enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Akıl Oyunları mı, Ayak Oyunları mı?

Başrollerini Russell Crowe ile Ed Harris’in paylaştığı 2001 yılında gösterime giren “A Beautiful Mind” filmi, ülkemizde “Akıl Oyunları” olarak gösterime girmişti. Ünlü matematikçi John Nash’in hayatından bir kesiti anlatan filmin orijinal adı, Nash’in hayat yoluna, paranoid şizofreni ile başa çıkışına ve kendini adeta yeniden yaratmasına bir güzellemedir adeta. “A Beautiful Mind” yani “(Güzel/İyi) (Zihin/Akıl)”.

John Nash, matematikte “Oyun Teorisi” kuramının önde gelen teorisyenlerinden biridir. Bakın Oyun Teorisi Wikipedia’da nasıl tarif ediliyor:

“Oyun teorisi, bireyin başarısının diğerlerinin seçimlerine dayalı olduğu seçimler yapması olan bazı stratejik durumların matematiksel olarak davranış biçimlerini yakalamaya çalışır. İlk başlarda bir bireyin kazancının ötekinin zararına olduğu yarışmaları çözümlemek için geliştirilmişse bile, daha sonradan birçok kıstasa dayanan çok geniş bir etkileşim alanını incelemeye başlamıştır.

Karar verenlerin diğer düşüncelerle uyumlu ya da rekabet halinde olduğu sosyal durumları modelleyen bir yaklaşım olması bu kuramın en temel özelliğidir.

Eğer bir karar, diğer oyuncular ne yaparsa yapsın en iyi kararsa ona oyun teorisi lisanında ”baskın strateji” denir. Her baskın strateji çözümü bir Nash çözümüdür ama tersi doğru değildir. Teori basit şekilde şöyle özetlenebilir: Oyuncuların hepsi aynı hedefe yönlenirse, bu oyuncuların elde etme olasılıklarını azaltacak; farklı hedeflere yönelim ise arttıracaktır.”

Konu seçim yapmak ve seçimler olunca, yukarıda bahsi geçen iki farklı yaklaşımın altını çizmek gerekiyor. “Sıfır toplamlı oyunlar” ve “Nash Dengesi”

“Sıfır Toplamlı Oyunlar”, oyuna katılan oyunculardan kazananın kazancının kaybedenin kaybına eşit olduğu durumdur. Diyelim 5 kişi poker oynuyoruz ve her birimiz 100’ler lira koyduk ortaya. Kazanan toplamda 400 TL kazanacak, kaybedenler ise toplamda 400 TL kaybedecektir.

 

Ancak hakkında film yapılan, “Güzel Zihin” şeklinde tanımlanan ve teorisiyle Nobel Ödülü’nü alan John Nash’in oluşturduğu “Nash Dengesi” bambaşka bir yol gösteriyor bizlere. Nash’e göre, her oyuncu, kendisine göre bir seçim yapmış olsun. Bu seçim, diğer oyuncuların da seçimleri düşünüldüğünde alınabilecek sonuçları en iyi karar olsun. Diğer bir tabirle, herkes kendisine en çok getirisi olacak tercihi yapmış olsun. O halde ortada kazanan / kaybeden ayrımından çok, herkesin bir dengede buluştuğu ve şartlar içinde olabilecek en iyi seçimi yaptığı bir karar ortaya çıkacaktır.

“Olur mu öyle şey? Adama kartlar iyi gelmiş, kazanmış. Birileri kaybedecek ki diğerleri kazansın.”

Sosyal yapıyı ve hayatı bir kumar olarak görenler elbette ki böyle düşüneceklerdir. Ancak ne hayat kazanılması gereken bir kumardır ne de sosyal hayat böyle şekillendirilebilir. “Kazanmak için her yol mübahtır,” diyen Machiavelli’nin üzerinden yüzyıllar geçti. Kitlelerin mutluluğu ve mutlak ilerleme için bu bakış açısını değiştirmemiz gerekmekte. Çünkü herkesin kazanacağı seçimler yapmak çok da zor değil aslında.

Muğla gündemi bir süredir gazeteciler cemiyeti seçimleri ile meşgul. Mevcut başkanın da dahil olduğu 3 aday seçimlere hazırlanıyorlar. Önce 28 Nisan 2021 tarihi için genel kurul duyurusu resmi olarak yapıldı. Daha sonra salgın hastalık sebebiyle ertelenmek zorunda kalındı. En son 19 Haziran 2021 tarihinde seçimin yapılacağı duyuruldu.

Seçim sürecinde sesi en çok çıkan sanıyorum Bodrum Gündem Yayın Grubu’nun sahibi, gazeteci dostum Fatih Bozoğlu. Bunda hem adaylığını erken açıklamasının hem sosyal paylaşım ağlarını iyi kullanabilmesinin hem de uzak yakın demeden sürekli gezmesinin ve -beğenirsiniz beğenmezsiniz- çeşitli projeler açıklamasının rolü olduğunu düşünüyorum.

Fatih son 3-5 gündür çok çok ciddi iddialar ortaya attı. Öyle ki, bu iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Üye listesinin istemelerine rağmen adaylara verilmediğinden üye (yani seçmen) yapısının değiştirilmesine kadar her biri aslında yargı konusu olan bir dizi iddia…

Yazımı yazdığım şu saate kadar (05.06.2021, 22:00) iddiaların muhatabı mevcut başkan Süleyman Akbulut’tan herhangi bir doyurucu açıklama gelmedi.

“Doyurucu” diye özellikle yazdım. Zira iddialar o kadar ciddi ki bu iddialar başkanın yaptığı basın açıklamasında “Benim hakkında kötü konuşuyorlar, gündeme gelmek için söylüyorlar, yok öyle şeyler, hep böyle yapıyorlar, vs vs.” demesiyle geçiştirilebilecek gibi değil.

Uzun zamandır Türkiye’de böyle bir tarz var:

– Rüşvet aldığınız söyleniyor?

– Yok öyle şey, bizi çekemeyenler iftira atıyor, gündeme gelmek istiyorlar.

– 10 liralık malı çalıştığınız kuruma 100 liraya sattığınız söyleniyor?

– Yok öyle şey, bizi çekemeyenler iftira atıyor, gündeme gelmek istiyorlar.

– İmar konusunda usulsüzlükler var?

– Yok öyle şey, bizi çekemeyenler iftira atıyor, gündeme gelmek istiyorlar.

Bu ülkemizi kanser gibi sarmış bir tarz ve artık sonlanmasının vakti geldi.

Fatih Bozoğlu’nun iddiaları doğru mudur yanlış mıdır ben bilmem. Elbette ki Fatih dostumun boşu boşuna, sırf rakibini sıkıştırmak adına bu kadar sert bir biçimde iddialar sıralamadığına inanmak isterim.

Diğer taraftan, seçimde oy verecek kişiler açısından benim veya Fatih’i tanıyanların kefaletinin hiçbir anlamı yok ve olmamalı da.  Aynı şey başkan Süleyman Akbulut için de geçerli elbette. Sayın mevcut başkanın iddialar karşısında “Bana inanın, yok öyle şey, iftiradır, gündeme gelmek istiyorlar, vs” söyleminden farklı bir şeyler söylemesi gerekiyor. Üstelik bu sefer konu o kadar basit ve ispatı da o kadar kolay ki.

İşte size Fatih’in dile getirdiği fakat farklı kişilerce de konuşulanları boşa çıkartacak, “yalanlarıını” ortaya koymanıza yardımcı olabilecek birkaç soru…

  •  Daha önce genel kurulu 26 Nisan 2021 tarihinde yapılacağı tarafınızca açıklanan derneğin üye kayıtları niçin 04.06.2021 tarihinde halen hazır değil?
  • Son 6 ay içinde istifa veya üyelikten çıkartılma yoluyla cemiyet ile ilişiği kesilen kaç kişi vardır, isimleri nelerdir?
  • Son 6 ay içinde cemiyete üye olan kaç kişi vardır, isimleri nelerdir?
  • Son 6 ay içinde cemiyete başvuru yaptığı halde üyeliğe kabul edilmeyen kaç kişi vardır, isimleri nelerdir?

Bu dört soru da son derece subjektif bir biçimde cevaplanabilecek, tüm iddiaları boşa çıkartacak ve iddia sahibini de açığa düşürecek sorulardır.

Eğer bu soruları ciddiye almaz, duymazdan gelir ve cevap vermezseniz, iddiaları kabul etmiş sayılacağınızın, sonuç ne olursa olsun, hangi aday kazanırsa kazansın, sonucun hem kamuoyu nezdinde hem de kanun karşısında tartışmalı olacağının farkında olmalısınız.

Gelelim “Nash Dengesi”ne…

Başkanlık yarışında iki farklı oyun var. Hiç kuşkusuz başkan adayları açısından kazanıp kazanmama kriterine göre bu bir sıfır toplamlı oyundur. Biri kazanacaktır diğeri kaybedecektir.

Lakin seçimi yapacak gazeteci dostlarımız açısından bu seçim bir “Nash Dengesi” olmak zorundadır. Herkes adaylara bakacak, mesleği en iyi şekilde temsil edebilecek, meslektaşlarının arkasında olabilecek, mesleği temsil ve temessül noktasında yeterli olacağına inandığı adaya oy vermelilerdir. Mantıklı olan budur.

Ben cemiyet üyesi değilim. Bu yazdıklarımı “hariçten gazel okuyor,” şeklinde de yorumlayabilirsiniz, hiç problem değil, çünkü gerçekten de öyle yapıyorum. Eğer sorduğum soruları dernek üyesi olsun olmasın hiçbir gazeteci dostumuz merak etmiyorsa, sormuyorsa ve takip de etmiyorsa, sormak hariçten gazel okuyan bana kalıyor ise…

“Akıl Oyunları” yerine “Ayak Oyunları” filmini izlemeye devam edeceksek…

O zaman “vah benim güzel ülkeme,” demekten başka çare de kalmaz. Çünkü “Akıl Oyunları” filminin İngilizce versiyonu “A Beautiful Mind” olabilir, ama yıllardır farklı ortamlarda izlediğimiz “Ayak Oyunları” filminin İngilizce versiyonu hiç de “beautiful” değildir.

Hepimiz öncelikle kendi bahçemizi, kendi kapımızın önünü temizlemeliyiz.

Ülke ancak bu şekilde düze çıkar.

Başar C.MÜNİR

05.06.2021, İstanbul

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
  1. Tunç Şanad dedi ki:

    Karşılıklı televizyona çıksınlar, belgeler konuşsun… BAŞAR MÜNİR, “beautiful” bir makale, tebrikler…

    1. Başar C.MÜNİR dedi ki:

      Teşekkür ederim. Açıkçası bu tarz bir siyaset güdenlerin bu tip bir çağrıya olumlu cevap verdiğini hiç görmedim. Özellikle bir yerlerde başkan olanların muhatap almama gibi bir eğilimleri var. Bununla “Ben büyüğüm, dengim değiller, niye konuşayım ki,” cümlelerinin altını çizmek istiyorlar. Tam tersi, bilmiyorlar ki bu cümleler aslında aczlerini gösteriyor. Bu tartışamama kültürü maalesef toplumumuzun her kesiminde mevcut. Açıkçası farklı bir duruş beklemiyorum. Tabii ki olabilir, şaşırırım.