enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Çocuklar ve Şiir – Mehmet Atilla BG Dergi yazıları…

Öncelikle şunu söylemeliyim: Çocuklar için bir edebiyat metni oluşturma niyetiyle yola çıkmak, bir tür şans oyunudur. Hangi çocuğa sesleneceğinizi hiçbir zaman bilemezsiniz çünkü. Yetişkin edebiyatında da böyle bir bulanıklık vardır ama orada, her şeyden önce kendinizin hoşuna giden bir yapıtı yazmaya çalışırsınız, ortalama okurdan uzaklaşma olanağınız oldukça fazladır. Çocuklar için yazarken ise, ortada ne kendi çocukluğunuz vardır (zaman ve ölçütler değişmiştir), ne de belli bir okur tipi. Aynı yaşlarda olup da birbirinden çok farklı düzeylerde olan bireylerle karşı karşıya olduğunuzu bilmeniz gerekir. Dolayısıyla çocuğu aptal yerine koyma tehlikesiyle aptal konumuna düşme tehlikesi iç içedir.

Deneyimlerinizin ve gözlemlerinizin yardımıyla bu tehlikeyi savuşturmak, düzyazıda bir ölçüde kolaydır, fakat şiirde iş değişir. Bunun temel nedenlerinden biri, ülkemizdeki eğitim sisteminde çocuk-şiir ilişkisinin sağlıklı kurulmamış olmasıdır ne yazık ki. Ders kitaplarında yer alan şiirlerin büyük bölümünün yığma dizelerden öteye gitmediği, birçok şiirin yalnızca biçim olarak şiire benzediği açık seçik ortada. Tek tesellimiz, son yıllarda bazı okullarda öğretmenlerin çocukları çağdaş şiir anlayışıyla buluşturma çabalarını görüyor olmak. Yapılan toplantıların ve düzenlenen şiir atölyelerinin etkileri çoğunlukla kıvılcım düzeyinde kalsa da harcanan emeğe saygı duymamak olanaksız.

Aslına bakarsanız, şiir ile çocuk arasında bağ kurmak dünyanın en zevkli işlerinden biri. Hatta bağ kurmak bile denilemez buna, kendiliğinden var olan bir ilişkiyi açığa çıkarma çabası demek daha doğru. Üstelik bunun bir adım öncesinde başka bir düzlem daha var: masallar, tekerlemeler, bilmeceler, sayışmacalar… Bütün bunlar çocuklarda dil-düşünce etkileşimini gündelik sıradanlığın dışına çıkaran, onlara yeni bir anlam evreni sunan ve sözcüklerin iletişim görevlerinin yanı sıra estetik yanlarını da sergileyen dil etkinlikleridir. Ufak tefek değişiklikler taşısalar da sezgi ve imge oluşturma açısından işlevselliklerinden bir şey yitirmezler. Pertev Naili Boratav’ın derlediği tekerlemelerden birinden iki cümlecik anımsıyorum:

Akdeniz’e girdim, kıyıdır diye,

Ortasına bastım, kuyudur diye…

Bu cümlecikleri hemen hemen tüm kaynaklar bu biçimde yazarken Cevdet Kudret, Kalemin Ucu adlı kitabında bir harfini değiştirmiş ve “kuyudur” sözcüğünü “koyudur” yapmış.  Bazı kaynaklarda ise “kurudur” biçiminde yazılı. Özgün hâli hangisidir bilmem ama üçü de çok hoş bence. Akdeniz’in ortasına ister “kuyu”dur, ister “koyu”dur, ister “kuru”dur diye basılsın, bunu okuyan çocuğun zihninde yeni bir görüntü penceresi açılması kaçınılmazdır.

Öte yandan şiir, yaşamdaki gürültüye ara vermemizi sağlayan bir tür. İçteki ses. Bu ses önemli. O sesin yardımıyla görüntüler oluşturuyoruz ne de olsa. Ece Ayhan’a kulak vermenin sırası şimdi: “Uzun zaman önce, ben Sultantepe’de otururken Üsküdar’da gözleri görmeyen bir adam vardı. Bu adam potin bağı satardı. Ve her akşam işi bitirdiğinde, o za­manların meşhur Hale Sineması’na gidermiş. Bir gün bu adama sormuşlar: ‘Be adam, sen görmüyorsun, neden her akşam sine­maya geliyorsun?’ O da ‘Ben içimden seyrediyorum,’ diye ya­nıtlamış.” İşte bu kadar!

Bu gözlem, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şu sözünü de pekiştiriyor: “Gözlerinizle görmeyiniz. Sözcüklerle görünüz. Sözcükler gözleriniz olsun.” Türk şiirindeki özgün yeri kadar çocuklar için yazdığı yüzlerce şiirle de emeği yadsınamaz olan Dağlarca’nın bu alandaki en büyük katkısı, şiirin estetiğine ilişkin tüm ölçütlerin çocuk şiiri için de geçerli olduğuna öncülük etmiş olmasıdır. Bu hassas dengede imge derinliği, ritim, sözcük seçimi, dize uzunluğu gibi bazı temel noktalarda hedef kitlenin algılama-yorumlama gücünün göz önünde bulundurulması gerektiği su götürmez bir gerçektir. Aksi durumda, çocukla şiir arasındaki duyma-kavrama ilişkisi daha baştan kopar ve bunun kimseye yararı olmaz. Önemli olan çocuğu uyak, hece sayısı, kalıp gibi baskıcı uygulamalardan uzak tutmak ve onu dilin geniş sürüklenişine özgürce bırakmaktır. Çocukta esinlenmeyi, haz almayı, estetik bilgiyle tanışmayı sağlayacak olan bu özgürce sürükleniştir.

Tamam, şiirin fazla okunmadığı, hele nitelikli şiirlerin çok az okunduğu doğru bir saptamadır. Ancak bu biraz yüzeysel bir saptamadır da. Çünkü romanlar, öyküler bir ya da birkaç kez okunup bırakılırken şiirler sayısız kez okunurlar. Şu dakikalarda bile aynı şiir kaç yerde, kaç farklı kişi tarafından okunmaktadır, kim bilir? Daha da önemlisi, şiir her okumada farklı aydınlanmalar, epifaniler (bir şeyin anlamının, özünün apansız belirmesi ya da buna ulaşma duygusu) yaratabilir. Çocuk şiirleri de bu işlevi yerine getirmelidir. Çocuğu şiire yöneltmez ve estetik duygular uyandırmazsa bütün çabalar boşa gider. Çocukta düşünsel ve duygusal çağrışımlar oluşturmayan şiir,  çocuğa coşku ve sevinç de veremez ne yazık ki.

Son yıllarda okuma eyleminin bir bölümü ekran aracılığıyla yapıldığı için, bu alanda şiirin de var olması neredeyse zorunluluk. İyi niyetle bakılırsa şiirin yaygınlaşması için bir katkı olduğu bile söylenebilir. Ancak aynı oranda zarar verdiği de bir başka gerçek. Çünkü sanal ortamdaki şiirlerin birçoğu yanlış, eksik ya da farklı biçimlerde dolanıyor ve bir kişinin yaptığı yanlış binlerce kişi tarafından paylaşılıp yaygınlaşıyor. Bu nedenle, en azından şu aşamada öğrencilerin ekran yerine kitaplardan ve dergilerden şiir okumasında yarar var. Ekrandan okumalarda ise aynı şiiri 5-6 farklı siteden doğrulatmak çok önemli. Bir sözcük, hatta bir harf bile şiirin büyüsünü bozabilir çünkü. Ve buna kimsenin hakkı yok. Bazı durumlarda şairinin de…

********

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.