enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Bir Bodrum Hatırası…

Bir Bodrum Hatırası…

Henüz geride bıraktığımız Nisan ayı imar açısından çok hareketli bir aydı, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle hop oturup hop kalktık. Kararnameleri ve eklerini okurken de zaman zaman tam bir kabusun içinde hissettim kendimi. Bir yandan pandeminin kısıtlamaları bir yandan Bodrum’un geleceği ile ilgili karanlık tablo, tam bir kaosun içinde hissediyor insan kendini. Böyle zamanlarda gevşemenin, renklenmenin, gündelik hayatın ya da kaoslardan çıkmanın ve farklı dünyalara gitmenin bir yolu denize çıkmak, bir yolu da sanatın içine dalmak.

Şu seyahatlere hasret kaldığımız bugünlerde hadi California’ya gidelim.

California- Los Angeles’da  yaşayan Refik Anadol, Nisan ayında Beyoğlu Plevneli Sanat Galerisinde  insanlık için hatıralar toplayan makinalar üzerine  “Makina’nın Hatıraları: Uzay”  isimli bir sergi açtı.

Sergiyi sanal ortamda dolaşmadan önce zaman zaman kafa karıştırıcı eserleriyle ortaya çıkan Refik Anadol’u önce dinlemeyi, sonra sergiyi gezmeyi tercih ettim. Bodrum’daki imar kaosundan başınızı kaldırıp, Los Angeles’a kulak verdiğinizde, “uçmuş bu adam” diyorsunuz.

Serginin ismi “Makine Hatıraları; Uzay”

Nasıl yani? Hangi makinalar bunlar?

Bir makinanın nasıl bir hatırası olabilir.

Refik Anadol’un sözünü ettiği makinalar aslında üç teleskoptan oluşuyor ve işte sergiye adını veren makinalar;

HUBBEL teleskopu galaksi için, ISS teleskopu Dünya için, MOR teleskopu da Mars için geliştirilmiş ve sergi bu üç tema üzerinde bu makinaların fotografik hatıralarından oluşmuş.  Anadol veriyle çalıştığını söylüyor. Veriyi şiirsel bir dille görselleştirdiğini ve veriden bir anlam çıkarmaya uğraştığını anlatıyor.

Onun tuali de farklı, fırçası da….  Verinin bir pigment, fırçanın bir algoritma olduğundan tualinin ise binaların yüzeyi olduğundan söz ediyor. Gerçekten sanatta uçmak, böyle bir şey olsa gerek…

Başka bir dünyadan bize seslendiği kesin. Biz daha çöp adam çizemezken bu çocuk nelerden söz ediyor ?

Çok erken yaşta sanatında yapay zekayı kullanmaya başladığından, düşünen fırçayla boyama şansını elde etmiş, “Benim için kanvas (tual) mimaridir” diyor…

Mimari formları çok önemsiyor. Yapıların duvarlarını, camları, yüzey, mekan cam pencere cepheler onun tuali oluyor. Bunu yapabilmek için de ışığı kullanıyor ve

mimari formda hayal gören yapılar, halisinasyon gören kütüphaneler, bir insan zekasının hatırlama anından oluşan heykeller gibi eserler ortaya çıkıyor.

Yapay zeka gerçeğe yakın belgeler üretebilir mi?  Bir makine öğrenebiliyorsa, rüya görebilir mi?

Refik Anadol ve ekibi daha önce, “Arşiv Rüyası” çalışmasıyla bu sorulara cevap vermişler.

Bu tür algoritmalar üzerine yaptıkları araştırmalar, onları becerikli bir algoritma ile tanıştırmış, hatta bu algoritmayı üreten firma patentini Refik Anadol’a hediye etmiş. Bu algoritmayla, bu sergi için “Marsın bu güne kadar çekilmiş tüm fotoğraflarını bir yapay zeka anından geçirerek yapay zekaya bir gerçeklik yaratıp o yapay zekanın kolektif hatıralarımızla sonsuza kadar rüya görmesini sağlamışlar.”

Rüya sonsuza kadar sürüyor, elektrikler kesilmediği sürece hiç bitmiyor…

Refik Anadol konuşmasının bu kısmını sözcüklerin üzerinde tek tek durarak sanki 5 yaşında bir çocuğa anlatır gibi söylüyor. İşte bu yüzden olacak cümle içindeki kolektif hatıralarımız” sözcüğü beni sıkı sıkı yakaladı ve beni tekrar Bodrum sahillerinin kaosuna geri püskürttü.

Youtube’dan sergiyi izledim, bir renk şelalesinin içinde dolaşırken ISS teleskopunu Bodrum’a çevirsek nasıl bir hatıra çıkar? Bodrum’un kolektif hatıralarını bu algoritmaya yüklesek ne olur diye düşünmekten kendimi alamadım. Lelegler’den başlayarak, Karyalılara gelsek, Mavsolos’un karısı Artemisia’yı, tarihin ilk kadın amirali Artemisia’yı, St. Jean şövalyelerini,  Halikarnas Balıkçısını, diğer balıkçıları ve süngercileri, Neyzen’i, köşesinden mor begonviller sarkan Bodrum evlerini, Bodrum sandaletlerini, Bodrum mandalinalarını yapay zekanın belleğine veri olarak yüklesek, buraya kadar güzel de ya ne yazık ki kolektif hatıralarımıza giren ve kirleten,  Besa inşaatın 30.000m2 deniz dolgusunu, Özelleştirmenin Ortakent’te yeşil alanı değiştirip konut alanına çevirerek yapacağı 1milyon m2’lik beton yığınını, RES’leri, Aspat’ta ki çakma Venedik’i, doğal gazı, 1.derece Arkeolojik ve Doğal sitlerden geçmesi planlanan çevre yolunu ve meşhur külliyeyi veri olarak yapay zekaya yüklemeye devam ettiğimizde nasıl bir gerçeklik oluştururuz?

Bu gerçeklikten nasıl bir “Bodrum Hatırası” kalır bizlere?

Bu verilerden sonra ortaya çıkacak esere “rüya” diyebilir miyiz?

Kendimi yapay zekanın yerine koyuyorum ve dev ekranın köşelerinden dalga dalga giren maviler düşlüyorum. Yeşil ve mavinin sarmaş dolaş olduğu, bir birine karıştığı renk dalgaları, bu dalgaların ekrana dağılan ve beyaz bulutları hatırlatan renk öbekleriyle buluşup açılıp yayılmasıyla  sizi gerçekten mavi bir rüyadaymışsınız gibi hissettiren renkler akıp gidiyor. Buraya kadar güzel de sonra yaşadığımız kaosun gereği birden ekrana giren, giderek koyulaşan ve sonunda siyaha dönüşen griler ekranı kaplamaya başlıyor. Sonunda kararan bir ekran geliyor gözümün önüne.

Kolektif hatıralarımız kirleniyor.

Sabahattin Eyüboğlu bir yazısında, Doğa/çevre kavramına bakışın kültürlerin özünü oluşturduğunu ifade etmiş. (Eyüboğlu, Halktan Yana, 1965, s. 4). “Her dönemin doğaya bakışı farklıdır, sanki her dönem doğaya yeni bir pencereden bakmış gibidir ve o dönemin kültürünü oluşturur diyor”. Bu açıdan bakarsak gelecek kuşaklara bırakacak bir kültürümüz olmayacak.

Zaten gelecek neslin, ne 30 000m2 dolguda ne 1 000 000m2 imarlı alanda ve üzerinde gelişecek olan proje de,  ne de bize tabiat parkı diye yutturulan dönme dolaplı luna parklı 250m2 lik kır evlerinde gözleri var. Kıyılara döktüğümüz beyaz mermer tozları için bize ne teşekkür ne de dua edecekler. Bu alanları kendilerine ne yaşam alanı ne de yatırım alanı olarak seçiyorlar. Onlar çoktan parayı pulu bıraktılar ve kripto paraya geçtiler.

Nisan ayında sanat gündemini alt üst eden, “ NFT ile 69.3 milyon dolara dijital ortamda bir eser satıldı” haberi vardı. Bu satış, bir sanatçının hayattayken ulaştığı en yüksek değerdi. İşte artık Dünya, dijital ortamdaki dokunamadıkları yani baş uçlarına asamayacakları eserlere, yastık altı yapamadıkları, yani dokunamadıkları sanal ortamdaki kripto paralarla ulaşıyor. Tamamen farklı bir mülkiyet anlayışı ve yatırım anlayışına geçildi.

Demem o ki;  “Sayın Yatırımcılar ve Ankara Bürokratları, bizim buralardan Aksona Memet’in dediği gibi eğer beyninizi cebiniz yönetiyorsa,  dağı taşı betona çevirerek bizlerin kolektif hatıralarını kirletmekten vaz geçin! Kafanızı bir kaldırın dağa, taşa, kuşa, böceğe dokunmadan daha kazançlı yatırımlar bulabilirsiniz.

Hem bu sayede belki çocuklarınızı ve torunlarınızı daha da çok sevindirirsiniz.

Bırakın kollektif hatıralarımızda Bodrum, bir Bodrum Hatırası olarak kalsın.

İyi şeyler de olmuyor değil hakkını yemeyelim, Bodrum Belediyesi Karakaya ve Geriş Mahallelerinde RES’leri mühürledi. Ama henüz her şey bitmedi, o direkler sökülüp Bodrum’dan taşınana kadar gözümüz RES’lerin  üstünde. Ama daha buna tam sevinemeden ben bu yazıyı hazırlarken, Cumhur Başkanlığından gelen yeni bir kararname ile Geriş Rüzgar Enerjisi projesindeki yola dair planlar onaylandı.

Cumhur  Başkanlığı  Kararnamesi ile 1. Derece Doğal Sit olan,  Adalar Çevresi, Adaboğazı ve Gölköy Sulak alanı, “Kesin Korunacak Hassas Alan”a dönüştü, ama yine de bir “oh” çekip arkamıza yaslanamadık, çünkü sit sınırları küçüldü mü sorusu içimizi yiyip bitiriyordu ki işte bu sırada Ortakent Özelleştirme İdaresinin planı onaylandı.

Sivil örgütlenme adına Kent Konseyinin Çevre ve Ekoloji Meclisini kurması, artık Bodrum’da iklim krizini, karbon ayak izini, karbon salınımın, sera gazını konuşabileceğimizin müjdecisi olabilir mi?

En umut verici olan ise Bodrum Belediyesinin Ortakent’de Özelleştirme İdaresinin Planlarına karşı Sivil toplum örgütleri temsilcileriyle birlikte bir Eylem Planı hazırlıyor olmasıydı.  Bu kararı alırken Başkanımızın tüm sivil toplum örgütleri temsilcilerini bir araya toplaması, çok şık bir hareketti. Sonrasında da Kent Konseyi Çevre Meclisinin ilk meclis  toplantısına katılması ve kararını daha geniş bir grupla paylaşması, çevre ve katılımcı yönetim adına beklediğimiz politikalardan.

Bu toplantıda Başkanın yeni danışmanlarından Ali Ulusoy’un katılımcı yönetim ve iklim krizi açısından değindiği başlıklar da duymayı ve konuşmayı özlediğimiz türden yaklaşımlardı. Ama tabii bunlar bile,  Başkanımız Ahmet Aras’ın geçtiğimiz haftalarda “Bodrum’a Doğal Gaz geliyor!”  haberini bir müjde olarak vermesini, Bodrum’a bir fosil yakıtı yakıştırmasını hafızalarımızdan silmeye yetmiyor.

Geçen yazımda da belirttim ve bunu sık sık tekrarlayacağım, Sivil toplum ve  yerel yönetim samimi, tutarlı ve omuz omuza verebilirsek, gelecek nesillere temiz bir “Bodrum Hatırası” bırakabiliriz.

Y. Şehir ve Bölge Plancısı Şule Kükrer yazıları

Refik Anadol’un muhteşem sergisinin bir kısmını youtube dan izlemek için tıklayın …

Yorumlar

  1. Zerrin Ulusman dedi ki:

    Sulecim her zaman yazilarindaki akislar,ilintilerle yaptigin ilüzyonlar her zaman hosuma gidip defalarca da sana belirtmisligim vardir.
    Bu yazin yeni dunya duzeni ,sanatin ne olduguna dair yanitlari ve onunla gunumuzun Bodrum sorunsalinin nasil gorunecegini o kadar guzel irdelemissinki alkislamaktan baska ne yapabilirim ki👏👏👏👏👏👏💙