enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Toplumsal Uzlaşı Ve Türkiye Demokrasi İttifakı

Sonuç olarak söyleyeceğimize vurgu yaparak, makalenin içerik çerçevesini çizmek istiyorum öncelikle:

“Kurtuluş Mücadelesi süreci; Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün yarattığı şartlar, amaç ve hedefleri bakımından, halkımızın sonuçları görülebilen bir BEKA gerçeğinin, çözümü için yaşanmış ve şekillendirilmiştir. Cumhuriyet’in Kurtuluş ve Kuruluş mücadelesi, 20. Yüzyılın mucizevi olayı olup, insanlık mücadelesinin geleceğini de öngörebilen bir niteliğe sahiptir. Emperyalizme ve yerel işbirlikçilerine karşı verilen mücadelenin kazanımları, mazlum halklar için de örnek olmaya devam etmektedir. Aydınlanmanın, devrimlerin/değişimin sürekliliği içerisinde, halkın özgürlüğü ve refahı için hedeflerini gösteren Kurucu İrade ve kurucu lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk, otoriter sistem ve yaklaşımlar ile bağnaz inanç (din), mezhep, kimlik farklılıklarına dayanan anlayışları/yöntemleri reddeden bir yol haritası çizmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet yapısı, Millet tarifi, eşit vatandaşlık anlayışı, laik özgürleşme programı, halkçılık-devrimcilik ilkesi, toplumsal refah için üretici girişimciliği, BARIŞ için siyaset gibi kavramlar ve uygulamaları dikkate alındığında, karşımıza çağımızın/geleceğin İNSANİ DEMOKRASİ ihtiyacının, sonsuzluğa uzanan boyutları çıkmaktadır. Cumhuriyet’in Kurucu değerlerinin yolundan sapan, çıkar hesaplarıyla tavizler veren, Cumhuriyetin Demokrasi ile taçlandırılmasında yetersiz kalan siyasetlerin, göreceli olarak farklılıklar arz etse de, ortaya çıkan sebep-sonuç sorularının cevaplarını da vermektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi ( AKP ) iktidarıyla başlayan ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ( Cumhur İttifakı ) ile devam etmekte olan, Cumhuriyetin Kurucu Değerlerini yozlaştırma süreci karşısında da, Cumhuriyetin Kurucu Değerleri etrafında, 100 yıllık deneyimin eksikliklerini/yanlışlarını da görerek, ilkeli-stratejik bütünleşme ( TÜRKİYE DEMOKRASİ İTTİFAKI ) sağlanabilmesi ihtiyacı, Milletimiz için BEKA sorunu haline gelmiştir…”

Önemli görülen bazı başlıklar altında, meselenin özetle açıklanmasına çalışılacaktır:

Orta Çağ ve Cahiliye Karanlığı…

Kötülüğü, vahşeti, cahilliği anlatabilmek için zaman zaman Orta Çağ ve/veya Cahiliye karanlığı kavramları kullanılır. Orta Çağ karanlığına son veren temel faktörler içerisinde, Rönesans’la başlayan Aydınlanma, bilimsel çalışmalar ve sanayileşme, yol açan gelişmeler olarak öncelik alır.

İslam’ın Asrı Saadet döneminin, insana hitap eden ahlak ve bilime önem veren zihniyeti de, Cahiliye döneminin tabularını yıkabilmiştir.

İnsanlık tarihi; bilimi temel gelişim dinamiği olarak kabullenen, insan haklarını içselleştiren/güçlendiren, evrensel değerlerle geliştirilen sistem/yönetimleri kurumsallaştıran, hukukun üstünlüğünü benimseyen, laik özgürleşme yapısı içerisindeki ülke ve toplumların, istikrarlı gelişme şartlarını yaratabildiklerini göstermektedir.

Orta Çağ, Cahiliye karanlığı metaforu ile getirilmek istenilen eleştirinin, AKP ve

Cumhur İttifakı’nı destekleyen büyük çoğunluk için de, ağır gelebileceğinin farkındayım. Ancak etkili yönetim kadrolarında bulunan siyasetçi, bazı önemli bürokratlar, aydınlar, medya mensupları ve yandaş vasatlarda, anayasal laik sistemi çökertme çalışmalarında ki sürekliliğin, görülebilen muhtemel sonuçları, meselenin hayati önemini göstermektedir.

Afganistan’da, Irak-Suriye-Libya-Yemen gibi ülkelerde yaşanan, emperyalizm-yerli işbirlikçileri dayanışması örnekleri, çok hassas coğrafyaya sahip ülkemiz için, tehdit ve risk hassasiyetlerini artırmaktadır.

Cumhuriyet’in Kurucu değerlerini hedef alan, Anayasal Sistemin işleyişini engelleyici çalışmalara süreklilik kazandıran, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hukuki-siyasi-toplumsal meşruiyetini tartışmaya açan bir zihniyet yapısının yarattığı karanlığa karşı, yeniden aydınlanma inşa sürecinin başlatılması, öncelikli, milli-insani ihtiyaçlardandır.

Dünya Savaşları ve Sonrası…

1.ve 2. Dünya savaşları sonuçları; toplumların, ülkelerin, çok farklı çıkar hesaplarıyla, siyasi-ekonomik-kültürel-askeri vs. hedeflerle, güçlenme, hegemonya kurabilme teşebbüslerinin, yaşanılan çok acı örneklerini vermektedir.

Yaşanılan insanlık dramları, yol açılan ağır yıkımlara rağmen, ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarının kazandığı süreklilik, günümüzde ve gelecekte de, yönetimlere ve tüm aktörlere sorumluluklar getirmektedir.

Gerçekler; sistem olarak, çoğulcu katılımcı demokrasisine kurumsallık kazandırabilmiş, parlamenter yapılanma içerisinde, hukukun üstünlüğünü gerçekleştirebilmiş ülkelerin, insani-maddi-manevi gelişmelerini sağlayabildiklerini göstermektedir.

Emperyalizm, küresel ekonomik-finans sistemi ve neo- liberalizmin yaratmakta olduğu yıkım şartları karşısında, Cumhuriyet’in Kurucu değerlerinin çağdaş-insani yorumlarıyla, çıkış yollarının açık olduğu görülebilmektedir.

Soğuk Savaş dönemi, SSCB’nin dağılması, ABD hegemonyasının yenilenme arayışları, Rusya Federasyonu ve Çin’in yükseliş grafikleriyle ortaya çıkan, çoklu güç merkezleri gerçeği, Emperyalizm ve hegemonik arayışların sürekliliğine de işaret etmektedir.

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin, güç merkezleriyle olan açık ve örtülü bağımlılıklarının yarattığı ağır sonuçların değerlendirilmesi, ülkemiz yönünden de öncelikle önemini artırarak korumaktadır. Siyasi İktidarın, iç politikaya paralel, dış politikalarında gelişen değişken savrulmalar, iktidarı koruma odaklı çıkar hesaplarıyla bağlantılı olduğu izlenimini vermektedir. Bu durum, ülke ve toplumsal çıkarlar bakımından, yeni risk ve tehditleri davet eder mahiyettedir.

Osmanlı’nın Çöküşü ve Cumhuriyet…

Gurur duyduğumuz tarihimizi bütünlüğü içinde değerlendirirken, Osmanlı’nın ÇÖKÜŞÜ ve Cumhuriyet’in yeniden DOĞUŞ sürecinin bilinmesi, günümüz şartları ve gelecek değerlendirmeleri için de önem kazanmaktadır.

Osmanlı’nın 19. Yüzyıla gelindiğinde ortaya çıkan çöküş dönemi, Rus Çarı 1. Nikola’nın 1850 yılında, İngiliz elçisine “Hasta Adam” benzetmesini yapmasıyla hatırlanır.

Küresel gelişmelere ve değişimlere ayak uyduramayan Osmanlı’nın çöküşün çok farklı sebepleri arasında; Sanayi Devriminin gerçekleştirilemeyişi, Kapitülasyonlar, dış borçlar, liyakata dayanmayan yönetim yapısı, savaşlar, Milliyetçilik akımları, Aydınlanma Devriminin yakalanamayışı, öncelikle dikkati çeker.

Pozitif bilimlere önem verilmemesi, gelişmeleri engelleyici şartları ortaya çıkarmıştır. 17. Yüzyılda Aydınlanma Devrimi ile zihinsel ve küresel dönüşümünü sağlayan Batı karşısında, dağılan, işgal altına sokulan bir yapı ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyet; Aydınlanma, Sanayileşme, Çağdaşlık gibi zihinsel dönüşümü yaratıcı gelişmelere paralel olarak, Demokratik, Laik ve sosyal bir Hukuk Devleti olma ilkelerini benimseyerek, Medeni Dünyanın önemli parçası olarak, yeniden doğuşu sağlamıştır.

Bu sebeplerle, Cumhuriyet’in Kurucu Değerleri ve Hedefleriyle korunması-geliştirilmesi meselesi, Milletimiz ve Ülkemiz için BEKA sorunudur.

Darbeler, Vesayetçi Yapılar…

Cumhuriyet’in gelişim süreci içerisinde, darbeler ve vesayetçi yapılar meselesi, önemli yer işgal eder.

Kurtuluş ve Kuruluş dönemi, sürecin şartları içinde değerlendirilmesi gereken bir zaman dilimidir.

Bir İmparatorluğun yok oluşundan, yeniden doğan bir Medeniyet ateşinin hikâyesi, vatan topraklarını düşmana terk ederek, işgalci ülke zırhlısında ülkesini terk eden Sultan-Şeyhülislam zihniyetine ve zamanımızın destekleyicilerine bırakılamayacak derecede önemlidir.

Çok partili hayata geçiş ve 1950 yılında Demokrat Parti ( DP ) iktidarıyla başlayan Demokratikleşme Süreci içerisinde meydana gelen askeri darbeler, asker-sivil kadrolar etkinliğinde oluşan vesayetçi yapılar, Cumhuriyet’in Kurucu Değerleri ve Muasır Medeniyet hedefleri bakımından da kabul edilemez şartlar yaratmışlardır.

Cumhuriyet’in Demokrasi ile taçlandırılamayışının yarattığı temel sorunların, öncelikli sebepleri arasında, darbelerin, vesayetçi zihniyetin bulunduğu gerçeği yadsınamaz.

1950-2021 süreci siyasi yelpaze üzerinde değerlendirildiğinde, göreceli olarak tüm siyasetlerin sorumluluklarından bahsedilmesi gerçekçi bir duruştur. Ancak genellikle Merkez Sağ, Muhafazakâr, Milliyetçi, dinci kadroların şekillendirdiği siyaset üretimi ve sonuçlarının, özeleştiri yaparak yeniden değerlendirilmesi hususu, günümüzde acil çözüm ihtiyacı bakımından hayati önemi haizdir.

Küresel Sistem içinde, NATO İttifakı paydaşlığının, Emperyalizmin, özellikle ABD’nin çıkarları lehine gelişmeler sağlanmasının yarattığı süreklilik, darbeler ve vesayetçi yapılar oluşumunda, demokratik olmayan Asker-Bürokrat-Sivil kadro birlikteliğine dayanan, zihniyet ve yönetimleri de ortaya çıkarmıştır.

Zamanımızda da etkilerini sürdürmekte olan 12 Eylül 1980 Darbesi sonuçları içerisinde; AKP iktidarının oluşumu, AKP-Gülen Cemaati Ortaklık Sürecinin yaşanması, 15 Temmuz FETÖ Darbe Teşebbüsü gibi çok boyutlu olaylar zincirinin, sebep-sonuçlar bakımından değerlendirilmesi önem kazanmaktadır.

Yaşanılan tecrübeler, alınan dersler, her türlü darbe ve benzeri hareketler ile vesayetçi yapılar karşısında, çözümleyici yöntem ve duruşun; içselleştirilen Cumhuriyet’in Kurucu Değerleriyle, laik Demokratik sisteme ve hukukun üstünlüğünün şekillendirdiği devlet yapısına, kurumsallık-nitelik kazandırılabilmesi olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Türkiye Demokrasi İttifakı…

Türkiye siyasi, ekonomik, sosyal dinamikleri bakımında, yönetim zafiyetleri sebebiyle, çöküş içerisinde olan bir ülke görünümü vermektedir. Dış Politika gelişmeleri, edilgen bir ülke olma durumunun yaratılışı sebebiyle, emperyalist güçlere bağımlılık sorununu da derinleştirmektedir.

Cumhuriyet’in temel değerlerinin hedef alınması, Atatürk karşıtlığına himaye gösterilmesi, taraflı yargı sistemi görüntüleri, laik zihniyet ve yönetimin fiilen kaldırılışına yol açan beyan ve uygulamalarda ki yükseliş, otoriter yönetim yapısında kurumsallaştırma adımları gibi gelişmeler, muhtemel erken veya zamanında yapılacak seçimlerin sonuçlarına hayati önem kazandırmaktadır.

Siyasi yelpazenin durumu, sosyo-politik şartlar, Cumhur İttifakı karşısında oluşturulabilecek cephenin niteliği ve kapsayıcılığı tartışmalarına güncellik kazandırmıştır. Seçimlerde eşit ve adil yarışma şartlarının şimdiden kaldırıldığı ortamın mevcudiyeti de, haklı soruların cevaplandırılması ihtiyacını davet etmektedir.

Tehdit ve risklerin, Türkiye Demokratik Sistemini hedef alması karşısında; muhalefeti teşkil eden tüm demokrat, ilerici, çağdaş, muhafazakâr, milliyetçi unsurların birliği ve dayanışması önem kazanmaktadır.

PKK’nın yarattığı hassasiyet sebebiyle, Halkların Demokratik Partisi ( HDP ) ile ilişkilerin ortaya çıkardığı tereddütleri ortadan kaldıran şartların yaratılabilmesi ihtiyacı da, önemle aciliyetini korumaktadır. HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, ilkelerde ve stratejik hedeflerde birliktelik çağrısı da önemli gelişmelerdendir.

Emperyalizmin stratejik hedeflerinin sürekliliği, PKK ile ilişkilerinin boyutu, PKK silahlı mücadelesinin Türkiye’yi hedef alan eylemleriyle devamlılığı meselesi, öncelikle HDP tarafından değerlendirilmesi gereken hususlardandır.

HDP ile ilkesel birliktelikte, terörizm ve ayrılıkçı hareketleri sonlandırıcı gelişmeleri sağlayıcı siyasetler üretilebilmesi de, mümkün olabilir, başarılabilir.

AKP ve Cumhur İttifakı’nın; Millet İttifakı’nı geliştirebilecek, Türkiye Demokrasi İttifakı’nı engelleyici çalışmaları, hazırlıkları karşısında, toplumsal kapsamlı desteğe sahip Demokrasi Cephesi’nin gücünü ve iradesini ortaya çıkarabilecek ittifaklar kurulması sorumluluğu ile karşı karşıya bulunulmaktadır…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.