enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Kitap, Tiyatro, İşte İnsan – Hatice Yücel Bodrum Gündem yazıları

Gündemin yoksulluk, yoksunluk, pandemi ve siyaset üstüne kurulduğu şu günlerde ne yazık ki baharın gelişinin bile farkında değiliz. Önce güneş ve toprak sonra kuşlar, arılar, çiçekler bizimle alay ediyor sanki. Hani biz doğanın en gelişmişi idik? Düşünen, konuşan, üreten ve gülen… Temel gereksinmeler ön sırada. Farkındayım doğru eğitilmemiş, işlenmemiş insanlardan da hayır gelmiyor. Bu konuya emek vermiş bir eğitimci olarak sonuç gücüme gidiyor.

Çocukluğumdan beri etkilendiğim kavramlar iç içe, omuz omuza. Yaşadığı yer kaderiymiş ya insanın, bu nedenle şanslıyım. Toprağı, denizi, havası, insanı henüz bozulmamış bir Bodrumlu olarak. Sonra temiz süt emmiş bir anne babayla var olmak. Cumhuriyetin aydınlık öğretmenleriyle meslek hayatıma ulaşmak, kitap, kalem, akıl, tiyatro, sözle, insanca.

On yaşlarındayım. Cumhuriyet ilkokulunda dönem sonu müsamere günlerindeyiz. Okulun en keyifli zamanı. Bahçedeki bir platforma sahne kuruluyor. Görevim bu dramada “ çoban kızı” işte o gün tiyatronun sihirli gücünü görüyorum, o güven beni bu günlere getiriyor. Elimize ve evimize okul kitapları dışında ulaşan kitap ise nenemin tek gözlü damında duvarda asılı, kanaviçe işlemeli bez musaflıktaki arapça Kuran. Onun anlamını da yetmezliğini de sonradan öğrendim. 2. Dünya savaşı yıllarında Almanların kitapları niçin yaktığını da. Öğretmen çıktığım yıllarda evlerimizde gece yarısı aranan kitapları da. 1970 sonrası “insan –  kitap – tiyatro” üçlemesine yapılan kıyımların bir siyasi çıkartma olduğunu da… Öğünülecek tarafsa bizler yine de Türkçe derslerinde; Yaşar Kemal’in “Kırmızı sakallı topal karınca”sını okumaktan geri kalmıyorduk, çocukların dört gözle beklediğini bilerek! Ayrıca Köy enstitülerindeki öğrencilerin azık torbalarında Dünya klasiklerini taşıdıklarını düşünmek moral veriyordu. 1980 de sürgün olarak gittiğim Gündoğan ortaokulunda da izlenmiş olmalıyım ki yasaklanmış bir şiir kitabının peşine düşen jandarmalara hesap vermek zorunda kaldım. Bu siyasi vuruş sizleri ne kadar etkiler bilmem ama bugün bir şiir kitabını açsam o anı hatırlar, bir damla gözyaşı akar sayfaya. Ne mi olur? Çiçek olur açar gelecekte! 1985 te oradan emekli olduğumda bir avuç çocuk da olsa aydınlığa bir pencere açtım diye umutluydum. Ancak Gündoğan’ın bu derece Turizme, ranta, sözde kooperatiflere teslim olacağını hesaplayamadım. 1990 sonrası karanlığın ayak izleri yaklaştıkça, kütüphanelere – kitaplara daha önem verdik. ÇYDD Bodrum Şubesi olarak Belediyenin halk kütüphanesinde gönüllülerle okuma, yazma, kitap tanıtma, tiyatro gösterileri gibi etkinliklerde bulunduk. Burada Aziz Güleş öğretmenimizin rolü büyüktü. Bu verimli çalışmalar daha sonra Gökçebel Halk Kültür Odasını açmamıza ve yaz okullarına dönüştü. Bu eğitim zincirinin sürekliliği ne yazık sağlanamadı. Göçlerle çoğalan köylere, örgütlü STK’lar ve Kurumlar gerekiyordu.

2009 sonrası Milli Eğitimle işbirliği yaparak hazırladığımız “Tiyatro Şenliği”nde on yılda 100 okulun 100 oyunu,  beş bin orta ve lise öğrencisinin ve ailelerinin tiyatroyla buluşmasını sağladık.

Bu küçük çalışmalarda gördük ki Dünya markası Bodrum da Tiyatro Binası ve ağırlığınca kütüphanemiz yok. Yıldızlı otellere, camilere, külliyelere para var, yer var. “İnsanı insan yapan “ tiyatrolara, kütüphanelere yok. Tuğrul Acar’ın Belediye Başkanlığı döneminde kardeş kent Frankfurt’a ziyaretimizde üç yer iz bıraktı bende: Tiyatro binaları – Kütüphaneleri – Belediyeleri. Örneğin her gece tiyatro binasında oksijen ölçümü yapılıyor. Kütüphanelerin büyük bölümü yalnız emeklilere ayrılmış, Belediyelerin bir katında STK’lar var ve toplantılara katılımları şart. Şimdi Almanların savaş yaralarını nasıl sardıklarını daha iyi anlıyorum.

M.Ö. 4. YY Halikarnasos’ta 13000 kişilik tiyatronun varlığından bu günlere bakıldığında, tiyatro ve kütüphaneye verilen değerin nerede olduğu görülüyor. Oysa gene antik dönemde,  Bergama’da iki yüz binlik, dünyanın 2. Büyük kütüphanesi bulunuyor, Efes’te yirmi beş binlik tiyatrosu…

“Hastane bedenin, tiyatro ruhların şifa kaynağıdır. Beden hastası ölür, ruh hastası öldürür”. “Tiyatro bir şehrin ocak başıdır” 60. Dünya Tiyatro gününün bildirisini bu yıl, Metin Akpınar, Müjdat Gezen hazırladı.”İnsansız tiyatro, Tiyatrosuz insan olmaz” dediler. Tiyatro emekçilerinin günü kutlu olsun!

Bodrum Yarımadasında yaşamayı seçen bunca sanatçı varken, Tiyatro ve Kütüphane imecesini başlatmaya ne dersiniz?

Hepimize – Bodruma yakışan da budur!
Alkışlarımız kitaba, tiyatroya, insana olsun!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.