enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

HALUK ŞAHİN

Haluk Şahin, 1 Ocak 1941 yılında Bursa'da dünyaya gelmiştir. Bursa erkek lisesinden mezun olduktan sonra 1964 yılında İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. 1972 yılında ABD'de Indiana University'den gazetecilik yüksek lisansı, 1974 yılında ise aynı üniversiteden kitle iletişimi dalında doktora derecesi aldı. Amerikan üniversitelerinde dersler vermiş, kitle iletişimi konusunda yaptığı araştırmalar ve dünyanın önde gelen bilimsel iletişim dergilerinde ve kitaplarda yayımlanmıştır. Pek çok uluslararası konferansa katılarak bildiriler sunmuştur. Haluk Şahin, medya sektöründe çeşitli görevlerde bulundu, genel yayın yönetmenliği, araştırma bölümü başkanlığı, danışmanlık ve köşe yazarlığı yapmıştır. Birçok televizyon programının yapımına da imzasını atmıştır. Aynı zamanda TV8'de Biz Böyleyiz adlı programı sunmuş, 2009 yılında aynı kanalda Yüksek Siyaset programını sunmuştur. 1998'den bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi, iletişim Fakültesi Televizyon Gazeteciliği Program Koordinatörüdür. Evli ve ilk evliliğinden iki çocuğu bulunmaktadır.

Küresel kandırmaca

“İnsançeker” televizyon ve “göçmensavar” internetten sonra sıra “sorunsaklar” sanal gerçeklikte.

“Küresel köy” (global village) terimini ilk olarak kullanan Kanadalı iletişim düşünürü Marshall McLuhan’dı. Ona göre, başta uzaydaki iletişim uyduları olmak üzere, yeni iletişim teknolojileri dünyayı küçültüyor, adeta köye dönüştürüyordu.

Köy kahvesinde, televizyonun “beyaz ateş”ine bakarak yerkürenin herhangi bir yerindeki maçlara, cenazelere, düğünlere katılabilen yerlilerdik hepimiz. Mesafeler, ayrılıklar, duvarlar anlamsızlaşmıştı. İnsanlık yeniden tek kabileye dönüşmekteydi.

GÖRDÜLER VE SEVMEDİLER

Televizyonun yaygınlaştığı küresel köyde insanların birbirlerini tanıyıp sevecekleri, ortak sorunlara karşı bütünleşecekleri umulmuştu!

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Dışardan alınan televizyon dizileri ve programları sayesinde, insanlığın onda dokuzu geri kalan onda birin nasıl yaşadığını gördü.

Ekranında onun mağazalarını, evlerini, okullarını, hastanelerini, mahkemelerini seyretti ve beğendi.

“Benim niye yok? Ben de isterim!” demeye başladı.

Kimi sosyal bilimciler buna “yükselen beklentilerin devrimi” adını taktılar. Bu kuramın en önemli kitaplarından birisi Daniel Lerner’in “The Passing of Traditional Society” (Geleneksel Toplumun Sona Erişi) adlı kitabıdır ve çoğu Ankara’nın Balgat köyünde yapılan bir araştırmaya dayanır.

Bir süre sonra “yükselen beklentiler”in yerini “yükselen sıkıntılar” krizi aldı:

Geri kalmışlık yapısal nedenlere dayanıyordu. Yönetimdeki çürük rejimlerle devrim yapmanın olanağı yoktu — ama insanların acelesi vardı.

O zaman köydeki milyonlar televizyon dizilerinde gördükleri zengin mahallelere gitmenin yollarını aramaya başladılar. Güzel evlerde oturan, kadın-erkek eğlenen, temiz hastanelerde bakılan, adil mahkemelerde yargılanan insanların mahallelerine.

Bir kısmı bunu başardı da. Tanığım: Örneğin Londra ve Paris’in 1960’larla 2010’lu yıllarındaki demografik görünümü çok farklıdır. Belirgin bir Üçüncü Dünya’laşma göze çarpar.

İNTERNET VE SOSYAL MEDYA

Batılılar yüzlerce yıl ülkelerinde sömürürken pek sevdikleri Üçüncü Dünya’lıları kendi ülkelerinde gördüler ve hiç beğenmediler!

Ve, onlara yönelik hoşnutsuzluklarını hatta tiksintilerini kendi ağızlarından dile getirmelerine olanak tanıyan yeni bir iletişim ortamı ortaya çıktı: Sosyal Medya!

Yabancı düşmanı sağcı politikacılar onlara mal bulmuş mağribi gibi sarıldılar. Nefret nefreti besledi, İnternet siteleri, günde 24 saat sokacak kurban arayan zehirli arı kovanlarına dönüştü.

Onlara göre, Avrupa dışardan gelmek isteyenlere karşı bir kale olmalıydı. Adım adım oldu da!

Göçmen ülkesi ABD’de Trump’ın yükselişinin başta gelen nedeni göçmen düşmanlığı ve Meksika sınırına duvar dikmek istemesiydi.

KÖPRÜ TÜRKİYE

Küresel köyde nefret ortamının egemenliği sürüyor. Her ay binlerce insan her türlü tehlikeyi ve hatta ölümü alarak özenç ülkelerine umut yolculuğuna çıkıyor.

Ve her gece hücumbotlar onları durdurmaya ve denize dökmeye hazırlanmakta.

Güzelim Ege ölüm denizine dönüştü.

“Köprü Türkiye” hem alıcı hem de verici olarak bu savaşın cephe ülkesidir. Gene iki arada bir derede kalmıştır. Ne tam odur, ne de tam bu!

Aslında bu bir dünya savaşı! Hatta dünyalar savaşı diyebiliriz. Birinci Dünya, Üçüncü Dünya’ya karşı. Özenilenler özenenlere karşı!

Bu savaş, küresel ısınma ile daha da kızışacağa benziyor.

Kolay bir çözümü yok.

VE YENİ BİR KAVALCI…

İşte Metaverse’in ve sanal gerçekliğin yükselişinin bu çerçeve içinde de değerlendirilebileceğini düşünüyorum.

Artık özenilen ülkeye fiziken gitmeye gerek yok. Tak sanal gerçeklik maskeni, gitmiş kadar ol! Ne onlar seni görsünler, ne de sen onları!

Günümüzde çok yaygın olan “Eğer bir şey seni rahatsız ediyorsa, onu değiştirmeye çalışma, ona bakışını değiştir” kandırmacasına da çok uyuyor.

Evet, kandırmaca. Devrini doldurmuş ilahi inanç sistemlerinden sonra, ikinci küresel kandırmaca dönemi geliyor: Kendini kandır ve idare et. Zaten hayat çok kısa!

ABSTRACT

Marshall McLuhan was the first communications scholar to use the term “global village”. According to him, in the age of communication satellites, television was turning the the world into a global village in which everybody could participate. Television, indeed, would ignite modernity thanks to a “revolution of rising expectations.” This proved to be unrealistic leading to “revolutions of rising frustrations.” Millions, in a hurry, tried to migrate to prosperous countries they saw on television. But soon they discovered that they were not welcome, as expressed on social media spewing forth hate-filled messages towards them. This has sparked the new global war. Now comes Metaverse and AI which might take the place of actual contact between the haves and have nots -Are we on the treshold of a new period of global deception?

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.