enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Zekeriya Temizel ; “Su fakiri olmak konusunda hızla ilerleyen bir ülkeyiz…”

Türkiye’nin en dürüst Maliye Bakanı olarak bilinen Zekeriya Temizel “Bodrum Yaşam Okulu”nun konuğu olarak Bodrum Ticaret Odası Konferans salonunda organik-doğal tarım ve tarım ekonomisi konularında bir konferans verdi. Temizel “Su fakiri olmak konusunda hızla ilerleyen bir ülkeyiz…” uyarısında bulundu…

Bodrum Gündem Söyleşileri

Geçmiş dönem Maliye Bakanı Zekeriya Temizel “Bodrum Yaşam Okulu”nun konuğu olarak Bodrum Ticaret Odası Konferans salonunda organik-doğal tarım ve tarım ekonomisi konularında bir konferans verdi.

Bodrum Yaşam Okulu kolaylaştırıcılarından Cengiz Macun; “Bodrum’da 2019 yılında faaliyete geçirdiği 60 yaş üstü Tazelenme üniversitesi hizmetini sonlandırmış ve “Bodrum Yaşam Okulu” nu Bodrum Ticaret Odası işbirliği ile Eylül ayı ikinci yarısında kurarak 04 Ekim 2021 tarihinde eğitime başlamıştır.

İki yıllık eğitim programları sonunda katılım sertifikası vererek öğrenci arkadaşlarımızı mezun edeceğiz. Bodto ve Yaşam Vakfı gençlere yönelik mesleki eğitimler vermek üzere de çalışmalarını sürdürmektedir…” dedi.

Konferans arasında Bodrum Gündem Genel yayın Yönetmeni Fatih Bozoğlu’nun da sorularını yanıtlayan Temizel, Türkiye’nin tarım ekonomisi ve su-susuzluk konusunda çok önemli değerlendirmelerde bulundu.

Hem ekonomiyi hem siyaseti takip eden bir gazeteci olarak, ayrıca Nezih Demirken gibi bir ekonomistin ve ekonomi gazetesi kurucusunun çırağı olmaktan da gurur duyuyorum. Gazetecilik yaptığım bu dönemde en dürüst Maliye Bakanı olarak tanıdığım, hakikaten ‘Ağabey’ denilebilecek bir isim; Zekeriya Temizel. Şimdi siyaset başta olmak üzere her şeyi bir tarafa bırakıp tarımla ve özellikle organik tarımla ilgili çok önemli çalışmalar yapıyor. “Bodrum Yaşam Okulu”nun konuğu Zekeriya Temizel’e tarım ekonomisi konuşacağız.

Tarım ekonomisinin Türkiye’yi kurtaracak en önemli konu olduğunu düşünüyorum.

“Türkiye’nin sadece tek bir ekonomi veya tek bir programla kurtulma şansını düşünmemek lazım. O olmaz. Ama Türkiye’nin kurtulması birkaç tane bileşenden oluşacaksa, çok ciddi bir ekonomik güce kavuşmasına ilişkin bu program içerisinde tarım, sanayinin de önünde birinci sırada yer almalıdır. Bugün burada arkadaşlara sizin dediğinizden daha farklı bir şey anlattım. Maalesef bizim üretimimiz yetmiyor, üretimden düştük. Çünkü ithal ederek insanların gereksiniminin sağlanmasını yeterli görmek ekonomi de yapılacak en büyük yanlıştır. Bu, Osmanlı zihniyeti. Yani, tebaanın iaşesini sağladığımızda sorunlar bitmiştir düşüncesidir. Halbuki hayır. Bunun, sürekliliğinin olabilecek, düzenli olarak işleyecek bir yapıya kavuşturulması gerekir. Tarımda da ülkenin hem bir tarımsal sanayi girdisi olarak hem de insanların gereksinimi karşılama açasından kendi kendine yeterli, hiç değilse olabildiği kadar yeterli bir konuma gelmesi gerekiyor. Tarımsal üretimden düşmüş olan bir ülkeyi yeniden ayağa kaldırmak mümkün değildir. Orası, ordusu savaşta mağlup olmuş bir ülkeden bile daha fazla zarar görmüş bir ülke gibi olur. O bakımdan tarımsal üretimin yeniden canlandırılmasını çok önemsiyoruz. İkinci önemli olayımız da tarım ürünlerinin tam anlamıyla her şeyiyle beraber kullanılması olayı. Eğer bizim ürettiğimiz şeyler her şeyiyle beraber değerlendirilirse büyük olasılıkla tarımdan elde edilen gelir %50 olmasa bile büyük önemde artacaktır. Bu çok önemli bir olaydır. Dolayısıyla bu toplum veya Türk toplumu bu atılış sırasında sadece gelir kaybından mahrum kalmıyor, onun yanında alması gereken besinlerin büyük bir kısmı attıkları kısımlarda kalıyor. Dolayısıyla onları almak değerlendirmek ve yeniden insanlara vermek de bu ekonominin en temel yapıcılarından biri olmalıdır. Haklısınız, tarım ekonominin tekelleri içerisinde gerçekten birinci sırada yer alması gereken bir olay. Onların da öncesinde tarımı ve sanayii de götürecek olan eğitimi, Türkiye’nin kesin olarak gelecek programının belirleyicileri olarak koymak gerekiyor…”

Biraz daha yerel anlamda bir soru sormak ve o konuda fikrinizi almak istiyorum. Muğla tabii ki turizmin ön planda olduğu bir yer. Yani ekonominin lokomotifi turizm. Ama tarım da var, çok da önemli bir yer tutuyor ve gelişimini de yavaş yavaş artırıyor. Hem Türkiye hem de Muğla için tarımla diğer ekonomik gelirleri nasıl dengelemek lazım?

“Burası özelliği olan bir yer. Bodrum gerçekten dünyada turizmin dışında insanların özel ilgi alanı haline gelmeye başladı. Datça biliyorsunuz Knidos. Knidos’un hikayesine bakarsanız; çok çok eskiden orası ada, uzak bir yer zannedilir. Dolayısıyla cüzzamlı hastalar buradan götürülüp Knidos’a bırakılıyor. Sonra anlaşılmış ki oraya bırakılan hastaların hepsi iyileşiyor. Orada yeniden bir medeniyet ve Knidos’u yaratılıyor. Şimdi Bodrum ve çevresi bu açıdan ele alındığında bu özellikleri mutlaka ön planda tutulması ve başka yerlerden bu özelliğinin kullanımına ilişkin net destek alması gerekiyor. Yani her şeyimi kendim yapacağım, şunu da karşılayacağım, bunu da karşılayacağım diyemez. Buraya gelen insanların en sağlıklı şekilde yemesini, içmesini, en iyi şekilde barınmasını hele sosyal yaşamın içerisinde kalaraktan buraları gezmesini, buralardan yararlanmasını sağlamak da en önceliktir. Buna bu bölgenin dışındaki bölgeler de büyük ölçüde destek olmalıdır. Ancak bu tür yerlerin tarımla ilgilenmesi halinde öne çıkartacakları bazı unsurlar vardır. Marsilya sabununu duydunuz mu?..”

Duymadım.

“Marsilya sabununun bizim bildiğiniz zeytinyağı sabunundan bir farkı yoktur. Yalnız fesleğen kokar. Fesleğenli zeytinyağı sabunudur. Benim Fransa’da olduğum 1980’lerin başında bütün satıcı kızlar fesleğen sabunu ile yıkanmak ve fesleğen kokmak zorunda idi. Marsilya’ya gidip de Marsilya sabunu almamış tek bir turist göremezsiniz. ‘Marsilya’ya mı gittin, bir sabun getirdin mi?’ Olay bu kadar. Dolayısıyla bu tür yerler tarımla ilişkilendirilirken böyle bir bağlantıyı kurmaları gerekiyor. Bu insanların buraya gelip de Çin’den ya da başka yerden gelmiş hediyelerle geriye dönmemesi gerekiyor. Dolayısıyla buraların tarımla iş birliği inanılmaz derecede önemli. Şu anda Bodrum Mandalinası denen, dünyada eşi olmayan bir aroma taşıyan ve çekirdekleriyle de çok büyük bir değer var. Ayrıca etrafınız zeytin dolu. Buraya gelenler bu tür ürünleri Halikarnas Sabunu, Halikarnas Kolonyası -belki bu daha önce patentlenmiş bir şeydir onu kullanamazlar- ama böyle bir isimle belediyenin de öncülük ederek böyle bir olayı götürmesi inanılmaz derecede önemlidir. ‘Bu sene Halikarnas’taydım şunları aldım, Antalya’daydım şunları aldım, Kapadokya’daydım şunları aldım’ dedirtmek gerekiyor. Bana göre tarımla bu tür turizm bölgeleri arasında ilişki kurulmasının en pratik yol olarak bunu görmek gerekiyor…”

Çok doğru, bu yolda da Hem Muğla Büyükşehir hem de Bodrum Belediyesi tarafından çalışmalar yapılıyor. Başarılı olur ve olacaktır diye düşünüyorum. Son olarak da ben çocukluğumda ‘Dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden bir tanesiyiz’ derdik artık diyemiyoruz. Galiba Türkiye’nin kurtuluşu yine tarımda olacak.

“Kesinlikle, ama tarımda olacaksa şu andaki alt yapı ile tarımdan çok büyük bir şey beklememek gerekir. Su fakiri olmak konusunda hızla ilerleyen bir ülkeyiz, önümüzdeki yıl neyle karşılaşacağımızı da bilemiyoruz. Türkiye’nin denizlerine tek bir damla su akıtmaması gerektiği gibi aynı zamanda da kışın ortasında biriktirdiği suyu yazın kullanacak olan barajların, elektrik ihtiyacı daha fazla olduğu için kış boyunca biriktirilen suları kullanmalarının önüne geçilmeli. Bu büyük bir fırsattır. Başka ülkelerin liderlerinin bile Türkiye üzerindeki projelerinde, belirli nehirleri belirli bölgelere örneğin Sakarya nehrini Konya ovasına çevirerekten onun yeraltı sularını direkt olarak canlı tutmak projelerini görürsünüz. Bunu başka ülkelerde görürsünüz. Siyasette olduğum dönemlerde müthiş şekilde önemseyip başlattığımız bir proje vardı; Toroslar’ın güneye akan sularını belirli bir havuzda toplayıp 27 kilometrelik mavi tünelle Konya ovasına çevirme olayı. Proje çalışmaları o zamanlar yapıldı. Ama maalesef iki-üç yılda boğazın altına geçen projeler gerçekleştiren Türkiye neredeyse yirmi küsur yıldır bu projeyi hâlâ tamamlayamadı. Çok önemli. Tarım önemli, yeniden yeterli hale gelmesi işten bile değil. Ancak öncelikle alt yapısını tamamlayıp bu tür projelerini gerçekleştirmek lazım. Özellikle de Marmara Denizi dahil olmak üzere balık da bir olaydır. O Ergene Çayı’nın Trakya’nın bütün bu kirliliklerden büyük bir hızla arındırılaraktan yeniden tarıma döndürülmesi gerekiyor…”

Umut var yani.

“Bu olursa var. Umut zaten kaybolmaz, umut her zaman var…”

Bir bakana ‘Zekeriya Abi’ diyeceğim, bu benim için de bir yıldız olacak. Çok teşekkür ederim.

“Bu arada ben bir zamanlar Dünya gazetesinde de köşe yazarı idim…”

Çok iyi biliyorum. Nezih Demirkent’in de en çok güvendiği insanlardan bir tanesiydiniz, bunun şahidiyim.

Son söz olarak; umut hâlâ var, umut tarımda…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.