enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

İkinci Marmaris Faciası

Yine ciğerlerimiz yanıyor, yine muhteşem ormanlarımızı alevler yutuyor. Mani olamamak, bir şeyler yapamamak, yeşil örtümüzü ve bu muhteşem zenginliğimizi koruyamamak yüreklerimizi kavuruyor.

Haini, alçağı, namussuzu bol bir ülke haline geldik. Türkiye’ye zarar vermek, tüm değerlerini bitirmek, kaynaklarını tüketmek için seferber olan iç ve dış düşmanlarımız, hız kesmeden çalışıyor, hain planlarını fırsat buldukça hayata geçiriyorlar. Orman yangınlarımıza da böyle bakabilir ve bu şekilde değerlendirebilirsiniz. Son 15-20 yıldaki yangınların çoğu teröristler, arazi açmaya çalışan rantçılar ve turizm bölgelerindeki değerli noktaları ele geçirmek isteyen mafyatik güçler tarafından çıkarıldı. Çok azına dikkatsizlik, anız yakmak ve cehalet sebep oldu. Marmaris’teki son iki yangına da kesin sabotaj hükmünü kolaylıkla verebiliriz. Zaten yangınlar birkaç noktadan birden başlamışsa, bilin ki sabotajdır. Son Bördübet-Değirmenyanı ve Hisarönü yangını üç farklı noktadan ve aynı zamanda başladı. Buna sabotaj denmez de ne denir?

Doğruyu söylemek ve objektif gözlem ve değerlendirme yapmak gerekirse, son Marmaris yangınında iyi ve etkili tedbirler alındı. Muhalif söylemlere ve suçlamalara bakmayın. Bunlar geçen yılki Marmaris ve Bodrum yangını için geçerliydi ve devletin ihmali ve işi ağırdan alması yüzünden, yine en değerli ormanlarımız mahvolmuştu. Ama bu yıl devlet, askerler, tüm kurumlar, gönüllüler görevlerini sorumluluk içinde yaptılar. 14 uçakla sürekli havadan kimyevi toz atarak, yangının genişleme alanını kontrol altında tutmaya çalıştılar. 20’den fazla helikopter alevlerin üzerine sürekli deniz suyu boşalttılar. Çevre il ve ilçelerden de gelen 250’ye yakın arazöz durmaksızın su taşıdılar, su püskürttüler alevlere. 2000 civarında personel hayatlarını tehlikeye atarak yangınla mücadele ettiler. Çevredeki halk ve gönüllüler tüm imkânlarıyla destek oldular çalışmalara. Koordinasyon da iyiydi.

Bunları yangın bölgesinden devamlı aldığım haberler sonucu yazıyorum. Yönetime çok muhalif dostlarım bile, alınan önlemleri ve büyük gayretleri olumlu bulduklarını söylediler. Hoş olumlu oldu da, sonucu da olumlu bitti mi yani? Hayır, buna (ameliyat başarılı geçti ama hastamız öldü) diyebiliriz. Eleştirmek kolay, ama hiç değilse yangın sürerken eleştiriden vazgeçmek ve gayretlere yardımcı olmak lazım. Çünkü eleştiriler, yangın bölgesinde aç susuz görev yapan insanların da moralini çok bozuyor. Bunu fark etmek için yangın bölgesinde olmak ve yangını yaşamak gerek. Rüzgârı alt etmek kolay değil. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, zaman zaman fırtınaya dönüşen rüzgâr, söndürdüğünüz yerleri bile yeniden tutuşturuyor. Yangın şakaya gelmiyor, eleştiri ve nutukla da sönmüyor.

Dikkat edin hainler, karanlık çökerken ve rüzgârı hesaplayarak tutuşturuyorlar ormanları. Çünkü gece helikopter ve uçak çalışamıyor. Öyle olunca, rüzgâr da esiyorsa sabaha kadar fazla önlem alamıyor, etkili bir mücadele yapamıyorsunuz. Ben ormanlarla ilgili çok ciddi bir konu üzerinde durmak ve muhalefeti son yangın üzerinde değil de, yetersiz orman politikamız üzerinde yapmak istiyorum. Evet, yangınlarla ve özellikle turizm bölgelerimizde çok değerli orman varlığımızı sürekli kaybettik. Ama en az yangınlarda kaybettiğimiz ormanlarımız kadar, madenlere açtığımız orman bölgelerinde de büyük kayıplar veriyoruz. Hatta turizm bölgelerinden bile fazla… Önümüze gelen yere, en değerli ormanlarımıza maden ruhsatı vererek, yeşil örtümüzü delik deşik ettik, kevgire çevirdik. Buna ne demeli?

Eskiden ormanlarımız iyi korunurdu. Çok ciddi ve güçlü orman teşkilatımız vardı. Öyle çakma üniversitelerden çıkan mühendislerle yürümezdi işler. Hepsi arazide, komando gibi çalışarak savunurlar, bilinçle geliştirirlerdi ormanlarımızı. Şimdi ormanlarımızda değil mühendise, teknikere bile kolay rastlayamıyoruz. Masa başı memur oldular çoğu. Eskiden ceza kanunlarımız iyi işlerdi. Dalına dokundunuz mu bir ağacın, ağır cezada yargılanır, yıllarca çıkamazdınız hapisten. Araçlarınıza bile el koyardı devlet. Şimdi devletin kendisi seyreltme adı altında kesiyor ağaçları, taşeronlara ihale ediyorlar kesim işini. Böylelikle bütçelerini güçlendiriyorlar.

Yıllarca yüzlerce orman yazısı yazdım. Dünyadaki gelişmeleri izlemeye çalıştım. Çok önemli projeler götürdüm devlete. Dedim ki, her doğan çocuk için, her okula yazılan çocuk için, ilk-orta-lise ve Üniversiteden mezun olanlar için, birer fidan dikme mecburiyeti getirelim. Öyle yaparsak ülkenin orman varlığını birkaç yılda dörde beşe katlarız. Ayrıca askere gidenler ve terhis olanlar için de birer ağaç diktirelim. O zaman ülkemizi yemyeşil hale getirir, oksijeni en bol ülke haline geliriz. Oralı olmadılar, gülüp geçtiler. Peki dedim, yaz tatilinde gençlerimize ormanlarımızda kamp yaptıralım, 3-4 aylık tatil döneminde yüzbinlerce çocuğumuza orman ve toprak sevgisini aşılayalım, onlara milyonlarca fidan diktirelim. Yine olmadı, siyasetin ve bürokrasinin her zamanki tembelliği yine ağır bastı. Kışın Orman köylerinde yaşayanlara, çiftçilere eğitim yaptırılsın. Yangın çıkarsa ne yapacaklar, nasıl hareket edecekler, bir planını oluşturalım dedim. Yapalım diyen kimse çıkmadı. Dostlar alışverişte görsün kabilinden yapar gibi göründüler ama etkili bir sonuç alınmadı hiç. Bu yüzden yangın sırasında arazözünü doldurmak için çeşme arayanlara rastladık yıllarca. Benim gibi uzun süre Gökova’nın köylerinde yaşayanlar iyi bilir, hep yaşamıştır bunları.

Yangın öncesi planlama ve çalışma çok önemlidir. Yangından sonra yapılan çalışmaların pek faydası yok. Yanan yerleri temizlemek, yerine minik fidancıklar ekmek dönemi gerilerde kaldı. Dünya şimdi yangın  alanlarını kendi haline bırakıyor, yandı denilen ağaçların dibinden yeni filizlerin oluşmasını bekliyor. Doğa kendisini yeniliyor ve yaraları bilinçli şekilde sarıyor. Eskiden keçiyi, filizleri yemesin diye ormanlardan uzak tutardık. Dünya şimdi keçi dışkısıyla tohumlamayı sağlamak için, keçilerin ormanda serbestçe dolaşmasına izin veriyor. Ayrıca yangında çok ve çabuk yanan yoğun reçineli ve kozalaklı Sarıçam ve Kızılçam cinsleri de toplu dikim planlarının dışına çıkarıldı. Dünya bunların yerine fıstık çamı ve özellikle de selvi dikiyor.

Bu korkunç yangınlardan gerekli dersleri çıkarmış olmalıyız. Ormanları daha ciddi korumak için, daha çağdaş planlar ve çalışmalar yapmalıyız. Dünyadaki orman politikalarındaki değişiklik ve uygulamaları daha yakından ve dikkatle takip etmeli, bunlara paralel uygulamaları başlatmalıyız. Son olarak orman suçlarına eskiden olduğu gibi yine ağır ve affedilmez cezalar getirmeliyiz. Geri kalan  ormanlarımızı korumak ve yangın alanlarını yeniden ağaçlandırmak istiyorsak, mevcut orman politikamızı yeniden gözden geçirmeli, önlemleri güncellemeli ve yenilerini de hayata geçirmeliyiz.

Can Pulak

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.