enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Can Güleryüzlü “Gazetecilik bedel ödenen bir meslektir”

Muğla’da görev yapan bir muhabir olarak Muğla’ya hoş geldiniz diyeceğim. Yerel basının biraz sıkıntısı var. Yaygın basın yerel basını tamamen ezmek üzere bir strateji izliyor. Basın İlan Kurumu ile çalışmayan tüm gazeteler ve gazeteci arkadaşlarımız zor durumda. Neler söyleyeceksiniz?

“Türkiye’de uzun zamandır gücün merkezileşmesi ve belli bir yerde odaklaşması sorununu yaşıyoruz. Bunun sosyolojik, ekonomik ve siyasi alanlarda birçok şekilde yansımasını görüyoruz ama en ağır, acı ve sert yansımalarını medyada, basında görüyoruz. Ne yazık ki bu merkezi güç, zaten zar zor ayakta durmaya, bu anlamı ile birçok zorluğu ve saldırıyı göğüslemeye çalışan medyada daha da baskın bir şekilde izlerini bırakıyor. İletişim Başkanlığı diye yeni bir yapılandırılma oluşturuldu. Bu yapılandırma açıkça söyleyeyim yerel basını yok etme hedefinde bir politika ve tavır sergiliyor. Amacının gerçekten de kapsamlı olarak sesini çıkarmayan, sormayan, sorgulayamayan, gerçeklerin bilgisine sahip olmayan bir toplum yaratma amacı olduğu belli ve bunu da nasıl sağlayacağını genel olarak medya üzerinde kurduğu baskı ile sağlamaya çalışıyor. Bu çerçevede bahsettiğiniz gibi gelir kaynaklarını onun dışında bir birleştirme adı altında belli yapıları daha ön plana çıkarma ve kendince kanalize edip yayınları, toplumu istediği şekilde manipüle etmeye çabalıyor…”

Bununla ilgili mutlaka örgütlenmek gerekiyor. Fakat Türkiye’de olası olmayan tek sivil toplum gurubu herhalde gazetecilik olsa gerek. Bakkalların bile odası varken gazetecilerin odası yok. Bu da hem ayrışmadan hem de örgütlenmede tek yumruk halini bir türlü beceremememizden kaynaklanıyor. Bu nedendir acaba?

“Gazetecilik mutlaka farklı düşüncelerin içerdiği bir alan. O yüzden farklı örgütlenme arayışları, farklı olaylara bakıp çözüm üretme çabaları doğaldır, doğal da karşılanmak zorundadır. Ama gazeteciliğe bir standart getirilmesi gerekiyor. Bu standardın oda düzeyinde olup olmaması bir tartışma konusudur. Gazetecilik sadece iletişim fakültelerinden veya bir yerden alınan bir diploma ile değil daha hak savunucusu, daha fazla mücadele ve zevkle ve bu anlamıyla bedel ödetme gücünü göz önüne alabilecek insanların yapabileceği bir meslek. Yani onun için de tek düze anlayışla olabilecek bir standardizasyon değil de örgütlerin yan yana gelerek bu açıdan bir gazetecilik çerçevesi çizmesinin daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Ayrıca son dönemde gittikçe içi boşaltılan bir Basın Kartları Komisyonu var ki kart dağıtmaktan çok kartvizit dağıtmak gibi bir süreç işletiyor. Kendilerine yakın bu sektörde bulunan kişilere gazeteci sıfatlaması koyuyor ve tam tersine gerçek gazetecilere de gazeteci olmadığı iddiasında bulunuyor. Bu açıdan oranın da gerçekten yeniden düzenlenmesi lazım. Oranın bu mesleğe verdiği zarar ve bugün itibarıyla gerçekten tahribatının engellenmesi çok zor bir aşamaya kadar geldi. Biz konuyu Danıştay’a da taşıdık ve dava konusu yaptık. Danıştay İdari Dava Kurulları konuya ilişkin lehimize karar verdi. İletişim Başkanlığı basına yönelik hazmedememe, basın özgürlüğünü yok etme niyeti çerçevesinde var olan maddeleri daha da ağırlaştırarak getirdi. Dolayısıyla İletişim Başkanlığı büyük bir sorun, onun bünyesindeki Basın Kartları Komisyonu ayrı bir sorun. Bunlar belli düzeyde dizayn ve basın özgürlüğü çerçevesinde organize edilebilirse standartlaşma veya gazetecilikte belli bir sabitleme sağlanabilir…”

Son olarak Sayın Kılıçdaroğlu’nun son dönemde gündeme getirdiği aslında bir infial yaratması gerekirken düşündüğümden çok da sakin geçen siyasi suikastlar olur geleceği konusu var. Tüm siyasi suikastlar denilince hedefteki ilk akla gelen kişiler de gazeteciler oluyor. O infiali yaratma için de Hrant Dink’ten tutun da Uğur Mumcu’ya Çetin Emeç’lere hatta daha öncelerine kadar hedefte olan gazetecilerdir. Bu istihbarat tahmin değil sanırım doğru bir istihbarat olsa gerek diye düşünüyorum.

“Sonuçta Türkiye’de yaşanmış gerçekler var. Derneğimizin üyesi olmasından onur duyduğumuz Uğur Mumcu da böyle bir sürecin sonucunda kaybettiğimiz bir değerimiz. Tabii ki bunun somut dayanağı nedir bilmiyorum ama Türkiye’de yaşanmamış olaylar değildir. Bu çerçevede gazetecilik yıldırılamaz. Tabii gazetecilere yönelik saldırılarda ve suikastlarda bir manipülasyon, provokasyon hesaplanabilir. Fakat burada şunu çok özel olarak vurgulamamamız lazım; gazetecilik bedel ödeyen bir meslektir. Çünkü güç odaklarına karşı soru soran, sorgulayandır. Hedef alınma durumu söz konusu olduğunda mutlaka yan yana gelmemiz, bu tür iddialar gündeme geldiğinde mutlaka kamuoyunu bilgilendirip olası provokasyonlara karşı hep birlikte yan yana durmamız gerekiyor. Çünkü dediğim gibi bu gazetecilere yönelik bir saldırıların sınırlılığında bir şey değildir. Toplumu kutuplaştırma, belli yönlere çekip süreci manipüle etme aracıdır. Öyle bir şeyin olmamasını umuyor ve olmaması yönünde de elimizde geldiğince bütün demokratik örgütler ve demokratlarla yan yana durarak mücadelemiz sürdürüyoruz, sürdüreceğiz…”

Çok teşekkürler başkanım başarılar diliyorum. Demokrasinin kılcal damarları yerel basının çok daha iyi yerlere gelmesi dileğiyle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.