enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

TUNÇ ŞANAD

Tunç Şanad 5 Aralık 1957 tarihinde İstanbul’da doğdu. Levent (Etiler) Lisesi’ndeki eğitiminin ardından, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. 1975 yılından bu yana kesintisiz olarak çalışma hayatını sürdürmektedir. İnşaat, turizm ve daha uzun bir süre reklam sektöründe çalıştı. Dört büyük seyahat acentesinin reklam departmanlarını kurup, yönetti. Türkiye’de gerçekleşen uluslararası büyük kongre ve etkinliklerde ekibiyle görevler üstlendi. 2002 yılından bu yana kendi ajansında reklamcılık uğraşını devam ettirmektedir. Bekar olup, 1990 doğumlu bir kızı vardır. Muhtelif dergilerde, kurumsal yayınlarda ve gazetelerde makale ile diğer yazıları yayınlanmıştır.

Ani Ağır Darbe

Bir köşeden diğerine hızla koştu ve duvarın dibine sindi. Etrafı kolaçan etti. Şimdilik kimse yoktu; ama her an her şey olabilirdi. Peşinde hep birilerinin olması ve öldürülme ihtimali tüylerini ürpertiyordu. İnsanoğlu zalim diye düşündü; kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımıyorlar bu zamanda… Esmerliği daha kolay fark edilmesine mi neden oluyordu acaba?..

Arkasından birinin yaklaştığını hissetti. Döndüğünde tam karşısındaydı.

Yeni gelen, “Çekinme…” dedi; “Bir müddettir seni takip ediyorum.”

Erkek, “Niye?” diye sordu. Bir yandan da demin esmer olmasının dezavantajını düşünürken, şöyle bir süzüp, “Onun siyahi olması daha mı kötü” diye aklından geçirdi.

“Sonunda içecek ve yiyecek iyi bir şeyler bulabileceğine inanıyorum. Ondan peşindeyim.”

“Açlığa biraz daha dayanabilirim. Ama susuzluk çok kötü. Şu evin bodrum katında kalorifer dairesi olmasını umuyorum. Orada su bulabiliriz belki…”

“Ulaşabilirsek bir müddet gözlerden uzak, rahat bir nefes de alabiliriz” diye iç geçirdi siyahi kız; “Gün ışığında gezinmek hiç hoşuma gitmiyor doğrusu…”

“Ben de gece çıkmayı tercih ederim. Ama, biraz daha su içmezsem ölüp gideceğim; bize yaşam hakkı tanımayan bu insanların çabasına gerek kalmayacak.”

 

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

 

Kimseye görünmemeyi umarak evin bodrum katına doğru yöneldiler. Giriş katında ilerlerken kapısı aralık banyo dikkatlerini çekti. Hemen içeri daldılar. Muhtemelen çok az vakitleri vardı. Ama ne yazık ki musluktan bir damla bile akmıyordu. Kız, lavabonun üstünde neredeyse tamamı sıkılıp bitirilmiş diş macunu tüpünü gördü. Kapağın kenarında bir parça kalmıştı. Yaladı…

“Uzun süredir bir şey yemediğin belli oluyor” dedi erkek…

“Sabun bulsam ona bile saldıracağım” diye adeta inledi kız.

Bodrum katına inecek yolu bulup, hızlı ama sessiz bir şekilde ilerlediler. Burası loş, nemli ve sıcaktı. Kendilerini biraz daha güvende hissettiler. Duvarın dibinde soluklandılar.

Erkek, “Epey genç görünüyorsun” dedi.

“Sana nispeten öyle… Ama, genç-yaşlı ayırt etmeden peşimizde bu insanlar. Yine de senin tecrübelerine güveniyorum. Yanında oldukça su ve yiyecek bulacağıma, daha uzun yaşayacağıma inanıyorum.”

“Yüz milyonlarca yıl sonra dünyanın geldiği şu hale bak” diye söylendi erkek; “Her şeyi barış içinde paylaşmak varken, garip zevkleri, ihtirasları, doymak bilmez kinleri, bencillikleri sayesinde kendi sonlarına da artan bir hızla yaklaşıyorlar.”

“Bu ırkçıların elbet bir gün soyu tükendiğinde, bizden birilerinin kaldığını görecek kadar yaşamayı ne kadar çok isterdim” diye acı acı gülümsedi kız…

“Öyle ya da böyle, herkes bir gün son nefesini verecek. Seni korkutan ölüm şekli ne?”

“Bize kurdukları tuzaklardan biri yüzünden” diye cevapladı siyahi olan.

“Evet… Alçakça hazırlıklar yapıyorlar. Açlığımızdan faydalanıp, kendileri oraya buraya yiyecek bırakıyorlar. Şekere, una, hatta kakaoya boraks karıştırıyorlar bizi zehirlemek için…”

“Yaa… Borik aside bulanmış haşlanmış patates yerken ölenleri gördüm ben de… Hayatlarının baharındaydılar.” Sonra o da yanındaki erkeğe sordu, “Sen neden korkuyorsun?..”

“Ben…” dedi esmer olan; “En çok ani ağır darbeden korkuyorum. Geçen yüzyıl Hiroşima, Nagazaki, Çernobil gibi devasa felaketlerden kurtulmuş atalarımızın ardından, bir ağır darbeden çekiniyoruz; hale bak!..”

“Kalorifer dairesinde su buluruz demiştin” diye hatırlattı kız.

Diğeri etrafına şöyle bir göz gezdirdi. “Şu büyük metal kapının altından ışık sızıyor. Yanılmıyorsam bu bodrum kat arka sokağa açılan bir garaj aslında. Kalorifer dairesi bunun da altında olmalı…”

“Biran önce suya ulaşsak iyi olur.”

“Aslında şöyle nefis bir birayı yeğlerdim. İçmeyeli uzun zaman oldu. Şimdi canım ne kadar da çok çekti.”

“Neredeyse yanında et, üstüne de tatlı isteyeceksin” diye alaycı konuştu siyahi kız…

“Gerçekten iyi olurdu” diye yutkundu erkek; “Mahallemizden ayrılınca, bu yabancı yerlerde nerede ne vardır bilemiyorsun.”

Genç kız düşünceli bir şekilde, “Keşke şunlarla bir iletişim kurabilme yolunu bulabilseydik” diye mırıldandı; “Birlikte yaşamanın sandıkları kadar zor olmadığını anlatabilsek…”

“Bizim bakteri taşıdığımızı anladıklarından beri daha da saldırgan oldular. Sanırım bir tarafın nesli tükenene kadar bu soykırımın bitmesi zor.”

“Koskoca dinozorların bile yok olup gittiği bir dünyada seleksiyon belki de onların aleyhine işler bu defa… Elbet bir gün insanlığı yok edecek büyük bir hata yapacaklar.”

“Üstelik biz onlardan çok daha dayanıklıyız” diye umutla destekledi bu sözleri öbürü…

 

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

 

Suya ulaşmak için tam kalorifer dairesine inmeye başlayacakken aniden garajın ışıkları yandı. Güçlü floresan ışığından rahatsız oldular. Süratle kaçmaya başladıkları anda aman vermez “ani ağır darbe” esmer erkeğin üzerine indi. Yerde debelenip kurtulmaya çalışırken bir ikincisi geldi. Siyahi kız ise büyük bir hızla garajdaki buzdolabının arkasındaki motor ile duvar arasına sığındı. Kendi vücudundan daha dar alanlara sığma kabiliyeti vardı.

Sırtüstü yatan erkek hamam böceğinin hâlâ üç çift bacağından bir ikisi oynuyordu. Ardından öldürücü son darbe de geldi. Doğrulan evin sahibesi kadın, bir elinde sıkıca tuttuğu şeyi ders verir gibi sallarken, diğer elini bir zafer edasıyla beline koydu: “Anne terliği gibisi yoktur!..”

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar