoğlu’nun da tespit ettiği ( 11 Mart 2021 Cumhuriyet ) gibi Çözüm Süreci’nde gerçekleşmiş bir yapıdır. İmralı görüşmelerinde konu olmasına rağmen, arzulanan “silahların bıraktırılması” ve “barış” hedeflerine ulaşılabilmesi için ihtiyaç duyulan Türkiye Partisi “ olarak demokratik örgütlenme ihtiyacının dayatmasıdır.

HDP’nin farklı kimlikleri bünyesinde bulunduran, demokrasi ilkeleriyle, siyasetin yolunun açılmasının, PKK sorununun çözümlenmesinde, yeni kapılar açabileceği projesi doğrudur ve geçerliliğini korumaya devam etmektedir. Ancak demokrasi zihniyetini içselleştirmiş, kapsamlı-sürekliliğe sahip milli projelerle, toplumsal destekle ve TBMM çatısı altında, ortak demokratik dayanışmanın gerçekleştirildiği kapsamlı projelerle sonuç alınabileceğini, deneyimler de göstermektedir.

Gelişmeler, Çözüm Süreci’nde, siyasi iktidarın zihniyet ve pratik olarak içselleştirilmiş bir demokrasi programının olmadığı ortaya çıkan sonuçlarla anlaşılmıştır. Keza Orta Doğu’da değişken gelişmelerle uyumlu milli politikaların gerçekleştirilememiş oluşu da, çözümsüzlüğün temel unsurlarındandır. Bu konuda, ABD’nin PKK’yı destekleyen siyasetinin, ilişkiler ve NATO sistemi bakımından da değerlendirilmesinin önemi güncelliğini korumaktadır.

HDP 6-7 milyon seçmen vatandaşımızın desteğini alabilen bir yapıya sahip. Eksikliklerine, yanlışlarına rağmen, Türkiye Partisi olabilme yolunda, mesafe de alabilmiş bir örgütlenme. Türkiye’nin güvenliği ve Bekâsı, Türkiye Demokrasi Güçleri’nin, HDP’yi ve tabanını iten değil, ilkeli şekilde elinden tutulması gereken bir partner olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir.

HDP’nin kapatılarak, Cumhur İttifakı iktidarının sandıktan tekrar çıkarılması planlarının, PKK radikalizminin, teröre devamlılık kazandırılmasının yolunu açabileceği ihtimali üzerinde durulması hususu önemini artırarak korumaktadır.

Bölgesel gelişmeler, emperyalizmin siyasi Kürt hareketleriyle bağlantılarında ki süreklilik, Türkiye’de de Kürt ve HDP vasatlarının hassasiyetlerini artırmaktadır.

Selahattin Demirtaş ile HDP yönetiminin tarihi sorumlulukları da artmaktadır.

Emperyalizmin Orta Doğu’da Kürt siyasetleri ve terör örgütleriyle bağlantılarının sonuçları ve sürekliliği, öncelikle Türkiye ve Bölge için çözüm politikalarında, toplumsal güvenin de kazanılmasını zorunlu kılmaktadır. “Türkiye’nin toprak bütünlüğü”, “ayrılmaz millet olabilme niteliği”, “Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle uyumluluk”, “ silahlı mücadeleye karşıtlık iradesinin oluşturulması”, “kimlikler üstü demokratik-insani yaklaşımlarla” çözümler üretilebilmesi ihtiyacı hayati önceliklerimizdendir.

HDP için de, Türkiye’nin nitelikli demokrasiye kavuşması, sadece Türkiye Kürtlerinin değil, Bölgesel Kürt sorunlarının çözümlerinin de anahtarıdır.

HDP’nin ve etkilediği vatandaş tabanının da içerisinde bulunduğu, Türkiye Demokrasi İttifakı ile ülkemiz ve Bölgemizin sorunlarının, barışçıl yöntemlerle çözümü yolları açılabilir.

SONUÇ:

Ülkemiz, ağır siyasi-ekonomik-sosyal kriz içindedir. Pandemi süreci sorunu ağırlaştırmaktadır.

Türkiye iç dinamiklerinin kullanımındaki gerileme ve yönetim yetersizlikleri, dış tehditlere, çıkarları için yeni fırsatları değerlendirme imkânlarını da yaratıcı mahiyettedir.

Türkiye’nin ağırlaşan sorunlarını çözüm ve yeniden yükseliş yolunun açılabilmesinin alternatifsiz tek çıkışı, Cumhuriyet’in nitelikli Demokrasi ile taçlandırılmasından geçmektedir.

Türkiye Demokrasi İttifakı paydaşlarında: Demokrasi İradesi, Kararlılık, Cesaret, Liderlik, Milli hedeflere ulaşılmasında aranan ve vazgeçilemez hususlardandır.

Toplumsal ve Kamusal çıkarlar için başarılması gereken, öncelikli meseleler içinde en önemli unsurlardan biri de “GÜVEN” unsurunun aşılabilmesidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.