enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Türk Lirası ve Batum

Bir ülkeyi anlatırken söze Türk Lirasından başlamak içimi acıtıyor. Hele Gürcistan gibi küçük bir ülkeyi…

Turist kaynayan Gürcistan’da ilk dikkatimi çeken şey, paramızın burada bile inanılmaz değer kaybı. Bir Gürcistan larisi, bizim liramızdan 6 misli değerli. İnanılacak gibi değil ama gerçek işte. Bizdeki tarifi hiçbir ekonomik lügatte yer almayan faiz-kur-enflasyon müdahale ve zorlamaları, paramızı un ufak etti, eritti adeta. Adamların 3 larisi 1 dolar ediyor günümüzde. Varın hesaplayın durumu. Neyse bizim aklımız Kayseri hesabından öteye gitmez. Büyüklerimizin vardır bir bildiği. Baksanıza 8 ay sonra enflasyona veda edecek güllük gülistanlık bir Türkiye vaat ediyorlar. Vaadin bir masrafı, vergisi, KDV’si filan yok. Oldu olacak bari iki ay sonra deselerdi. Biz her şeye kolayca inanan bir milletiz. Buna da inanırdık hemen.

Neyse biz yine dönelim tarihini ve yeşil örtüsünü titizlikle korumayı başaran Gürcistan’a. Tiflis’ten Batum’a

5,5 saatlik modern ve hızlı trenle gittik. Trenlerin business bölümü bile var. Rahat bir yolculukla yemyeşil doğayı, her yeri ekili tarlaları köyleri seyrederek, ülkenin Karadeniz sahilindeki çok gösterişli turizm merkezine vardık. Yolda çok miktarda üzüm bağlarına rastladık ki, meğer Gürcülerin şarapları çok meşhurmuş. Hayli de iddialılar şarapçılıkta, kökünün 8000 yıl öncelerine gittiğini söylüyorlar. Özellikle kırmızı şarapları mükemmel, bir de konyakları…

Turizmi akıllıca yapmaya çalışıyorlar. Otellerini ve restoranlarını filan çok güzel işletiyorlar. Modern ve klasik donanımlı farklı otelleri var. Bizim gibi ucuza satmıyorlar odaları. Hele Tiflis’te her şey dâhil sistemi yok. İçtiğiniz suyun parasını bile ödüyorsunuz hemen. Ayrıca hediyelik eşyaları ve turistlere sundukları malzemeler yerli, yerel, cazip ve ucuz şeyler. Kentsi denilen geleneksel hayvan boynuzları, el yapımı bıçakları, tablo ve heykelleri harika. Bizdeki gibi çakma tek bir şeye rastlamıyorsunuz dükkânlarda, çarşı ve pazarda… Adamlar zevkli bir kere. Ancak Tiflis’le Batum çok farklı şehirler. Tiflis ciddi, tarihi, düzenli ve otoritesi belirgin bir kentken, Batum tamamen farklı bir görüntüde. Biri Viyana, öteki Los Angeles dersem yalan olmaz…

Sessiz sedasız kendi halinde durup dururken Batum’u bir Türk ayağa kaldırmış ve ilk yaptığı çok modern Sheraton oteliyle de kentin bugünlere gelmesini sağlamış. Nurol Holding’in sahibi Nurettin Çarmıklı’nın adı geçtiğinde tüm Gürcüler saygıyla eğiliyor, (o olmasa turizmde bugünleri göremezdik) diyorlar. Çarmıklı’nın Batum’a destek ve yardımları o kadar fazla olmuş ki, kentin en büyük caddesine onun adını vermişler. Bir Türk olarak gurur duyuyor insan. Ayrıca Sovyet döneminin KGB Başkanı Beria’nın, Batum’un tepelerinde şehre hakim bir noktadaki yıkılmak üzere olan köhne sarayını da Çarmıklı’ya vermişler. Orayı öylesine mükemmel restore etmiş ki, hayranlıkla seyrediyor gezenler.

Çarmıklı’ların dedeleri Gürcü. Oradan göçüp gelmişler ve Arhavi’ye yerleşmişler. Arhavide de nereye baksanız onların millete hediye ettiği okullar, kültür ve spor merkezleri dikkati çekiyor hemen. Ataları Gürcistan’dan gelmiş bir başka büyük aile de, İstanbul Conrad Hilton’un sahibi Erol Aksoy. Onu da çok sevip sayıyorlar Gürcistan’da. Erol Aksoy’un Batum’daki evi bir müze gibi. Büyükelçilik deseniz yeridir, ülkenin ciddi protokolüne zaman zaman verdiği davetlerle, Türkiye’yi çok güzel tanıtıyor ve temsil ediyor. Batum gecesiyle gündüzüyle çok canlı bir şehir. Dünyanın en lüks otelleri, kumarhaneleri, gece kulüpleri ve plajları burada. Dünyanın en lüks otomobillerini Gürcistan’da ama özellikle Batum’da görebilirsiniz.

Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da ne kadar çarpılmış, hafif kazalar geçirmiş araç varsa, hepsini gümrüksüz gemilerle Batum’a getiriyorlar. Yedek parçalarını birbirine ekliyorlar, motorlarını rektifiye ediyorlar, böylece az masrafla ortaya pırıl pırıl birer araba çıkıyor. Görseniz o fiyakalı cipleri, Mercedesleri, BMV’leri, Toyoto’ları 5-10 bin dolara yepyeni lüks bir araba sahibi oluyorsunuz. Gürcistan’a vizesiz girebiliyoruz. Hele Sarp kapısından Batum’a nüfus kâğıdıyla geçebiliyor vatandaşlarımız. Öyle olunca bizim Karadeniz’liler hafta tatillerine bile buraya geliyorlar. Ülkede en fazla yabancı olarak şimdi Ukrayna’lılar, Rus’lar ve Türk’ler var. Batum dünya çapında milli parklara da sahip. Gezmekle doyamayacağınız milli parklarında, dünyanın her yerinde yetişen tropikal çiçekler dâhil tüm bitkileri görmek mümkün. Bambu ormanları bile var bu milli parkların içinde.

Yerleşik nüfusu 250 bin olarak gösterilen Batum aslında çok daha kalabalık. Hele yaz nüfusu bir milyona kadar çıkıyor. Bu gidişle 2-3 milyonu da aşar. Dünyanın bildiğimiz şöhretli tüm otellerine sahip olan şehirde, yeni otellerle rezidans binaları da yükseliyor halen. Gürcü yemekleri de çok güzel. Çok zengin ve çeşide sahip sofraları var. Hele özel bir peynirle yapılan meşhur haçapuri pideleri var ki, lezzet bombası sanki. Harço çorbaları, bizim mantıdan farklı hınkal’ları, ponçikileri, ızgara ve tandır et çeşitleri, börekleri, salata ve turşuları, tatlıları anlatılacak gibi değil, çok lezzetli. Kilo derdi olanlar Gürcü sofralarına yanaşmasınlar, iki günde 3-5 kilo almaları işten bile değil.

Gürcü sofralarının bir özelliği var. Davetlerde sofranın başına (tamada) adını verdikleri akil, yaşlı, tecrübeli ve donanımlı bir insanı oturtuyorlar. Yemek boyunca sofrayı o yönetiyor, dostluk ve sevgi, arkadaşlık ve barış üzerine konuşmalar yapıyor ve elindeki şarap kadehini de sık aralarla konukların şerefine kaldırıyor. Bizim yemeklerin birinde Gürcistan Başbakanının en yakın arkadaşı tamada oldu. Zaten kendisi eski bir aktörmüş, o nedenle de rolünü çok güzel bir şekilde oynadı.

Gürcistan anlatmakla, öyle üç-beş yazıyla geçiştirmekle bitmez. Ama Türkiye’ye dönmeliyiz artık. Buradaki huzur,  sükûnet ve tatil havası bize fazla yaramaz. Çünkü biz kavgasız, sorunsuz, problemsiz, kuşkusuz yaşamayı unuttuk adeta. Köylü köyüne, herkes yerine… Bir sözüm de THY için var. Son zamanlarda şirkette ve personelde gözle görülür bir iyileşme fark ediliyor. Yönetim değişikliği işe yaramış anlaşılan. Uçaklar tertemiz, personel güleryüzlü, yemekler düzelmiş, seferler aksamadan ve vaktinde sürüyor. Aman nazar değmesin. İstanbul havaalanını da anlatacaktım size. Ama uçaktan çıkışa kadar yürümekten halsiz ve mecalsiz kaldım, çok yoruldum. Onu da ilerde naklederim inşallah.

Can Pulak

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.