enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Bodrum’da Heykel çöplüğü – Doç. Derviş Ergün  Bodrum Gündem yazıları

Postmodern zaman dilimi; tarih öncesinden başlamak üzere tüm disiplinleri kendi uhdesinde eriterek kimilerine göre genişletilmiş, kimilerine göre seyreltilmiş, kimilerine göre çökmüş bir modernizmin üzerinde kuruluşunu tamamlayan küresel neoliberal bir düzendir. Estetiğin ortadan kaldırılmasına vesile sayılan Marcel Duchamp’ın hazır nesnesi, sanatın ortadan kaldırılmasına aracılık ettiği var sayılan Andy Warhol’un çoğaltmaları karşısında sanat; postmodern anlayış moderatörlüğünde arzuda kışkırtılan bir tüketim toplumuna, kültür endüstirisi projesiyle, sanat adına kiç (kitsch)* olanı muteber sayan, içeriği daraltılmış bir anlayışa evrildi. Postmodern kavram, değerler üzerine kurulu sistemden beslenir, var olan değerleri tüketerek kendini var eder. Süreç postmodern lehine akacak şekilde özgürleştirilmiştir, “kervan yolda düzülür” misali; pratik hayatın boşlukları, toplumların zafiyetleri, aç gözlülük, az gelişmişlik, cehalet, bilgisizlik, hıyanet, deneyimsizlik, vizyon, misyon eksikliği vb. olgular, gerçekler, postmodern anlayışın beslendiği dinamiklerdir. Kültür ve sanat adına üretilen değerlerin “melezleşme” kavramında eritilip yeniden “yeni” olarak sunulması şimdinin temel karakterini ortaya koyar.

* Kiç (Kitsch) yetersiz, yoz, bayağı olarak kabul edilir.

Jeff Koons, “On the player and the game” (1994-2014)

J.F.Lyotard,a göre; büyük anlatının çökmesiyle aristokrasi, klasik kapitalist sistem ve sosyalist ütopyanın meşruiyeti, öznenin eline geçti. Bireyin havada bulduğu meşruiyet hakkını pratik hayatta nasıl kullanacak sorusu, postmodern sistemin anahtar kelimesidir. Baudrillard’ın simulark olarak gördüğü çoğaltılmış gerçeklik algısında kendini arayan öznenin, çıkarı için aklını kullanmasını öğrenmesi ve itibarsız yarışa dahil olması, meşruiyet hakkının nasıl kullanılacağına dair ip uçları verir. Kendini parlatmakla meşgul olan bireyin algı verisi; meşhur olma isteği, imrenilme duygusu, Kant’ın terbiyesiz olarak gördüğü ruhsal açlık, sivil itiatsizlik, gereksizlik, önemsizlik, değersizlik “hap yap, para kap” şiarı, belirsiz ve ucu açık, haz duygusuyla kışkırtılan bir simülasyondan ibarettir. Metalaşan bireyin meşruiyetini destekleyen bu sistem, nihayetinde öznenin kendinde erimesiyle son bulacaktır. Değişim ve dönüşümü yöneten neoliberal sistemin temel gayesi, insanlığın süreç içinde oluşturduğu temel değerlerin algı yoluyla pazarlanabilir bir meta aracı olarak artı değer yasasına dahil etmektir. Böylelikle algıda seçicilik dayatmasıyla yarıştırılan insan, (politik, kültürel ve ekonomik) tek tip olma isteği ve arzusuyla istenen küreselci tüketim toplumunun inşasına gönüllü olarak katılımı sağlanmış olacaktır.

Sanat bu aşamada kilit görevde yer alır, “özgürlük”, “melezleşme”, “evrenselcilik” gibi kavramlar çöp yığınlarıyla sanata dönüştürülür, bahşedilen özgürlük sonsuzdur(!) her şey değişim ve dönüşüm adınadır. Bu mesai postmodern sistemin siyasal görüşüne uygun hareket eder, sanat bu doğrultuda özendirilir, teşvik edilir, ödüllendirilir ve model olarak genç sanatçılara yol gösterilir. Diğer tarafta arkada dönen çarkı kimse dikkate almaz herkes kendi pratiğinde yol alır, proveke edilen sanat tüketicisi, sözde gündemi belirleyen sanat olgusunu “yeni” olarak tüketmeye zaten hazır hale gelmiştir. Ezbere dayalı postmodern çalışmaların nicelik veya nitelik sorunu yoktur, yapısöküm kavramında hazır nesneyi, sanatın temel kurucu elemanı olarak gerekli görür. İnsanlığın ürettiği tüm değerler, yapı söküm kavramında hesaba çekilir, yanlışları yüzlerine vurularak işin doğrusu ortaya konur ve böylece kutsal hikaye tamamlanır.! Ancak hayat, neoliberal aklın yöneteceği kadar basit ve kifayetsiz bir oyun alanı hiç değildir, metafizik her zaman aklın sınırlarını belirler. Sistemin reddettiği, itibarsız gördüğü, geriye ittiği anlam, mana ve değer olgusu canlıdır ve kendi inandırıcılığını hala korumaktadır. Baudlaire’in belkide yüz elli yıl önce söylediği ve bu günlere ışık tutan ifadesinde “sanatçı filozof olmalıdır” şiarı, esnaf sanatçılara söylenmiş doğru bir eleştiri olsa gerek.

Anıt heykelin kuruluş bileşenleri; anıtsallık kavramında mevcut temayı ortaya çıkarmak için; özün doğasına, üçboyutlu nesne sorununu çözümleyen ve belli bir ustalık seviyesine ulaşmış deneyime, kuram ve teori bilgisine ve bir o kadar önemli sayılan pisişik ya da metafizik yaratıcı donanıma sahiplik yeterliliği ister. Aksine şimdinin postmodern anlayışında “kitch” çalışmalarda yukarıda saydıklarımız ilkelere ihtiyaç yoktur. Herhangi bir bedenden alınan kalıplara (resimde olduğu gibi) döküm yapılarak, temaya konu olan “kahramanların” sözde portre veya büstleri oturtularak anıt tamamlanmaktadır ve bu çalışmalar kamusal sanat örneği olarak halkın ortak alanlarına konulmaktadır. Toplum nezninde değer gören kahramanların, kültür ve sanat eserinde nesiller boyu yaşatılmak istenen kimlikleri, bu anlayışla basitleştirilip ve hatta değersizleştirip içi boşaltılmaktadır. Başta Atatürk anıtı, Nazım Hikmet, Halikarnas Balıkçısı, Neyzen Tevfik heykelleri anıtsallık kavramında ele alınması gereken heykellerdir. Bu heykelleri kich, yetersiz, yoz bir anlayış çerçevesinde ele alıp bitmiş çalışma olarak kamuoyu önüne koymak, kahramanlarımıza muhalefet emek anlamına gelir. Atatürk, anıt çalışmalarda ancak değer statüsü kazanır, yoksa bir bankta oturan peyzaj objesi gibi, heykelin sembol değerine dönüştürülmesi akıldan ziyade gözü tatmin eder, halbuki Atatürk gözle değil akıl ile kavranacak bir devrimci ve en büyük ahlakçıdır. Anıtın esas teması da bu anıtsallık üzerine yükselir. Bir diğer yetersiz çalışma Nazım Hikmet, Halikarnas Balıkçısı heykelleridir, bir duvar üzerinde gösterge sembolü gibi teşhir edilen heykel, anıtsallık kavramını göz ardı eden bir diğer olumsuz örnektir.

Bodrum kenti, bu heykel çöplüğünden bir an evvel kurtulmasını ve kamusal alanda anıt veya heykellerin varlığı söz konusu olacaksa, bu işi hakkıyla yapacak ülkemizde donanımlı heykeltraş veya sanatçıların varlığını hatırlatmakta yarar vardır. Bodrum Belediyesi’nin kent meydanlarına kazandırmak istediği anıt heykellerin; değerlendirmesinde, sipariş verme usulünde, ortaya çıkan heykellerin kimlik özelliklerinde ciddi sorunlar olduğu görülmektedir. Kamusal alanda varlık gösterecek sanat hakkında; uyulması gereken en önemli husus; kent meydanlarının bir kamusal alan olduğu ve bu alanların değerlendirilmesinde yine kamu hakkı doğrultusunda katılımcı temsil üyelerinin birarada olgunlaştırdığı projelerin hayata geçirilmesi esastır ve bu usul kamusal düzen için katılımcı demokrasinin bir gereğidir. Kararverici yürütücü temsil üyeleri; belediye yönetim ergi, üniversiteler, sanatçılar, meslek odaları, sivil kuruluşlar, kamuoyu temsilcileri gibi kamuoyunun seçilmiş üyeleri kurulacak genel jüride görev alırlar. Kamusal alanda yapılacak anıt heykellerin jüri üyeleri ve onu temsil eden sözcüler aracılığıyla uygulama şartnamesi bir duyuru ile tüm sanatçılara ilan edilir. Ve böylece anıt heykel yarışma şartnamesi tüm sanatçıların katılımına sunulmuş olur. Başarılı çalışmalar seçilir sözleşme yapılır ve anıtların şartnameye uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığı denetçi ekip tarafında kontrolü sağlanır ve çalışmalar böylelikle hayata geçirilmiş olur. Bu anlayış çerçevesinde yürütülen sanat etkinlikleri; bir kamu hizmeti olarak, kamuoyuna ulaşmış ve en demokratik bir kamu hakkı yerine getirilmiş sayılır. Bu yaklaşıma göre; Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden Esra sağlık ve Orhan Tekin ikilisinin yapmış olduğu heykellerin demokratik bir yarıştan uzak bir yöntemle işi aldıkları anlaşılmaktadır. Bodrum Belediyesi’nin teslim aldığı heykellerin, anıt heykel niteliği taşımadığı, yetersiz, kiç (kitsch), kamusal alanda varlık gösterecek değerde ve kalitide olmadığı görülmektedir. Bodrum: kültür ve turizm, arkeolojik ve sanat değeri açısından ulusal ve uluslararası özelliğe sahip nadir bölgelerimizden bir tanesidir. Bu nadide kentimizi bir heykel çöplüğüne dönüştürmeye hakkımız ve yetkimizin olmadığı ve bu heykellerin ivedi bir şekilde kamunun önünden kaldırılması ve sahiplerine iade edilmesi her yurttaşın estetik ve sanatla yaşama hakkı olduğu unutulmamalıdır.

Doç. Derviş Ergün
Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Üyesi, Heykel Bölümü Öğretim Üyesi

Yorumlar

  1. Ayşe Temiz dedi ki:

    Yazının her satırına katılıyorum..Maalesef adıgeçen heykellere ek olarak bank da oturan Halikarnas Balıkçısı ve elinde kağıt tekne tutan Sadun Bora sözde heykelleri adı geçen kişilere hiç yakışmayacak şekildedir..Ayıp oldu..:(

  2. Emine Aydın dedi ki:

    Biz yaptık oldu mantığındaki “ heykel “ ler o güzide şehre yakışmamış. Derviş hocamın yazısının her satırına katılıyorum. Umarım ilgililerde katılır gereğini yaparlar.saygılarla.