enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

Adım Adım

Öncelikle Fatih BOZOĞLU kardeşime BGDergi’nin bir sayısının tamamını, özellikle de çoğunluğun kafasını kuma gömdüğü bu ortamda, zeytine ayırdığı için minnettar olduğumu belirtmek isterim. Toplumsal bilinç ve bunun sonucunda siyasi iktidarlara baskı ancak böyle yayınlarla mümkün olacaktır. Elinizde tuttuğunuz bu dergi, yu yolda ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır.

Bu yazımda zeytinde bugün bulunduğumuz noktaya gelmemizde kilometre taşı olarak gördüğüm bazı adımları paylaşmaya gayret edeceğim.

“Devlet” kavramı Türk Dil Kurumu sözlüğü’nde şöyle tanımlanıyor:

“Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya         milletler topluluğunun olşturduğu tüzel varlık”

“Devlet niçin var,” sorusu Platon’dan, hatta daha da öncesinden beri yanıtını arayan bir soru ve birçok cevabı var. Birçok cevaptan benim bu yazım için kullanacağım cevap: “Devlet, halkının mutlulğu ve refahı için vardır.” olacak.

Gelin şimdi zeytinde ve genel olarak tarımda cumhuriyet tarihindeki bazı adımları altalta yazalım.

Siyasi bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkün olabileceğini düşünen devletin kurucu aklı, henüz cunhuriyet dahi ilan edilmeden, Lozan Barış Antlaşması imzalanmadığı için ülke resmi olarak savaş halinde iken, 1923 yılının Şubat-Mart aylarında İzmir’de bir iktisat kongresi toplar ve ülkenin savaş sonrasında oturacağı ekonomik temelleri belirler. Kongre kararlarını mutlaka okumanızı tavsiye ederim, bugünkü sorunların dahi çoğuna çözüm olabilecek prensipler içermektedir.

1923 yılındaki kongrede tarıma ayrı bir önem verilir. Kongreye katılan “Çiftçi Grubu” 96 maddelik bir metin sunar. İsteklerin çoğu üretim yapmasını engelleyen, yabancılara mahkum kılan uygulamaların kaldırılmasına yöneliktir. İstekler arasında devletin üretilen ürünün 10%’unu almasını sağlayan “aşar” vergisinin kaldırılması, türün ekimi ve ticaretinin serbest bırakılması, Reji İdaresi’nin kaldırılması, tarımsal kredilerin düzenlenmesi, hayvan hastalıklarıyla mücadele, tarım alet ve makinalarının standartlaştırılması, yüksek öğrenim görenlerin bir süre köylerde danışmanlık yapmasının sağlanması gibi direkt olarak tarımsal üretimi etkileyecek, makul isteklerdir.

Burada “Reji İdaresi”nden de biraz bahsetmekte fayda var. İktisat Kongresi’nde kaldırılması istenen Reji İdaresi, II.abdülhamid döneminde kurulmuş bir yabancı şirkettir ve ülkedeki tüm tütün üretiminde tekeldirler ve tüm tütün vergilerini, aşarı, satışlarını kendi üzerlerine alırlar. Meşhur ÇÖKERTME türküsünde de bahsi geçen “kolcular” işte bu idare için çalışan inzibat erleridir.

İsteklerin hemen hemen hepsi gerçekleitirilir. 1925 yılında Reji İdaresi devletleştirilir, tüm tarımsal üretim Türk köylüsüne serbest bırakılır. Bu karar yalnızca tarım politikası ile ilgili bir karar olmaktan çıkar ve diplomasi çevrelerinde “Türkiye’nin egemenliğinin ve bağımsızlığının” bir işareti olarak yorumlanır.

Mustafa Kemal Atatürk, çiftçiliği, tarım yapmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir kişidir. Askeri okula girmeden önce dayısının çiftliğinde uzunca bir süre kalmış ve bir çiftlikle ilgili herşeyi öğrenmiştir. Yalnız tarladaki kargaları kovalamamış, döğen üzerinde kardeşiyle iş de yapmış, kendine ait bir bahçe de oluşturmuş, çeşitli çiçekler, sebze meyve de yetiştirmiştir. Makbule Atadan çiftlik yıllarını “Ağabeyim Atatürk” başlığı ile tefrika halinde yazdığı anılarında M.Kemal’in tarıma ne kadar meraklı olduğunu ve öğrenmeye aç, çalışkan bir çocuğun neler başarabileceğini okuyabilirsiniz.

Ülkenin bağımsızlığını korumanın ve refahını arttırmanın bir yolu olarak tarımı ve tarım tarafından desteklenen sanayii gören Atatürk, bunu AOÇ açılışında sarfettiği şu sözlerle çok net ortaya koymuştur: “ Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya üzerinde olmayacaktık.

Unutmayınız ki bunu söyleyen, çok kısa bir süre öncesine kadar cephelerde savaşan bir askerdir ve bir savaşta lojistik ve ordunun beslenmesi herşeydir.

Tarımda yalnızca millileşme yeterli olmayacak, ileri üretim teknikleri de kullanılacaktır. Makineleşme, üretim teknolojilerinin en üst seviyede uygulanması hem üretimi arttıracak hem de verimi arttırarak kârlılığı yükselterek refah seviyesine etki edecektir.

Örnek vermek gerekirse, özellikle Rize halkı ve Karadeniz yöresi insanının eğer bugün karnı doyuyorsa bunu cumhuriyete ve Atatürk’ün bu politikasına borçlu olduklarını bilmeleri gerekir. Cumhuriyetin ilk yıllarında toprak analizleri yapılmış, hangi yörede hangi bitkiler verimli olarak yetişir ve ekonomik kalkınmaya faydalı olur, sorusunun cevabı aranmıştır. Ve evet, ilk çay fidanları Atatürk tarafından Karadeniz’e ektirilmiştir.

Mustafa Kemal özellikle Marmara ve Ege’de yüzyıllardır zeytincilik yapıldığını elbette ki biliyordu. Ancak zeytincilik başıboş bir şekilde, bir plandan uzek, verimsiz yapılıyor, ürünler çoğunlukla zeytin olarak satılıyor ve katma değerli ürünler yapılmıyordu.

1929 yılında Yalova Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nü ziyeret eden Atatürk, zeytinciliğin geliştirilmesi ve yakın sahadaki verimden düşmüş ağaçların gençleştirilerek örnek bir zeytin haline getirilmesini ister. Ayrıca yine kendi isteği ile İtalya’dan teknik eleman getirtilir, Bursa ve çevrelerindeki köylerde kurslar açılır, çiftçi eğitilir. Çalışmalar 1937’de Bornova’da Zeytincilik Araştırma Enstitüsü kurulmasıyla hızlanır. Zeytin fideleri çekirdekten yetiştirilmeye başlanır ve kuruluşundan 4 yıl sonra fidelemede yurtdışına bağımlılık ortadan kaldırılır. Zeytin yetiştirenlere her tür destek verilir, bahçesinde zeytin ağaçları bulunup da bakımını yapmayanlar cezalandırılır.

Enstitüden mezun olanlar fen memuru olarak işe alınır ve köylere gönderilir. Köylü önce karşı çıkar işlerine karışılmasına. “Ağaçlar küçülüyor,” diyerek budanmasını istemezler örneğin. Ancak fen memurları ısrarcıdırlar, kanun uygulanır, budamayanlara cezalar verilir. Fakat bir süre sonra görülür ki budanan zeytinler daha fazla mahsul vermektedir. Bu sefer üreticiler fen memurlarının kendi üretim yerlerine gelmeleri için tartışmaya başlarlar. Çabalar sonuç vermiştir. (Bu teşkilat 1950 yılında lağvedilmiştir.)

Zeytincilikte en önemli adım, Atatürk’ün de bizzat üzerinde çalıştığı, ancak vefatından sonra, 1939 yılında çıkartılabilen Zeytincilik Kanunu’dur. Tam adı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” olan yasayla birlikte zeytin, bahçesine bakmayan ve bakım yaptırmayan üreticilere ceza verilmesine neden olan bir bitki olarak özel korumaya alınmıştır.

Ancak işler 1950’li yıllardan sonra değişir. Kuşkusuz Marshall Planı bir yardım planıdır. ABD Dışişleri akanı George Marshall’ın planına göre ana amaç dünya savaşları ile ekonomik olarak fakirleşen “Eski Dünya”nın güçlendirilerek komunizme kaymasını engellemektir. Bu amaçla Avrupa’dan 16 ülke (Avusturya, Belçika ce Lüksemburg, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç, Portekiz, İsveç, İsviçre, İngiltere, Türkiye) toplamda 15 milyar dolar yardım alır.

Bu ülkeleri özellikle yazıyorum. Zira başımıza gelen her kötü şeyden “dış mihrakları” sorumlu tutma gibi bir anlayış var. Acaba bu ülkelerden sadece Türkiye’de mi Amerikalılar tarafından zeytincilik bitirilmek istendi, tarım yok edilmek istendi? Yoksa istekler benzerdi de bizler sıcak parayı görünce bağımsızlığı falan bir taraf bırakıp istekleri yerine mi getirdik?

Bizler Atatürk’ü bir siyasi figür, bir nostaljik süper kahraman veya bir moda ikonu olarak sevmiyoruz. Bizler Atatürk’ü, devleti tam da olması gerektiği yerine oturttuğu, yani “halkın refahı ve mutluluğu için çalışan örgüt” tanımına getirdiği için seviyoruz. Aklı ve bilimi rehber edindiği için seviyoruz. Uyguladığı reçetelerin 100 yıl sonra dahi geçerli olmasından dolayı seviyoruz.

Acilen zeytinciliğin ve Türk tarımının 1930’lu yıllardaki anlayışla ve heyecanla tekrardan ele alınması gerekmektedir.

Aksi halde dünya üzerinde kalmamız zorlaşacak ve bunu “dış mihraklar” yapmış olmayacak…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.