enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

DOĞAN YUVANÇ

Ben Doğan Yuvanç. 10 Ağustos 1953’te Akyarlar Hüseyin Feneri’nde doğdum. Babam o zamanlarda süngere giderdi. Taaa Marmara Denizi'ne, Gökçe Adadan, Bozcaada'ya kadar denizlerin derinliklerinde sünger avlarlardı. Aylarca gelmezdi babam. Annem de dedemin fenercilik yaptığı fenerde kalırdı bu uzun dönemde...

Hüseyin Feneri, Hüseyin Burnu, Kemer Mahallesi, Akyarlar

Şanslı çocukluk dönemi yaşadım diyebilirim. O zamanlar henüz rant canavarının haberi yoktu buralardan. Fenerin kumsalı bizim sayılırdı, zaten kaç hane vardı ki Kemer’de. İsmail dayımın iki oğlu, Arnavut Memet’in Ersen Uslu ve diğerleri. Gerçi onlar benden yaşça büyüktüler, lakin bütün kirli işler bana kalırdı, sonu dayakla biten. Karatoprak (Turgutreis )  – Kefaluka  (Akyarlar ) yolu yeni açılıyordu o zaman. Neredeyse koyun bütün erkekleri yol açma işinde çalışıyordu. Fener dönemecini arabayla geçenler bilirler, işte orası hazineydi bizim için.

İkinci Dünya Savaşında Kos – Fener Boğazı arasında çok gemi batırmış Almanlar, dedem anlatırdı o zamanları. Sigarayı sar derdi bana, o zamanlar sarma tutun vardı . Bana öğrettiği gibi sarardım ve en son yalama işini çok severdim sarma sigaranın. O kekremsi tütün tadını hala unutmam.  Film gibi seyrederlermiş gemilerin batırılışını ve sonrada denizden adam toplamaya giderlermiş.

Yol yapımından bahsediyordum, epeyce cephane bulduk orada, patlamamış kurşunları saklardık kumsalda patlatmak için. Tabii bizim goca gatırlar mermileri boşaltıp barutunu uzunca şerit seklinde deniz kıyısına paralel döşerlerdi  ve belli aralıklarla da mermileri sıralarlardı. Bütün bu tören bittikten sonra bana kibriti verirler, herkes tam siper kumsalın diğer ucunda, benim barutu ateşlememi beklerlerdi, kibrit baruta değer değmez bende son sürat bizim goca gatırların yanına tam siper atlardım. Birkaç saniye sonra fişeklerin havadaki izlerini görürdük. Tabii ki fenere dönüşte ne olacağını adımız gibi biliyorduk… Bir kaç güncük mabadımızın üstüne oturmak birazcık acılıydı…

Azmak vardı sahilde kışın derenin aktığı yazın da kumların ağzını kapattığı, kocaman kocaman kefaller yakalardık orada. Dedemle aksamları fener hazırlama işimiz vardı bizim. O zamanlar gaz yağı ile çalışırdı fener, Depoyu doldurduktan sonra tepeye çıkardık, fitili ateşleme işi benimdi hep. Sonra dışarıya çıkıp ayaklarımı sarkıtırdım aşağıya demir kafesin arasından. Kalimnos Boğazından gecen gemileri seyrederken arada kampana selamlarını duyardım gemilerin… Kalimnos Boğazı hep eser, rüzgarlıdır ve bazen gemi bile geçmez olur fırtına yüzünden. Fakat gün batımları muhteşemdir, doyum olmaz.

Dedemlerin hayvanları vardı. O zamanlar onlarla vakit geçirmek doyumsuz olurdu benim için. Ninemi beklerdim inekleri, koyunları keçileri sağarken, sütü sağma kovasından içerdim. Karabaşımız vardı, çoban kopeği. Simsiyahtı, çok kahrımı çekti benim. Kumsalda güreşirdik, at gibi sırtında taşırdı beni. Birde Hacce’miz, kedimiz. Doğurgandı köftehor 6-8 den aşağı yavru yapmazdı. Geceleri çardağın altında  hasırların üstünde yataklar serilirdi Karabaş ayak ucunda, Hacce’de yorgan içinde işitirdi bizleri. O zamanlarda Bodrum’un Cuma Pazarına turfandanın çoğu Kemer’den Akyarlar’dan Kara İncir’ den giderdi motorlarla. Kemer’de hava kötü olduğu zaman eşeklerle, katırlarla Akçabük’e taşınırdı çuvallarla, kasalarla zerzavatlar. Dayılarımın her ikisinin bahçeleri vardı Kemer’in iç taraflarında, oraya giderdik sebze ve meyve toplamak için. Dayımın havuzunda morarıncaya kadar yüzerdik ve dut ağaçlarından inmezdik bitirene kadar.

Annem, Fenercinin kızı, Babam Ladyo Mustafa’nın oğlu, her iki dedem ve ninemin isimleri aynıydı, Mustafa ve Fatma. Diğer dedem ve ninem Akyarlar’da yasadığı için, arada ben postacılık yapardım o zamanlar herhangi bir önemli olayda haber vermek için. Yol henüz açılmadığı için, Fener’den bu günkü Meteoroliji sitesinin üzerinden Akcabük’e, halamlarda ( Şükriye ve Ali Atav) soluklanırdım biraz, oradan da Kefaluka’ya gelirdim. Babaannemlerde rahmetli abim Mehmet kalırdı ( en büyük torun olduğu için onlarda kalmayı isterdi hep ) Bende Fenerci olucam diye fenerde kalırdım. Ertesi gün yeniden yola koyulup fenerin yolunu tutardım… Şimdilerde Fenere uğradığımda hep hayal ederim güzel günleri. Ne güzel günlerdi onlar… Sahilinde özgürce koşturup oynadığımız, rüzgarlarında çocukluğumuzun şarkılarını dinlediğimiz ve tepesinde muhteşem gün batımları eşliğinde hayaller kurduğum günlerim gelir aklıma hep. Derim ya, şimdilerde hep sırtımı dönerim Bodrum’un dağlarına. Çünkü dağlarını kıyılarını talan edip yok ettik. Denizin enginlerinde, ufuk çizgisinde hayaller kurmak ve anıları yasamak bir başka güzel oluyor güneşin bize sunduğu renk gösterileriyle. Yeniden yaşanır mı o güzel günler?

Sometimes you want to stop the time , however as you know never happen . Going back to the memories best way to remember good old days . The freedom of childhood on the lonely beach .. When you return back that beach that you can feel every single pieces of sand between your toes , that’s how your memories come back . Preparing the lighthouse with your grandfather as old school style ( gas lid lighthouse in 50s early 60s) and sitting down outside of chamber of the lighthouse , watching stunning sunsets at the horizons of the Kalymnos Passage & hearing ships horn to salut the light of the Huseyin Lighthouse ..They were the memories all I want to bring them back when I sit on the warm sand of the beach , you never know , maybe one day ..They all come back ….

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Shermin dedi ki:

    Çook Güzel ..Sanki bende O Günlere Dönüp Orada Yaşamış Gibi Oldum…Evet Keşke O Eski, Çocukluk Günlerimize Dönebilsek. Keşke Bodrum …Çeşme Hep O Eski Güzelliklerde Kalabilseydi.
    Mesela Bardakçu Koyuna Küçük Motorlu Kayıklarla Gidiliyordu Rahmetli Zeki Müreni Görmeye….