enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Gitarıyla faşizme meydan okuyan adam

“Beş bin kişiyiz burada

Bu ufacık yerinde kentin.

Beş bin kişiyiz.

Kim bilir kaç kişiyiz daha kentlerde ve ülkede?

Burada yapayalnız on bin el, tohum eken

Ve fabrikaları çalıştıran.”

 

Tarih 15 Eylül 1973’dü.

Yer Santiago.

Şili Ulusal Stadyumu.

Amerikan’ın desteklediği faşist general Pinochet darbeyle yönetimi ele geçirmişti.

Stadı dev bir işkencehaneye çevirmişti.

Askeri araçlar her saat yüzlerce tutuklu getiriyordu.

Diktaya karşı direnenleri tek tek topluyorlardı.

Tribünlerde beş bine yakın insan vardı.

İşçiler, köylüler, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, yurtseverler.

Ölümü bekleyen binler.

Namluların gölgesindeydiler.

Onu da getirdiler.

Evinden almışlardı.

Hırpalamışlardı.

Perişan haldeydi.

Ama gitarını bırakmamıştı.

Bir tribünlere baktı, bir gitarına.

Tribünlerin morale, umuda ihtiyacı vardı.

Birden söylemeye başladı.

“Beş bin kişiyiz burada

Bu ufacık yerinde kentin.

Beş bin kişiyiz.”

 

O söyledikçe, tribünler de söylemeye başladı.

Şili Ulusal stadyumunda sanki bir konser vardı.

Dünyanın en büyük korosu sahne almıştı.

 

“Kim bilir kaç kişiyiz daha kentlerde ve ülkede?

Burada yapayalnız on bin el, tohum eken

Ve fabrikaları çalıştıran…”

 

Öleceklerini bile bile faşizme direniyorlardı.

 

Komutan Pedro Pablo Barrientos Nunez çok sinirlendi.

Askere “nişan al” emri verdi.

Silahları tribünlere çevirdiler.

Ama kimse susmuyordu.

O söylüyor, binler ona eşlik ediyordu.

“Beş bin kişiyiz burada

Bu ufacık yerinde kentin.

Beş bin kişiyiz.”

 

Barrientos çılgına döndü.

O’nu mutlaka susturmalıydı.

O susarsa tribünler de susardı.

Bir emir daha verdi.

“Ellerini kırın!”

Kırdılar.

Yine susmadı.

Gitar çalamıyordu ama söylüyor, söyletiyordu.

 

“Kim bilir kaç kişiyiz daha kentlerde ve ülkede?

Burada yapayalnız on bin el, tohum eken

Ve fabrikaları çalıştıran..”

 

Komutan yine bağırdı”

” Kafasını kırın!”

Dipçikle kafasını parçaladılar.

Acıyla yere yığıldı.

Faşistlerin kinleri bitmedi.

Ellerini kestiler…

İbret olsun diye tribünlerin önüne astılar.

Ve susturdular.

Ölü bedeni dört gün sonra Santiago varoşlarında bir sokak arasında bulundu.

Paramparçaydı.

Delik deşik.

Tanınmayacak durumdaydı.

Öldüğünde 39 yaşındaydı.

O, Victor Jara’ydı.

Şili halkının sesiydi.

Onun şarkıları tarlalarda, fabrikalarda, okullarda, meydanlardaydı.

Onun şarkıları grevde, eylemde, barikattaydı.

Onun şarkılarını sömürüye karşı direnenler söylüyordu.

Ve onun şarkıları öfkenin, direnişin, mücadelenin bayrağıydı.

Manifesto isimli şarkısında söylediği gibi.

 

“Benim gitarımın sesi

Hem duygulu hem de haklıdır.

Dünyanın yüreğinden çıkar

Bir güvercin gibi kanatlı.

Kutsal su gibi şefkatli,

Okşar gitarım öleni ve yiğidi.

Şarkım amacına kavuşur..

Violetta’nın dediği gibi.

Pırıl pırıl coşkulu durmak bilmez..

Ve bahar kokan bir işçidir.”

 

Gitarından korktular.

Şarkılarından korktular.

Dudağında yarım kalan şarkıyla susturdular.

Aradan 43 yıl geçti.

Onu öldürenler lanetlendi, tarih oldu.

Şili halkı onu hiç unutmadı.

43 yıl önce bugün öldürüldüğü Şili Ulusal Stadyumunun adı artık Victor Jara Stadyumu…
Ve o statta onun kesilen ellerinin asıldığı tribünde de şöyle yazıyor.

“Un Pueblo Sin Memoria es Un Pueblo sin Futuro.”

Hafızası olmayan bir halkın geleceği de olmaz…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.